İsrail’de Araplar olmadan değişim mümkün değil
Seçim sonuçları İsraillileri iki seçenek arasında karar vermek zorunda bıraktı: Ya Benjamin Netanyahu liderliğinde bir hükümet ya da Arap partilerinin de yer aldığı bir hükümet. Şu anda başka bir seçenek ufukta görünmüyor.
İçlerinde hiç de azımsanmayacak sayıda ırkçı bulunan “değişim bloğu” seçmenleri artık kendilerine şu soruyu sormalı:
Bu ülkeye bugüne kadar kim daha fazla zarar verdi: Bibi mi, Tibi mi? Peki gelecekte kim daha fazla zarar verecek: Yousef Jabareen mi, Itamar Ben-Gvir mi? Bezalel Smotrich mi, Mansour Abbas mı?
Ancak mesele yalnızca kurulacak bir sonraki hükümet değil.
İki gün önce ortaya çıkan gerçek şu: İsrail’de sağ iktidara karşı, Arapların değişim bloğuna katılmasından başka bir alternatif bulunmuyor.
İster beğenin ister beğenmeyin, Araplar olmadan bu ülkede değişim olmayacak.
İsrail hızla sağa kaydı ve bunun bedeli de bu oldu; tabii buna bedel denebilirse.
Bu açıdan bakıldığında seçim sonuçları aslında sevinilecek bir gelişme. Çünkü İsrail’in önüne birbirinden çok farklı iki seçenek koydu.
Arap partileri olmadan, onlarla gerçek bir ittifak kurulmadan İsrail’de merkez sol bir hükümet kurulamayacak.
Tıpkı geçmişte ultra-Ortodokslarla kurulan ve onlarca yıl boyunca Mapai’nin kesintisiz iktidarını güvence altına alan o “tarihî” ittifak gibi.
İsrail’in Arap vatandaşları, tarihlerinde ilk kez İsrail devletinin gerçek bir parçası ve değişim koalisyonunun ayrılmaz bir unsuru hâline geldiler.
Şimdi asıl mesele, bu siyasi kampın kendi içine işlemiş ırkçılığı aşıp aşamayacağıdır.
Arapları dişlerini sıkarak değil, gizlice değil, dışarıdan destek veren bir unsur olarak değil, tiksinti dolu bakışlarla hiç değil; gün ışığında, eşit ve tam ortaklar olarak, sevinçle ve gururla kabul edebilecekler mi?
Eğer muhalefet liderleri Arapları reddederse, aslında Netanyahu’dan hiçbir farkları olmadığını göstermiş olacaklar.
Bu, kendi ırkçılıklarıyla yüzleşmektense şeytan olarak gördükleri Netanyahu’yu bile tercih ettikleri anlamına gelecek.
Eğer bu tarihî fırsatı kaçırırlarsa, herkes şu gerçeği anlayacak: Bu ülkede ırkçılık, siyasi yelpazenin tamamında, bütün diğer değerlerin üzerinde tutulan en üstün değer hâline gelmiştir.
Maskelerin düştüğü bu noktaya gelmiş olmamız ne kadar da iyi!
Gerçekten burada birbirinden farklı iki siyasi kamp mı var? Bir tarafta “ışığın çocukları”, diğer tarafta “karanlığın çocukları” mı?
Yoksa hepsi “karanlığın çocukları” mı?
Defalarca söylendiği gibi, Netanyahu yönetiminde geçirilecek dört yıl daha, İsrail açısından neredeyse varoluşsal bir felaket olacaktır.
Peki İsrailli Arapların hükümete katılması bundan daha büyük nasıl bir tehlike oluşturabilir?
Burada herhangi bir tehdit yok. Aksine, büyük bir umut ve vaat var.
Seksen yıllık dışlanmanın ve eşitsiz muamelenin ardından, neredeyse hiçbir yeni Arap kasabasının veya köyünün kurulmadığı, toplum içinde Arapça konuşmanın ayıplanacak bir davranış olarak görüldüğü ve “Yahudileştirme” politikasının hâlâ Siyonist bir değer sayıldığı bir ülkede, şimdi benzersiz bir fırsat doğmuş durumda.
Araplar artık Gadi Eisenkot’a ve onun siyasi ortaklarına ellerini uzatarak bir ortaklık teklifinde bulunabilirler.
Üstelik yalnızca İsrail siyasetinin makbul ve uysal Arap lideri olarak görülen Mansour Abbas’la değil, bütün Arap siyasi temsilcileriyle birlikte.
Elbette böyle bir ortaklığın bir bedeli olacaktır. Zaten olması da gerekir.
Böyle bir ortaklık, Yahudi toplumunun çehresini de değiştirecektir.
Belki bu sayede bir ya da iki soykırımın daha, pogromların ve Bedevi yerleşimlerinde işlenen cinayetlerin önüne geçilebilir.
Bundan hepimiz kazançlı çıkacağız.
Dünya da böyle bir gelişmeyi büyük bir sevinçle karşılayacaktır.
Üstelik bunun maliyeti, ultra-Ortodoksların desteğini satın almak için ödenen bedelden daha düşük olacak; devletin geleceğini, yerleşimcilere aktarılan devasa kaynaklardan çok daha az tehlikeye atacaktır.
Makul ve adil bir teklif karşılığında, daha radikal çizgideki Balad Partisi’nin bile böyle bir ortaklığa katılabileceği düşünülebilir.
Kanal 12 yorumcusu Amit Segal şimdiden bir uyarıda bulundu. Değişim bloğunda rehinelerin ailelerinden altı kişinin bulunduğunu ve bunların Araplarla aynı hükümette yer almayı kesinlikle kabul etmeyeceklerini söyledi.
Ancak ben, bu kişilerin Segal’e kendi adlarına konuşma yetkisi verdiklerinden şüpheliyim.
Kaldı ki neden kabul etmesinler?
Yousef Jabareen birini mi öldürdü?
Sami Abu Shehadeh birine tecavüz mü etti?
İsrail barış hareketinin gayriresmî marşı sayılan “Barış Şarkısı”nda (Shir LaShalom) söylendiği gibi:
“Geçmişe bakmayın; gidenleri huzur içinde bırakın.”
Kaynak: Haaretz I Çeviri: Serbestiyet
