Ağustos başında yaklaşık 360 milletvekilinin imzasıyla Meclis’e sunulan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, 10 Ağustos’ta TBMM Genel Kurulu’nda 400’ü aşkın milletvekilinin desteğiyle kabul edildi. Kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak anılan düzenlemenin bundan sonra nasıl uygulanacağı, adımların nasıl denetleneceği ve peşi sıra hangi demokratikleşme pratiklerinin geleceği ise merak konustu.
Bianet’ten Nalin Öztekin Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ile çerçeve yasanın ardından başlayan yeni aşamayı, sürecin güvencelerini, güvenlikçi devlet yapısına yönelik eleştirileri, barışın toplumsallaşmasını ve bundan sonraki kısa, orta ve uzun vadeli adımları konuştu.
Hatimoğulları, söyleşide, yasanın hızla yürürlüğe girmesini ve ardından demokratikleşme yasalarının gelmesini beklediklerini ifade etti. Yürütme erkine ağırlıklı yetki verilmesinden duyulan endişelere değindi ve TBMM komisyonunun ile toplumun bu sürecin denetim gücü haline getirilmesi gerektiğini vurguladı. Hatimoğulları ayrıca, 2015’ten farklı olarak bir yasal çerçeve ve komisyon bulunduğunu, ancak takvim ve bağlayıcı denetimin eksik kaldığını işaret etti. Orta vadede TMK revizyonu, ifade özgürlüğü, ana dili hakları; uzun vadede ise demokratik anayasa hedeflediklerini belirten Hatimoğulları, barışın toplumsallaşmasının kalıcılık için şart olduğunu söyledi.
***
“Orta ve uzun vadede siyasete muazzam etkileri olacak”
Çerçeve yasa çıktı. DEM Parti açısından yeni aşamanın ilk somut gündemi nedir? Yasanın ardından öncelikle hangi adımların atılmasını bekliyorsunuz?
Çerçeve yasanın Meclis tarihinde ender rastlanan bir çoğunlukla yasalaşmasının hakkını ve silahların susmasına dair ortak duygunun kıymetini bir kez daha teslim edelim. Öncelikle çerçeve yasada ifade edilen kurulun devreye girmesi ve hızlıca MGK’dan karar çıkarılarak yasanın tüm boyutlarıyla yürürlük kazanması tarihsel önemde. Yasanın, orta ve uzun vadede Türkiye siyasetinde muazzam etkileri olacağını ve demokratik siyaset zeminini güçlendireceğini düşünüyoruz.
Bu aşamada yasanın tüm boyutlarıyla ve olabildiğince hızlı şekilde devreye girmesi önemli. Çerçeve yasanın kazasız belasız uygulanmasıyla oluşacak siyasal ve psikolojik iklim, sonraki adımların atılmasının önünü açacak. Bu yönüyle, ilk adım olan çerçeve yasanın tam değerini bulması için demokratik siyasal alanı genişletecek ve güçlendirecek demokratikleşme ve özgürlük yasaları ardı sıra gelmeli.
“Yürütme erki zamanlama ve uygulama hatalarına düşmemeli”
Yasanın uygulanmasını takip edecek mekanizmalarda güvenlik bürokrasisinin ağırlığını “en büyük handikap” olarak nitelendirdiniz. Buradaki temel kaygınız nedir? Uygulamanın demokratik denetimi sizce nasıl sağlanmalı?
TBMM’den bu kadar büyük bir oyla çıkan bir yasada yürütme erkine ağırlıklı yetki verilmesi hususunda endişe ve soru işaretleri olabilir. Bu soruların, kaygıların illa negatif bir yoruma sevk etmesi gerekmez. Yürütme erki zamanlama ve uygulama hatalarına düşmemeli. Bir yandan bu konudaki uyarılarımızı yapacağız. Öte yandan demokratik mücadele zeminini güçlendirmek, barış talebini 86 milyonun talebi hâline getirmek için çalışacağız. Sürecin başarısı için TBMM bünyesindeki komisyonu ve Türkiye halklarını bu sürecin denetim ve izleme gücü hâline getirebilmeliyiz.
2015’te masa bir kararla devrildi, bugünkü süreci 2015’ten ayıran nedir? Bu kez geri dönüşü engelleyecek güvenceler var mı?
Mutlak garanti yok; olduğunu söyleyen de doğruyu söylemez.
Söyleyebileceğimiz şu: 2015’in iki yapısal zaafı yasal çerçeve eksikliği ve takvimsizlikti. Bu kez kısmen giderilmiş durumda. Meclis devrede, yasa var, komisyon var. “Kısmen” diyoruz, çünkü takvim ve bağlayıcı denetim hâlâ eksik. Garanti dediğiniz şey tam da bu eksiklerin tamamlanmasıyla kurulur. Bu sürecin doğası ve özgünlüğü, “güven-güvence” denklemiyle ilerleyecek olmasıdır. Garanti aramanın yolu süreci reddetmek değil, süreçten dönülmesini imkânsız hâle getirmek.

Demokratikleşmenin yol haritası
Yasal çerçeve oluşturulmuş olsa da düzenlemenin yapısal sorunlara dokunmadığı ve güvenlikçi devlet yapısının değişmediği yönünde eleştiriler var. Siz bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
İlk aşamada toplumun da beklediği bazı temel yapısal sorunlara dokunmadığı doğru. Fakat şöyle düşünelim. Yasa, TMK ve TCK, ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve yerel demokrasi mücadelelerinin önünü açıyor mu, kapatıyor mu?
Silahlı çatışma bağlamı ortadan kalktığında bu mücadelelerin kriminalize edilme zemini daralır. Yasanın açtığı alan bu; alanın doldurulması hepimizin işi. Güvenlikçi devlet yapısının bu yasayla değişmesi elbette zor; bu yasa çatışma rejiminin gerekçesini ortadan kaldırıyor. Altını çizelim, gerekçesini… OHAL’ler, özel yetkiler, TMK vs. hepsi meşruiyetini çatışmadan aldı. Gerekçe düştüğünde aygıtın kendiliğinden sönümlenmeyeceği doğru. Sönümlendirilmesi ikinci aşamanın siyasal mücadelesidir ve bu mücadelenin programı birlikte yazılmalı.
Sözünü ettiğiniz bu ikinci aşamanın somut yol haritası ne olmalı?
Üç düzeyde adımlar gerekli. İlki acil olanlar. Bunlar az çok belli.
İkincisi orta vade diyebileceğimiz durumlar. TMK ve ilgili ceza mevzuatının revizyonu, ifade ve örgütlenme özgürlüğü düzenlenmesi, yerel yönetim yasasının düzenlenmesi, ana diline ilişkin somut program, hakikat ve yüzleşme mekanizması, adil bir sosyoekonomik program ve süreç organlarına toplumsal katılım.
Üçüncüsü ise uzun vade diyebileceğimiz adımlar. Eşit yurttaşlığı, ana dili haklarını ve güçlendirilmiş yerel yönetimi güvenceye alan demokratik bir anayasa ile kapsamlı bir geçiş dönemi adaleti mimarisi. Bu aşamaları görebilmenin yolu en geniş yelpazeyle demokrasi mücadelesini büyütmek. Kalıcı barışın da, demokratikleşmenin de, demokratik cumhuriyetin inşa yollarının döşenmesi de buradan geçer.
“Barış toplumsallaşmadan kalıcı olmaz” diyorsunuz. Meclis’te oluşan desteğin toplumdaki karşılığını nasıl görüyorsunuz? Özellikle sürece mesafeli seçmenlere ve milliyetçi-muhafazakâr kesimlere ulaşmak için nasıl bir siyasi iletişim ve dil öngörüyorsunuz?
Biz ilk günden beri barışın toplumsallaşmasının hem meşruiyet üretici hem de kalıcılaştırıcı gücünü vurguladık. Nitekim çalışmalarımızı da bu vurguyu esas alarak yapmaya çalıştık.
“Neden barış?” sorusuna cevabımızı hep 86 milyonun ve Ortadoğu halklarının yararı olarak verdik. Bu sebeple barışın toplumsallaşmasıyla kalıcılaşması arasında ayrılmaz bir ilişki var. Ve bu bir hakikati temsil ediyor.
Meclis’te oluşan desteğin toplumda da karşılık bulduğunu, hatta daha fazlasını içerdiğini düşünüyoruz. Bu topraklarda, bu kültürde, bu gelenekte yetişen kimse barışa hayır demez. Kıstasımız ne olursa olsun, barış hepimizin ortak paydasıdır ki çerçeve yasa da barışa atılan önemli bir adımdır. Öte yandan desteği yüksek, güveni düşük veya ikna edilme ihtiyacı olan toplumsal kesimlerin olduğunu biliyoruz. Kendileriyle yakın temas ve iletişim içinde olmaya çalışıyoruz.
Sürece mesafeli seçmenlerin barışa destek ile demokratik gerileme arasında gördükleri paradoks gibi paradoksları taşıdığının farkındayız. Bu paradoksların aşılması için ısrarla barış ve demokrasi mücadelesini; barışçıl ve demokratik bir Türkiye inşasını birbirinden ayırmadan yürümeye çalışıyoruz. Ayrıca bazı kesimler var ki onlar barışın kendisine karşı çünkü tüm heybeleri çatışmalı ortamda oluşmuş. Kürt meselesinin çözümsüzlüğünden nemalanmış ve eşit olmayı kendisine yediremeyen kesimlerdir.
Elbette düşünce ve ifade özgürlüğüne saygımız var ama hiyerarşik, cinsiyetçi, ırkçı yaklaşımlarına karşı demokratik, özgürlükçü, onurlu barış mücadelemizi sürdüreceğiz.
“Cumhuriyet’i korumanın yolu sorunlarını dondurmak değil”
YENİ Parti’de ret oyu kullanan bazı milletvekilleri için “100 yıllık zihniyeti devam ettiriyorlar”, ardından da “100 yıllık ezberlerle yeni bir dönem kurulamaz” dediniz. “100 yıllık zihniyet” derken neyi kastediyorsunuz? Bu sözlerin Cumhuriyet’in kuruluş değerlerine, Atatürk’e ve Lozan’a yönelik bir eleştiri olarak yorumlanmasına ne diyorsunuz?
Bazı çevreler bilinçli olarak, zorlama bir yorumla sözlerimi bağlamından koparıyor. Bu süreçte çoklu bir saldırı söz konusu. Geçmişte de bunun örneklerini çok yaşadık.
İşin gerçeği, söylenen sözleri tartışmıyorlar. O sözlere kendi yükledikleri niyeti tartışıyorlar. Biz bunları yıllardır diyoruz, ilk defa da söylemiyoruz. Bağlam açıktır. Benim eleştirdiğim şey, Kürt meselesi ortaya çıktığında siyasetin yerine güvenliği, konuşmanın yerine suskunluğu, demokratik çözümün yerine inkârı ve çatışmayı koyan anlayıştır. Hatta bu durum yüz yıl değil, iki yüz yıla kadar gider.
“Kürt meselesini konuşursak ülke bölünür, hak tanırsak devlet zayıflar, siyaset alanını genişletirsek birlik bozulur” korkusu var. Oysa yüz yıllık tecrübe bize bunun tersini gösterdi. Birliği güçlendiren şey inkâr ve çatışma değil; eşitliktir, hukuktur. Bu süreç, bu korkuların da aşılacağı dönemdir. Mücadelemiz bunun içindir. Yeni bir dönem kurulacaksa geçmişten ders çıkararak kurulacaktır.
Bu sebeple diyoruz ki tabular yaratmak, 86 milyon insana yapılan bir kötülüktür. Cumhuriyet’i korumanın yolu sorunlarını dondurmak değil, Cumhuriyet’i herkes için daha demokratik, daha eşit ve daha güçlü hâle getirmektir. Benim sözümün özü budur.
Cumhuriyet’in birçok kazanımını önemli buluyorum. Ancak eksiklikleri de ifade etmek durumundayız: Demokratikleşmemeyi, farklı halklardan ve inançlardan yurttaşların kimliklerinin, dillerinin ve inançlarının yok sayılmasını; kadınların şiddet görmesini, doğanın ve insan haklarının yok sayılmasını ve ister askeri ister siyasi vesayet rejimlerini eleştirmeye devam edeceğiz. Kürtler ve bütün halklar; Aleviler, Hristiyanlar ve bütün inançlar kendi dilleriyle konuşabilmeli, inancını özgürce yaşayabilmeli. Sözde değil, özde demokrasi için mücadele ediyoruz.
Yalnız eleştirmeyeceğiz, demokratik cumhuriyetin inşası için çalışacağız.

“6 Eylül kongresi yeniden yapılanmanın başlangıcı olacak”
Bütün bu süreç aynı zamanda DEM Parti açısından da yeni bir siyasi döneme işaret ediyor. Önünüzde büyük kongre ve parti içinde bir “yeniden yapılanma” tartışması var. Örgüt yapısında, kadrolarda ve siyasi dilde nasıl bir dönüşüm hedefliyorsunuz?
6 Eylül’de yapacağımız kongre yeniden yapılanmanın başlangıcı olacak.
Çerçeve yasanın Meclis’ten geçme süreci uzadığı için planladığımız kongreyi yetiştiremedik ve ertelemek durumunda kaldık. Böylece sürgündeki ve cezaevindeki arkadaşlarımızın da bu sürece katılımını sağlayabileceğiz.
Dört bir koldan gelecek arkadaşlarımızla kongremizi çok daha güçlü, çok daha kapsayıcı bir kongre hâline getireceğiz. Bizim derdimiz sadece koltuk değiştirmek değil. Biz bu kongreyi bir genişleme perspektifiyle ele alıyoruz. Amacımız, demokratik cumhuriyet fikrini artık sadece bizim değil, Türkiye’nin dört bir yanındaki halkların ortak talebi hâline getirecek bir kadroyu açığa çıkarmak.
Bizim geleneğimizde kongreler sadece yönetimleri seçmek için yapılmaz. Kongreler, dönemin siyasi konjonktürüne cevap üretmek ve Türkiye halklarının kazanımlarını genişletmek için gerçekleştirdiğimiz tarihsel kavşaklardır. Biz şimdi böyle bir kavşaktan geçiyoruz ve bunu en güçlü şekilde yapmak için bir yeniden yapılanma çalışması yürütüyoruz.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci de bizim için sadece çatışmanın bitmesiyle sınırlı bir mesele değil. Bu süreçle aslında yeni ve kurucu bir siyasetin güçlü adımlarını atacağız. Biz de bu ruha uygun bir örgütsel yapıyla, güçlü bir parti programıyla ve kurucu bir siyasi iddiayla bu kongreye gideceğiz.
