Bilindiği üzere, 1925 yılının sonlarına doğru çıkarılan 677 sayılı Kanun ile birlikte tekke ve zaviyeler kapatılmış, çelebilik, dedelik, babalık vb. çeşitli unvan ve sıfatların kullanılması yasaklanmıştı.
Ancak Kanun yürürlüğe girmeden önce olduğu gibi, yürürlüğe girdikten sonra da Hacı Bektaş Dergâhı Çelebileri takibatlara uğramaya devam etmişlerdir.
Bu anlamda tekkelerin kapatılması ve unvanların kaldırılması bir son değil, yeni bir takibat sürecinin başlangıcı olmuştur.
Nitekim sonraki süreçte tekkelerin eşyaları satılmış, tahrip veya imha edilmiş, Çelebiler ve tarikat mensupları da yıllarca takip edilmiş, adli kovuşturmalara uğramışlardır.
Mahsuni Gül, “İstiklal Mahkemeleri ve Bektaşiler” başlıklı makalesinde Cumhurbaşkanlığı Cumhuriyet Arşivi’nde bulunan 29.03.1925 tarihli bir belgeye yer verir.
Söz konusu belgeye göre, Isparta’da ikamet eden Mustafa Çavuş ve Zeytin köyünden Veli Dede, Cumhuriyet hükümeti aleyhine propaganda yaptıkları ve halkın huzurunu ihlal ettikleri gerekçesiyle Takrir-i Sükûn Kanunu’na muhalif görülerek İstiklal Mahkemesine sevk edilmişlerdir. Yargılama sonucunda Mustafa Çavuş dolandırıcılık suçundan hapse mahkûm edilmiş, Veli Dede ise beraat etmiştir.
Hacı Bektaş Çelebisi Veliyüddin Çelebi Efendi hakkında ise devlet kanunlarını dikkate almadığı ve memlekette Orta Çağ’a yakışır bir anlayışla hüküm icra etmeye çalıştığı sabit görülerek ayrıca takibat yapılmasına karar verilmiştir.
Bedri Noyan, eserinde İstiklal Mahkemesi tarafından yapılan bu yargılamaya değinmeden önce, mürşitlerin bir tek Aleviye muhtaç durumda kalarak yardım topladıklarının görülmediğini belirtir. Yakın Tarihimiz adlı dergide yayımlanan “Bektaşi Ordusu” başlıklı makaleye atıfta bulunarak bu makalenin Aleviliğe içtenlikle bağlanan Anadolu insanının nasıl sömürüldüğünü somut biçimde ortaya koyduğunu ifade eder.
Ancak söz konusu makalede bahsi geçen husus yalnızca Anadolu insanının sömürülmesi meselesi değil, Mustafa Çavuş ve Veli Dede’nin Takrir-i Sükûn Kanunu’na muhalefetten İstiklal Mahkemesinde yargılanmaları ve Hacı Bektaş Çelebisi Veliyüddin Çelebi Efendi hakkında başlatılan takibattır.
Noyan, bu hususlara değinmemiştir.
Burada Noyan’ın sömürü olarak nitelendirdiği husus, Çelebilere aktarılan para ve adaklardır (nüzurat).
Gül, aynı makalesinde Kazım Karabekir’in Bir Düello Bir Suikast adlı çalışmasına da değinir.
Karabekir’in eserinin sonunda yer alan “Yayınevinin Notu” bölümünde, bazı okurların isim vermeden yayınevine Karabekir ile ilgili belgeler ulaştırdığı, bu belgelerin Karabekir ve muhaliflerin gizli polis tarafından takip edildiğini gösterdiği aktarılmaktadır.
Bu belgeler arasında yer alan 10.10.1926 tarihli bir belge özeti, eski Bektaşi Çelebisi Veliyüddin’e adamları tarafından gönderilen paralar hakkındadır.
Çelebilere getirilen paralar ve Çelebilerin takip edilmeleri hakkında bilgiler, çeşitli çalışmalarda ve Cumhurbaşkanlığı Cumhuriyet Arşivi’nde bulunan belgelerde mevcuttur.
Bu bağlamda Ömer Türkoğlu’nun Levhi Bey’in Akıl Defterine Göre Türkiye Tarihi (1909–1938) adlı çalışmasına ve Süleyman Beyoğlu’nun İki Devir Bir İnsan adlı çalışmasına özellikle değinmekte yarar var.
Her iki çalışma da tekkelerin kapatılmasından sonra Çelebilerin “nüzurat” toplamaya devam ettiklerini ve polis takibine uğradıklarını belgelemektedir.
Sait Çetinoğlu’nun da vurguladığı üzere Türkoğlu, 24 Şubat 1895’te Dersaadet Polis Müdürlüğünde göreve başlayıp 4 Mart 1939’da emekli olan Mehmet Levhi Bey’in 24 adet not defterinden oluşan günlüklerini transkribe ederek istibdat, meşrutiyet, mütareke ve Cumhuriyet dönemlerinin bir panoramasını sunmuştur.
Türkoğlu’nun tanımıyla Levhi Bey, adeta “büyük gözaltı”nın belgelerini sunmakta, ülkenin baştan başa bir tarassut altında olduğunu göstermektedir.
Türkoğlu’nun eserinde konuyla ilgili verilen ayrıntılı bilgiler özetle şöyledir:
Levhi Bey’in aktardığı bilgilere göre, Tokat’ta ikamet eden Hacı Bektaş Çelebi ahfadından Rıza, Ali İhsan, Yusuf ve Cemal’in kızı Zehra’nın Zile’ye taşındıkları, Rıza’nın burada bir manifaturacı dükkânı açtığı, bu kişilerin gizlice Alevi köylerini gezerek “nüzurat” adı verilen adakları topladıklarının tespit edildiği ve zabıtanın gözetimi altında tutularak bu geleneklerin yeniden canlandırılmasına meydan verilmemesi gerektiği bildirilmiştir.
Levhi Bey, Tokat bölgesinde 70 bin civarında Alevi nüfus bulunduğunu, bunların kollara ayrıldığını, her kolun bir dedesi ve nazırı olduğunu, dedelerin ve babaların görevlerinin müritlere telkinde bulunmak, nazırların görevlerinin ise Hacı Bektaş Veli’ye adanan para ve hediyeleri toplayıp dedelere veya Hacıbektaş postnişinine ulaştırmak olduğunu belirtir.
Tespit edilen dedeler ve babalar arasında Zile’de oturan Zehra Ana’nın ön planda bulunması tesadüf değildir.
Çünkü Zehra Ana, merhum postnişin Cemaleddin Efendi’nin kızı olup kendisine postnişin gözüyle bakıldığından, bölgede toplanan paraların büyük kısmı ona teslim edilmektedir.
Levhi Bey, Alevi bağlılarının genel olarak bu geleneksel hiyerarşiye sadık kaldıklarını belirterek bu bağı koparmak amacıyla dedelerin ve babaların aileleriyle birlikte Alevi olmayan bölgelere iskân ettirilmeleri gerektiğine dikkat çeker. Ayrıca ayinler sırasında gözcüler (bekçiler) kullanıldığı için suçüstü yakalanmalarının zor olduğunu ifade eder.
Levhi Bey, Tokat nüfusuna kayıtlı Hayriye Ana ile postnişin Veliyüddin’in yeğeni Rıfat’ın her yıl bölgeye gelerek büyük miktarda para ve hediye topladıklarını, bu örgütlü faaliyetlerin önlenmesi için tedbir alınması gerektiğini belirtir.
Beyoğlu ise eserinde, Sivas’ın Kangal ilçesindeki gözlemlerine yer vererek Kangal’daki Alevi köylülerinin her yıl Mucur’daki Çelebi’ye yağ, kuzu ve para ödediklerini, Bektaşi Çelebisi’nin her köyde bir teşkilatı bulunduğunu ve köylülerin vergilerini verdiklerini aktarır.
Cumhuriyet Arşivi belgelerinde Çelebilere yönelik takibatlar
Burada Cumhurbaşkanlığı Cumhuriyet Arşivi’nde yer alan belgelere ve asayiş raporlarına da yer vermekte yarar var.
28.09.1936 tarihli belgeye göre, Mecitözü’nün Gökçe Niyaz köyünden Halil ile Amasya’nın Cikmara köyünden Ahmed adlı kişilerin, eski Çelebi Veliyüddin’e 250 lira nüzurat parası götürürken İlicek köyünde Feyzullah oğlu Kâmil’in evinde parayla birlikte yakalandıkları Kırşehir Vilayetince bildirilmiştir.
Şarkışla’nın Hüyük köyünden Ebuzar oğlu Mehmet Ali, amcazadesi Ali ve yeğeni Veli’nin Pazar kazası köylerinde ve aşiretler arasında dedelik yaptıkları anlaşılmış, üzerlerinde “Maraş Müslim Mahallesi İhtiyar Heyeti” mührü bulunan mektuplar ele geçirilmiştir. Maraş, Halep ve Nizip’teki bağlantılar vasıtasıyla Suriye ile irtibat kurulduğu ve Hacıbektaş’a önemli miktarda para aktarıldığı tespit edilmiş, tahkikat sırasında örgüt mensuplarına müsamaha gösterdiği iddia edilen Pazarcık Jandarma Yüzbaşısı Ali Galip hakkında da inceleme başlatılmıştır.
25.01.1937 tarihli belgeye göre, Yozgat’ın Bahadın köyünden ve Alevi dedelerinden Molla Mustafa’nın Sarı Viran köyünden nüzurat olarak on şinik buğday aldığı ve bu buğdayın ihtiyar heyeti tarafından halktan toplandığı anlaşılarak tahkikata başlandığı bildirilmiştir.
07.07.1940 tarihli belgeye göre, aslen Kosovalı olup Manastır’da büyüyen, İstanbul’un Silivri kazasının Kasımpaşa Mahallesi’nde 31 numaralı evde kayıtlı, İbrahim oğlu, 1291 doğumlu Niyazi, 07.07.1940 günü Akpınar tımarından Karaağaçlı köyü istikametine yaya olarak ve sırtında bir çuvalla giderken kır bekçisi tarafından görülmüştür.
Şüphe üzerine karakola getirilen Niyazi’nin nüzurat toplamaya çıkan Bektaşi babalarından olduğu ve herhangi bir ayin yapmak üzere dolaştığı kanaatine varılmıştır. Hakkında düzenlenen tutanakla adliyeye sevk edilen Niyazi, Cumhuriyet savcılığınca hareketi 677 sayılı Kanun’a aykırı görülerek tutuklanmıştır.
CHP teftiş raporlarında Bektaşi Çelebileri
Çelebilerin takibi, CHP’nin bölge teftiş raporlarına da yansımıştır.
CHP Kırşehir Bölge Müfettişi ve Kastamonu Mebusu Hilmi Çoruh’un 15.04.1941 tarihli teftiş raporuna göre, Mucur’da uluslararası fikirlere bağlı kimseler o dönemde görülmemekte, Hacıbektaş’ta da bulunmamaktadır. Yalnızca Bektaşi tarikatı mevcuttur.
Raporda, vefat eden Veliyüddin Efendi’nin yerine gizlice başka bir Çelebi seçilmek üzere olduğunun duyulduğu ve yerel yönetimin bu konuyla ilgilendiği belirtilmiştir.
https://siyasihaber10.org/istiklal-mahkemeleri-ve-bektasiler/ Erişim Tarihi 16. 10. 2026.
Ömer Türkoğlu Levhi Bey’in Akıl Defterine Göre Türkiye Tarihi (1909–1938) Berdelacuz Kitaplığı, Ankara 2025, ss. 469, 470, 473, 474, 475.
Süleyman Beyoğlu İki Devir Bir İnsan Bengi Yayınları, Ocak 2011 İstanbul, Sayfa 441.
Başkanlık Cumhuriyet Arşivi 30 10 0 0 104 677 33.
- G. A. 30 10 0 0 91 601 5, 30 10 0 0 93 607 1, 30 10 0 0 95 618 6, 490 1 0 0 612 127 5,



