Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Sokaklar doluyor, peki siyasetin yönü nereye?

    28 Ekim 2026

    İstanbul’da dört belediye başkanı YENİ Parti’ye katıldı: Katılan başkan sayısı 246’ya yükseldi

    27 Ekim 2026

    Diyarbakır Şehir Hastanesi şantiyesinde Yapı Yol-İş üyesi işçilerin direnişi sürüyor

    27 Ekim 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Sokaklar doluyor, peki siyasetin yönü nereye?

      28 Ekim 2026

      Halife Abdülhamid’in 597 bin lirası, Maliye’nin 3 bin lirası vardı

      25 Ekim 2026

      Ölümünün 55. yılında Kıvılcımlı kitapları (III) Sahtekârlığı ifşa: 3. yazı

      21 Ekim 2026

      Hacı Bektaş Dergâhı Çelebilerine yönelik takibatlar: Yasaklar, soruşturmalar ve polis gözetimi

      20 Ekim 2026

      Ölümünün 55. yılında Kıvılcımlı kitapları (III) Sahtekârlığı ifşa: 2. yazı

      19 Ekim 2026
    • Seçtiklerimiz

      En kötü 8. ülke: Dibin dibindeyiz!

      26 Ekim 2026

      Uçum kim gibi?

      21 Ekim 2026

      Dekadans, faşizm ve kapitalist rasyon

      14 Ekim 2026

      Ucuz hammadde avı

      12 Ekim 2026

      Şimdi Che okuma zamanı

      9 Ekim 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      DEM Partili Özgül Saki: “Hiçbir toplumsal kesim güvende değil”

      22 Eylül 2026

      NAZA’nın yönetmenleri: Gazze’de yaşananlara dair hâlâ büyük bir inkâr söz konusu

      14 Eylül 2026

      Tülay Hatimoğulları: Garanti aramanın yolu süreci dönülmez hâle getirmek

      17 Ağustos 2026

      Dr. Toros Korkmaz: “Çerçeve yasa çözüm için hukuksal zemin oluşturabilir”

      6 Ağustos 2026

      Eski FARC komutanı Lida Ortiz: “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, silah bırakmaktan çok daha zor”

      20 Temmuz 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Sokaklar doluyor, peki siyasetin yönü nereye?

    Sokaklar doluyor, peki siyasetin yönü nereye?

    TOROS KORKMAZ yazdı: Avrupa sokaklarında yükselen toplumsal öfke, kendi başına ne özgürleştirici ne de otoriter bir sonuç doğurur. Bu öfkenin yönünü, toplumsal güçlerin örgütlenme kapasitesi, siyasal programların inandırıcılığı ve insanların ortak geleceklerine ilişkin beklentileri belirleyecektir. Solun tarihsel sorumluluğu, toplumsal hoşnutsuzluğu yalnızca mevcut iktidarlara karşı bir tepki olarak bırakmamak; onu eşitlik, özgürlük ve dayanışma temelinde yeni bir toplumsal düzen arayışına dönüştürmektir.
    Toros Korkmaz28 Ekim 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email
    Kitlesel öfke, siyasal güç ve yaklaşan tehlike

    Son haftalarda dünyanın farklı bölgelerinde, özellikle Avrupa’da, yüz binlerce insanın katıldığı geniş çaplı protestolar yeniden siyasal gündemin merkezine yerleşti.[1] Hayat pahalılığı, güvencesiz çalışma, sosyal hakların aşındırılması, özellikle kamusal eğitim hizmetlerindeki gerileme, siyasal temsil mekanizmalarına duyulan güvensizlik, militarist politikaların toplumlara zorla dayatılması ve emperyalist saldırganlık farklı toplumsal kesimleri sokaklarda bir araya getiren başlıca etkenler arasında bulunuyor. Bu hareketlilik, mevcut ekonomik ve siyasal düzene yönelik hoşnutsuzluğun derinleştiğini gösteriyor. Ancak kitlesel gösterilerin büyüklüğünü doğrudan sol siyasetin güçlenmesi olarak yorumlamamak gerekir. Her ne kadar, Fransa’da Melanchon’un Boyun Eğmeyen Fransa partisinin yükselişinde, Berlin özelinde Die Linke’nin (Sol Parti), Avusturya’nın Graz ve Salzburg kentlerinde Komünist Parti’nin elde ettiği başarılarda kuşkusuz sokaktaki hareketlenmenin ciddi bir payı olsa da, daha büyük ölçekte başarılar için toplumsal hoşnutsuzluğun siyasal olarak çok daha büyük ölçekte örgütlenmesi gerekir. İnsanların mevcut düzenden memnun olmaması, kendiliğinden, eşitlikçi, özgürlükçü ya da sosyalist bir programa yöneldikleri anlamına gelmiyor. Aynı hoşnutsuzluk, bir taraftan özellikle şehir merkezlerinde nispeten eğitim düzeyi yüksek ya da göçmen kökenli kesimlerde demokratik dönüşüm taleplerini güçlendirirken, diğer taraftan kırsalda ya da taşranın görece küçük şehirlerindeki yerli kesimlerde milliyetçi, otoriter ve dışlayıcı radikal sağ siyasetlerin toplumsal tabanını genişletiyor. Dolayısıyla belirleyici olan, sokaklarda kaç kişinin bulunduğundan çok, toplumsal öfkenin değişik toplumsal katmanlarda nasıl anlamlandırıldığı ve hangi gelecek tasavvuruna yöneltildiğidir.

    Avrupa’da radikal sağın ulaştığı toplumsal ve siyasal güç, bu sorunun önemini açıkça ortaya koyuyor. Radikal sağ partiler artık siyasal sistemin kenarında duran marjinal hareketler değildir. Birçok ülkede seçim sonuçlarını belirleyebilen, hükümetlerin politikalarını etkileyebilen ya da doğrudan iktidara gelebilen güçlerdir. Kamuoyu araştırmaları ve seçim sonuçları, ülkeler arasında önemli farklılıklar bulunmakla birlikte, bu sağ popülist hareketlerin toplumların üçte biri civarına tekabül eden geniş bir seçmen kitlesini etkisi altına aldığını gösteriyor. Buradaki temel çelişki şudur: Bir yanda insanlar ekonomik adaletsizliğe ve siyasal kararların kendi yaşamları üzerindeki etkisine karşı sokağa çıkarken, diğer yanda aynı düzenden duyulan hoşnutsuzluk radikal sağın seçim başarısına dönüşebiliyor. Bu iki eğilim de ideolojik olarak birbirine karşı gelişiyor. ama her ikisi de geniş halk kitleleri içinde mevcut ve neoliberal ekonomik düzenin yarattığı krizlerden besleniyor. Aralarındaki fark, krizin nedenlerinin nasıl açıklandığında ve çözümün hangi siyasal hedeflerde arandığında ortaya çıkıyor. Solun önündeki stratejik sorun, toplumsal hoşnutsuzluğun varlığını saptamak değil, bu hoşnutsuzluğun neden eşitlikçi bir dönüşüm programına kendiliğinden yönelmediğini anlamaktır.

    Radikal neofaşist sağ, ekonomik güvencesizlik ve gelecek kaygısı yaşayan kesimlere kolay anlaşılır, duygusal açıdan etkili, aslında hiç yaşanmamış eski güzel günler nostaljisini satıyor ve küreselleşmenin etkisiyle kendi ulusal kimliklerini tehdit altında hissedenlere güçlü bir aidiyet duygusu üreten cevaplar sunuyor. Toplumsal sorunların sorumluluğunu göçmenlere, mültecilere, etnik, dinsel, cinsel azınlıklara ya da hayalî iç düşmanlara yükleyerek ekonomik ve siyasal iktidar ilişkilerinin sorgulanmasını engelliyor. Böylece sınıfsal eşitsizlikler, toplumun farklı kesimleri arasındaki kültürel çatışmalar biçiminde sunuluyor; ekonomik gücü elinde bulunduranlarla bu gücün sonuçlarına katlanmak zorunda kalanlar arasındaki çelişki görünmezleşiyor. Radikal sağın başarısı, insanların yaşadığı sorunları bütünüyle inkâr etmesinden değil, bu sorunların nedenlerini başka yerde göstermesinden. hedef saptırmasından kaynaklanıyor. Ulusal aidiyetin yeniden kurulması, otoritenin güçlendirilmesi ve dışlayıcı bir düzenin tesis edilmesi, karmaşık sorunlara verilmiş basit ama siyasal açıdan etkili cevaplar olarak işlev görüyor. Solun bu tablo karşısındaki zayıflığı ise ekonomik sorunları eleştirmekle yetinip bunları aşmaya yönelik güvenilir bir programı ve toplumsal dayanışma biçimlerini yeterince güçlü şekilde ortaya koyamamasında yatıyor. Burada sol, sermayenin ve devletin kaynaklarının ve imkanlarının büyük kısmını krizden çıkış için radikal sağı güçlendirmeye ayırdığını ve bunun için anaakım medyayı da seferber ettiğini gözden çıkarmamalıdır.

    Neoliberal düzen ve sermayenin siyasal tercihi

    Radikal sağın yükselişini yalnızca seçmenlerin önyargılarıyla, kültürel korkularıyla ya da propaganda teknikleriyle açıklamak yetersizdir. Bu olguyu anlamak için neoliberal ekonomik modelin yarattığı dönüşümleri mutlaka hesaba katmak gerekir. Onlarca yıldır kamusal hizmetlerin daraltılması, emeğin pazarlık gücünün zayıflatılması, sosyal güvencelerin aşındırılması ve servetin çokuluslu şirketlerde ve finans kuruluşlarında yoğunlaşması, geniş toplumsal kesimlerin yaşam koşullarını değiştirdi.[2] Konutun giderek erişilmesi güç bir metaya dönüşmesi, sağlık ve eğitim hizmetlerinin üzerindeki baskı, güvencesiz istihdam ve gelecek kaygısı yalnızca maddi eşitsizlikleri büyütmekle kalmadı; aynı zamanda siyasal kurumlara duyulan güveni de aşındırdı. Çalıştığı hâlde insanca yaşayamayan, çocuklarının kendisinden daha iyi koşullarda yaşayacağına inanmayan ve siyasal kararların taleplerini dikkate almadığını düşünen insanlar açısından mevcut düzenin meşruiyeti giderek sorgulanır hâle geliyor. Geleneksel merkez sağ ve ve merkez sol partilerin neoliberal iktisat politikalarını sadece nüans farkları içerecek şekilde uygulaması da radikal sağın kendisini sistem karşıtı bir seçenek olarak sunmasına imkân veriyor.

    Bununla birlikte, radikal sağın söylemi ile ekonomik programı arasındaki ayrım özellikle önemlidir. Bu hareketler, mevcut düzeni eleştirdikleri izlenimini yaratırken çoğu zaman eşitsizliğin temelini oluşturan mülkiyet ve iktidar ilişkilerini sorgulamıyor. Aksine, bazı radikal sağ programlar emeğin haklarını sınırlandıran, sendikaların etkisini azaltan ve kamusal kaynakların sermaye lehine kullanılmasını kolaylaştıran politikalarla milliyetçi ve korumacı söylemleri bir araya getirebiliyor. Ya da bu siyasetler örneğin Fransa’da Ulusal Birlik Partisi’nin programında yazdığı gibi son derece pragmatik, sadece yerli işçi sınıfının refahını arttırmaya yönelik bir takım pansuman niteliğinde ekonomik iyileştirmeler öneriyor.[3] Böylece ekonomik sorunların sorumluluğu, üretim ve servet üzerindeki güç ilişkilerinden uzaklaştırılarak göçmenlere ve diğer kırılgan toplumsal gruplara yöneltiliyor. İşçiler kendi aralarındaki kimlik farklılıkları üzerinden karşı karşıya getirilirken ücretler, çalışma koşulları ve servet dağılımı gibi temel meseleler siyasal tartışmanın geri planına itiliyor. Özet olarak radikal popülist sağ, özünde ekonomik adaletsizliklere karşı gerçek bir alternatif oluşturmayan, ulusal sermayeyi korumak adına çoğunlukla çalışanların haklarını zayıflatan, neoliberal düzen ile uyumlu, onu farklı bir ideolojik çerçeve içinde yeniden üreten bir programa sahiptir.

    Son dönemde, özellikle sermaye sınıfının en tepesinde yer alan ve yapay zekâ teknolojileri geliştiren şirketlerin sahipleri, demokrasinin temel ilkelerini ve kurumlarını devre dışı bırakarak teknokratik yönetim modellerini savunmakta; aynı zamanda radikal sağ siyasal hareketlere açık destek vermektedirler.[4] Kapitalist sınıfın bütün bileşenlerinin aynı siyasal tercihlere sahip olduğunu ileri sürmek doğru olmaz; ancak büyük çoğunluğu açısından otoriter ve milliyetçi siyasetin yükselişi önemli ekonomik ve siyasal fırsatlar yaratıyor. Vergilerin ve düzenleyici mekanizmaların sermaye lehine yeniden düzenlenmesi, sendikal gücün sınırlandırılması, toplumsal muhalefetin baskı altına alınması ve kamusal kaynakların özel çıkarlar doğrultusunda kullanılması, bu kesimlerin çıkarlarıyla örtüşüyor. Radikal sağın demokratik kurumlara yönelik baskısı ile sermayenin ekonomik çıkarları arasında böylece işlevsel bir bağ kurulabiliyor. Solun görevi, bu ilişkiyi teşhir ederken radikal sağın politikalarının kimin çıkarına hizmet ettiğini somutlaştırmak ve ekonomik eşitsizliklerin nedenlerini hedef alan bir alternatif geliştirmektir.

    Antifaşist cephe: Geniş toplumsal ittifak ve demokratik mücadele

    Bu koşullarda solun önündeki acil görev, antifaşist mücadeleyi güçlendirecek geniş bir toplumsal ve siyasal cephe oluşturmaktır. Böyle bir cephe, yalnızca radikal sağın seçimlerde iktidara gelmesini engellemeye yönelik geçici bir ittifak olarak düşünülmemelidir. Amaç, demokratik hakları, toplumsal eşitliği ve örgütlenme özgürlüğünü savunabilecek kalıcı bir mücadele kapasitesi yaratmaktır. Ortak mücadele zemini, bütün bileşenlerin aynı ideolojiyi paylaşmasını ya da ekonomik ve siyasal sorunlara aynı cevapları vermesini gerektirmez. Belirleyici olan, demokratik hakların ortadan kaldırılmasına, ayrımcılığın kurumsallaştırılmasına, militarizmin, emperyalist saldırganlığın ve otoriter yönetim biçimlerinin güçlendirilmesine karşı birlikte hareket edebilme iradesidir. Antifaşist cephe, farklılıkları ortadan kaldıran bir örgütsel birlikten çok, bu farklılıkları demokratik biçimde koruyarak ortak tehditlere karşı mücadele edebilen çoğulcu bir siyasal zemin olmalıdır. Cephenin toplumsal tabanı, örgütlerin sayısına ya da biçimsel temsil oranlarına indirgenmemeli; farklı kesimlerin ortak talepler etrafında birlikte hareket edebilme kapasitesi üzerinden değerlendirilmelidir. Çoğulculuk, burada yalnızca temsil edilecek grupların çeşitliliğini değil, ortak kararların demokratik biçimde alınmasını ve her bileşenin kendi özerkliğini koruyabilmesini de ifade eder.

    Antifaşist mücadelenin yöntemleri de siyasal hedefleriyle uyumlu olmalıdır. Sol, vandalizme varan ve çoğu belki de polis tarafından organize edilerek kışkırtılan şiddet patlamalarına mesafe koyma becerisi gösterebilmelidir. Prensip olarak kitlesel katılıma dayanan ve demokratik meşruiyetini koruyan bir mücadele anlayışını benimsemelidir. Barışçıl gösteriler, grevler, boykotlar, sivil itaatsizlik, hukuki mücadele ve yerel dayanışma pratikleri, toplumsal muhalefetin temel araçları arasında yer almalıdır. Şiddet olayları, her ne kadar sayıca az da olsa Filistin davasını antisemitik bir tarzda yürüten radikal İslamcı grupların eylemlere sızması vb. toplumsal talepleri çoğunlukla görünmez kılar, iktidarların baskıcı önlemlerini meşrulaştırmasına ve radikal sağ siyasetlerin güvenlikçi söylemlerinin meşruluk kazanmasına imkân sağlar ve böylece geniş kesimlerin mücadeleye katılmasını zorlaştırır. Bununla birlikte şiddetin asıl kaynağı neoliberal kapitalist devletin halk üzerinde uyguladığı baskıdır; on altı yaşındaki genç liselilerin gözlerine gaz sıkanlar, politik mültecileri yaka paça yerlerde sürükleyenler polislerdir. Keyfî gözaltıları, örgütlenme özgürlüğüne yönelik müdahaleleri ya da demokratik hakların ihlalini görmezden gelmek söz konusu değildir. Antifaşist siyaset, vandalizmle arasına mesafe koyarken şiddetin gerçek kaynağı konusunda burjuva basınının etkisi altında kalan halk kesimlerinin gözünü açıcı iletişim faaliyetlerinde olmalıdır.

    Neoliberalizme alternatif bir ekonomik program

    Antifaşist cephenin yalnızca demokratik hakları savunmakla yetinmesi, radikal sağın yükselişini besleyen toplumsal koşulların değişmeden kalması anlamına gelir. Bu nedenle demokratik kazanımları koruma mücadelesi ile neoliberal ekonomik modele alternatif geliştirme çabası birbirinden ayrı düşünülemez. İnsanlar için siyaset, yalnızca demokratik ilkeler üzerine yürütülen bir tartışma değildir; aynı zamanda barınma, çalışma, sağlık, eğitim ve gelecek güvencesi gibi gündelik sorunlara cevap bulma arayışıdır. İşyerlerinde, mahallelerde, üniversitelerde ve yerel yönetimlerde geliştirilecek dayanışma ağları, barınma hakkı, çalışma koşulları, kadınların eşitliği, gençlerin gelecek kaygısı, göçmenlerin hakları ve kamusal hizmetlerin korunması gibi meseleler ortak bir siyasal gündemde buluşturulmalıdır. İnsanlar antifaşist siyaseti yalnızca belirli günlerde düzenlenen gösterilerde değil, hayatlarını doğrudan etkileyen sorunların çözümünde de deneyimleyebilmelidir. Sol, bu sorunlara somut ve uygulanabilir cevaplar veremediği sürece, radikal sağın kolaycı vaatleri karşısında dezavantajlı kalacaktır. Alternatif bir ekonomik programın inandırıcılığı, yalnızca neoliberalizme yöneltilen eleştirinin sertliğine değil, insanların hayatlarında yaratabileceği değişimin açıklığına bağlıdır. Bu program hem mevcut eşitsizliklerin nedenlerini ortaya koymalı hem de bunları aşmak için kullanılacak araçları, finansman kaynaklarını ve demokratik denetim mekanizmalarını tanımlamalıdır. 20. yüzyılda uygulanmış ve başarısızlığa uğramış çoğunlukla özgürlük karşıtı katı bürokratik merkeziyetçi ekonomik ve siyasi modellerin dışında demokratik katılımcılığı, maksimum düzeyde özgürlüğü önceleyen programlar önerilmelidir.

    Bu programın önceliği, kapitalist ekonomik sistemi belli bir zaman aralığında aşma vizyonundan taviz vermeden, emeğin toplumsal ve siyasal gücünü yeniden inşa etmek olmalıdır. Ücretlerin yaşam maliyetlerine göre korunması, güvencesiz çalışmanın sınırlandırılması, sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması ve çalışanların, en azından ilk aşamada, üretim süreçlerinde daha fazla söz sahibi olması ilk temel hedeflerdir. Bunun için toplu pazarlık mekanizmaları güçlendirilmeli, üretimden doğan zenginlik daha adil paylaşılmalı ve cinsiyet eşitsizliği ile, göçmen işçilerin karşılaştığı ayrımcılıkla mücadele edilmelidir. İkinci öncelik, barınma, sağlık, eğitim, ulaşım ve bakım hizmetlerinin piyasanın belirlediği satın alma gücüne bağımlılığını azaltarak bunları herkesin erişebileceği temel toplumsal haklar hâline getirmektir. Sosyal konut üretimi, kiracıların korunması, spekülatif gayrimenkul yatırımlarının sınırlandırılması ve kamusal hizmetlerin geliştirilmesi bu dönüşümün başlıca araçlarıdır. Bununla birlikte, bu hedeflere ulaşmak için, sermaye sınıfının ekonomik çıkarlarıyla doğrudan karşı karşıya gelmeyi göze almak, servet ve yüksek gelir üzerindeki vergilendirmeyi güçlendirmek, vergi kaçakçılığıyla mücadele etmeyi ve kamusal yatırımları artırmak gerekir.

    Ekonomik dönüşüm, ekolojik adaleti de içermelidir. Enerji verimliliği, temiz enerji, toplu ulaşım ve yeni istihdam alanlarına yönelik yatırımlar, çalışanların haklarını ve geçim güvencesini koruyan bir planlamayla yürütülmelidir. Fosil yakıtlara dayalı sektörlerde çalışanların mesleki eğitim ve yeni iş olanaklarıyla desteklenmesi, ekolojik dönüşümün maliyetlerinin düşük gelirli kesimlere yüklenmesini önlemek açısından önemlidir. Bütün bu politikaların ortak amacı, ekonomiyi sermaye birikiminin önceliklerine göre değil, toplumun demokratik biçimde belirlenmiş ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlemektir. Bunun için sol, neoliberalizme yönelik eleştirisini, somut finansman kaynaklarıyla, uygulanabilir politikalarla ve demokratik denetim mekanizmalarıyla desteklenen bir ekonomik programa dönüştürmelidir. Antifaşist cephenin kalıcı toplumsal destek kazanması, yalnızca demokratik kazanımları savunmasına değil, aynı zamanda daha eşit ve özgür bir toplumun ekonomik temellerini kurabilecek inandırıcı bir alternatif sunmasına bağlıdır. Siyasi ve ekonomik mücadele birbirini tamamlamalıdır.

    Sonuç: Savunmadan kurucu siyasete

    Antifaşist mücadele, yalnızca seçim dönemlerinde yoğunlaşan bir kampanyaya indirgenemez; demokratik hakların gündelik hayatta savunulmasını ve toplumsal dayanışmanın süreklilik kazanmasını gerektirir. Aynı zamanda solun kendi örgütlenme biçimleri de savunduğu demokratik değerlerle uyumlu olmalıdır. Örgütler arasındaki rekabetin ortak mücadelenin önüne geçmesi, toplumsal taleplerin birbirine rakip gösterilmesi ve karar alma süreçlerinin dar merkezlerde toplanması, geniş bir cephenin oluşmasını zorlaştırır. Farklılıkların demokratik biçimde korunması, şeffaflık, hesap sorulabilirlik ve karşılıklı güven, birlikte mücadelenin temel koşulları olarak ele alınmalıdır.

    Bugün Avrupa sokaklarında yükselen toplumsal öfke, kendi başına ne özgürleştirici ne de otoriter bir sonuç doğurur. Bu öfkenin yönünü, toplumsal güçlerin örgütlenme kapasitesi, siyasal programların inandırıcılığı ve insanların ortak geleceklerine ilişkin beklentileri belirleyecektir. Solun tarihsel sorumluluğu, toplumsal hoşnutsuzluğu yalnızca mevcut iktidarlara karşı bir tepki olarak bırakmamak; onu eşitlik, özgürlük ve dayanışma temelinde yeni bir toplumsal düzen arayışına dönüştürmektir. Bunun yolu, demokratik hakları savunan geniş bir antifaşist cepheyi, emeğin gücünü artıran ve neoliberal ekonomik modele somut bir alternatif sunan kurucu siyasetle birleştirmekten geçmektedir. Sokakları doldurmak kuşkusuz önemlidir; ancak asıl belirleyici olan, sokaklarda biriken toplumsal enerjinin hangi siyasal programa ve nasıl bir geleceğe yöneltileceğidir. Sol, bu geleceği inandırıcı biçimde ortaya koyamadığı sürece ve neofaşist ideolojinin etkisi altında kalan işçi sınıfının en azından bir bölümünü kendi yanına çekemediği sürece bugünün öfkesi yarının özgürlüğünü değil, yeni bir otoriterliğin yükselişini besleyecektir. Unutulmaması gerekir ki, 20. yüzyılın tarihi başarılamayan devrimlerin faşizmlerle boğulduğuna şahittir.


    [1] Fransa’da Başlayan Hayat Pahalılığı Protestoları Avrupa’ya Yayılıyor – Eurovizyon | Son Dakika, İngiltere, Dünya, Avrupa ve Londra haberleri

    [2] Neoliberalism: Oversold? — Finance & Development, June 2016

    [3] https://www.bbc.com/turkce/articles/c6p270d871po

    [4] https://www.birgun.net/haber/elon-musktan-irkci-afdye-destek-ya-almanya-afdyi-secer-ya-da-almanyanin-sonu-gelir-650028

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Halife Abdülhamid’in 597 bin lirası, Maliye’nin 3 bin lirası vardı

    25 Ekim 2026

    Ölümünün 55. yılında Kıvılcımlı kitapları (III) Sahtekârlığı ifşa: 3. yazı

    21 Ekim 2026

    Hacı Bektaş Dergâhı Çelebilerine yönelik takibatlar: Yasaklar, soruşturmalar ve polis gözetimi

    20 Ekim 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Toros Korkmaz

    Sokaklar doluyor, peki siyasetin yönü nereye?

    Nevzat Onaran

    Halife Abdülhamid’in 597 bin lirası, Maliye’nin 3 bin lirası vardı

    Ahmet Kale

    Ölümünün 55. yılında Kıvılcımlı kitapları (III) Sahtekârlığı ifşa: 3. yazı

    Mahsuni Gül

    Hacı Bektaş Dergâhı Çelebilerine yönelik takibatlar: Yasaklar, soruşturmalar ve polis gözetimi

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Aziz Çelik

    En kötü 8. ülke: Dibin dibindeyiz!

    Ertuğrul Kürkçü

    Uçum kim gibi?

    Volkan Yaraşır

    Dekadans, faşizm ve kapitalist rasyon

    Alp Altınörs

    Ucuz hammadde avı

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Diyarbakır Şehir Hastanesi şantiyesinde Yapı Yol-İş üyesi işçilerin direnişi sürüyor

    27 Ekim 2026

    İliç’te yaşamını yitiren Uğur Yıldız’ın kardeşinden Binali Yıldırım’a: “Kaybedecek neyimiz var, evlatlarımızı toprağın altında çürüttünüz”

    27 Ekim 2026

    BİRTEK-SEN: Merinos’ta işçilere ifade özgürlüğünü kısıtlayan belge imzalatıldı

    26 Ekim 2026
    KADIN

    İpek Er’in faili eski uzman çavuş Musa Orhan’a beraat

    26 Ekim 2026

    AYM’nin süresiz nafaka iptaline kadınlardan tepki: “Haklarımızdan da hayatlarımızdan da vazgeçmeyeceğiz”

    23 Ekim 2026

    Kadınlar Fatmanur ve Hifa İkra için Taksim’de sokakta

    18 Ekim 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.