Brezilya’da Luiz Inácio Lula da Silva’nın 25 Ekim 2026’da kazandığı cumhurbaşkanlığı seçimi, yalnızca sandıkta elde edilmiş bir başarı olarak değerlendirilemez. Lula, seçim kampanyası boyunca iki ayrı cephede mücadele etmek zorunda kaldı: Bir yanda Bolsonaro ailesinin temsil ettiği siyasal hareket, diğer yanda dijital platformların algoritmaları, görünürlük mekanizmaları ve reklam politikaları.
Özellikle Meta’nın sahibi olduğu Instagram ve Facebook gibi platformların işleyişi, seçim kampanyasının temel tartışma başlıklarından birine dönüştü. Lula’nın kampanya ekibi, sosyal medya hesaplarının görünürlüğünün sınırlandırıldığını, siyasi reklamlarının engellendiğini ve arama sonuçlarında rakiplerine kıyasla dezavantajlı duruma düşürüldüğünü ileri sürdü.
Ancak seçim sürecinin dikkat çekici yönü, bu engeller karşısında geliştirilen örgütlenme ve iletişim biçimleriydi. Lula’nın kampanyası, geleneksel kitle çalışmasını dijital ağlarla birleştiren, milyonlarca insanın doğrudan içerik üretimine katıldığı yeni bir siyasal iletişim modeli ortaya koydu.
Bu model, günümüzde giderek daha fazla önem kazanan hibrit seçim kampanyalarının somut bir örneğiydi. Meydanlardaki mitingler, mahallelerdeki örgütlenme, WhatsApp grupları, TikTok videoları ve Instagram paylaşımları birbirinden ayrı faaliyetler olmaktan çıkarak aynı siyasal mücadelenin birbirini tamamlayan parçalarına dönüştü.
Meta ile çatışma: Seçimlerin görünmeyen cephesi
Lula ile Meta arasındaki gerilim, seçim kampanyası sırasında ortaya çıkmadı. İlişkilerin bozulmasında, 8 Ocak 2023’te Bolsonaro yanlılarının Brezilya’nın başkentindeki devlet kurumlarına düzenlediği saldırılar önemli bir dönüm noktası oldu.
Sosyal medya üzerinden yayılan dezenformasyonun bu olaylardaki rolü, Brezilya’da dijital platformların hukuki sorumluluğunu tartışmaya açtı. Lula hükümeti ve Federal Yüksek Mahkeme, teknoloji şirketlerinin yanıltıcı ve hukuka aykırı içeriklerin yayılmasındaki sorumluluğunu artıracak düzenlemeler üzerinde çalışmaya başladı.
2025’in başında Meta’nın Brezilya’daki doğruluk kontrolü uygulamalarını sonlandırma kararı, hükümetle şirket arasındaki anlaşmazlığı daha da derinleştirdi.
2026 seçimlerinde ise tartışma doğrudan siyasi müdahale iddialarına dönüştü.
Lula’nın kampanya ekibi, Instagram’da Lula’nın adının aratılması durumunda ilgisiz veya sahte hesapların öne çıktığını, buna karşılık rakibi Flávio Bolsonaro’nun resmî hesabına kolaylıkla ulaşılabildiğini açıkladı.
Ayrıca Lula’nın seçim reklamlarının onaylanmasında sistematik engeller yaşandığı ileri sürüldü.
El País tarafından yayımlanan ve Meta çalışanlarının şirket içi yazışmalarına dayandırılan haberler, Lula’nın hesaplarının erişiminde teknik sorunlar yaşandığının şirket içinde de kabul edildiğini ortaya koydu.
Bu gelişmeler, seçimlerde eşit rekabet koşullarının yalnızca medya sahipliği ve finansmanla değil, dijital platformların teknik altyapısıyla da ilişkili olduğunu gösterdi.
Artık siyasi mücadelenin önemli bir bölümü, kamuoyunun denetimine kapalı algoritmaların nasıl çalıştığı sorusu etrafında şekilleniyor.
Lulaverso: Parti merkezinden toplumsal yaratıcılığa
Lula’nın dijital kampanyasındaki en önemli yeniliklerden biri, “Lulaverso” adı verilen içerik üretim ağı oldu.
Brezilya İşçi Partisi (PT), uzun yıllar boyunca aşırı sağın sosyal medyada yaydığı yanlış bilgilere geleneksel siyasal iletişim yöntemleriyle karşılık vermeye çalışmıştı.
Bir dezenformasyon kampanyasına karşı uzun açıklamalar hazırlanıyor, hukuki değerlendirmeler yapılıyor ve resmî yalanlamalar yayımlanıyordu. Ancak bu açıklamalar dolaşıma girdiğinde yanlış bilgi çoğu zaman milyonlarca kişiye ulaşmış oluyordu.
Yeni kampanya anlayışı bu yöntemi değiştirdi.
Lulaverso aracılığıyla Lula’nın fotoğrafları, konuşma kayıtları, videoları, grafik tasarım malzemeleri ve diğer görsel içerikler destekçilerin kullanımına açıldı.
Böylece propaganda üretimi yalnızca parti merkezinin kontrolünde yürütülen bir faaliyet olmaktan çıktı.
Bir mahallede yaşayan genç, Lula’nın görüntülerini kullanarak TikTok videosu hazırlayabiliyor; bağımsız bir çizer siyasi karikatür üretebiliyor; bir işçi kendi çevresine hitap eden bir WhatsApp mesajı oluşturabiliyordu.
Kampanyanın dili ve biçimi, merkezden belirlenen tek tip mesajların ötesine geçti.
Bu yaklaşımın temelinde, siyasal iletişimin yalnızca profesyonel ekipler tarafından değil, kampanyaya katılan insanların yaratıcılığıyla da üretilebileceği düşüncesi vardı.
Lulaverso, parti propagandasının merkezi denetimini gevşeterek destekçileri içerik tüketicisi olmaktan çıkarıp içerik üreticisine dönüştürdü.
Mizah, popüler kültür ve Janones’in dijital karşı hamlesi
Lula’nın kampanyası, uzun bir siyasal geçmişe sahip deneyimli bir liderin genç kuşaklarla nasıl ilişki kurabileceği sorusuna da yanıt aradı.
Bunun için yalnızca geleneksel miting görüntülerine ve tarihsel başarı anlatılarına dayanılmadı.
Lula, mizahın, müziğin, kısa videoların ve popüler kültürün içinde yeniden görünür kılındı.
Bu yöntem, ABD’de Alexandria Ocasio-Cortez ve Zohran Mamdani gibi siyasetçilerin gündelik yaşamdan görüntüler ve sosyal medya içerikleri üzerinden kurdukları iletişim biçimleriyle benzerlikler taşıyordu.
Lula’nın kampanyasında neşe, mizah ve gündelik hayatın dili, Bolsonaro hareketinin korku ve kültürel kutuplaşma eksenli söylemine karşı kullanılan araçlar arasında yer aldı.
Ancak kampanya yalnızca olumlu mesajlar üretmekle sınırlı kalmadı.
Milletvekili André Janones, aşırı sağın dijital alandaki gündem oluşturma kapasitesine karşı daha sert ve hızlı bir iletişim stratejisi geliştirdi.
“Janonismo cultural” olarak adlandırılan bu yaklaşım, siyasi tartışmalara gecikmeden müdahale etmeyi, rakibin söylemlerini gündeme taşımayı ve karşı tarafı sürekli açıklama yapmak zorunda bırakmayı hedefliyordu.
Janones’in öncülüğünde oluşturulan “Lula Ordusu” (Exército do Lula), WhatsApp üzerinden örgütlenen geniş bir dijital iletişim ağına dönüştü.
Kampanya kaynaklarına göre bu ağ, üç hafta içinde yaklaşık 10 milyon kullanıcıya ulaşan bir koordinasyon kapasitesi oluşturdu. Ancak bu rakamın 10 milyon farklı seçmene karşılık geldiği söylenemez.
WhatsApp gruplarında hazırlanan videolar, mesajlar ve görseller hızla paylaşıldı. Destekçiler, belirlenen içeriklerin yaygınlaştırılması ve siyasi tartışmalara müdahale edilmesi için harekete geçirildi.
Böylece dijital kampanya, yalnızca merkezden gönderilen mesajların dağıtıldığı bir sistem olmaktan çıkarak çok sayıda insanın katıldığı bir iletişim ağına dönüştü.
Memler ve yapay zekâ: Yeni siyasal iletişimin dili
2026 Brezilya seçimleri, üretken yapay zekânın siyasal iletişimdeki kullanımının da dikkat çekici örneklerinden birini oluşturdu.
Sosyal medyada Lula’nın futbolcu Neymar’dan topu aldığı yapay zekâ destekli bir video dolaşıma girdi.
Bu mizahi görüntü, Bolsonaro’yu destekleyen futbolculara yönelik sembolik bir karşılık olarak kullanıldı.
Benzer şekilde, adayların dans ettiği, popüler müziklerle bir araya getirildiği veya video oyunlarının dünyasında gösterildiği çok sayıda içerik üretildi.
Bu videoların önemli bir bölümü profesyonel reklam ajansları tarafından değil, bağımsız kullanıcılar tarafından hazırlandı.
Yapay zekâ araçlarının yaygınlaşması, teknik bilgiye ve yüksek bütçelere sahip olmayan insanların da görsel içerik üretmesini kolaylaştırdı.
Memler, parodiler ve kısa videolar, siyasi mesajların genç kuşaklara ulaşmasında kullanılan başlıca araçlara dönüştü.
Kampanya şarkıları da sosyal medya üzerinden yeniden dolaşıma sokuldu. Tekrarlanan kısa müzik parçaları, siyasal mesajların gündelik dijital kültürün içine girmesini sağladı.
Ayrıca televizyon tartışmalarındaki konuşmalar, sonradan kısa videolar hâlinde paylaşılabilecek şekilde değerlendirildi.
Uzun bir tartışmanın tamamından çok, birkaç saniyelik etkili bir yanıt veya ironik bir jestin milyonlarca kişiye ulaşma potansiyeli önem kazandı.
Ancak bu gelişmeler, siyasal iletişim açısından yeni sorunları da beraberinde getiriyor. Yapay zekâ ile üretilen görüntülerin gerçek görüntülerden ayırt edilmesi, içeriklerin doğruluğu ve siyasi manipülasyon olasılığı, dijital kampanyaların tartışılması gereken boyutları arasında bulunuyor.
Hayat pahalılığı: Dijital kampanyanın sınıfsal zemini
Lula’nın kampanyasının önemli özelliklerinden biri, mizah ve popüler kültür kullanımının ekonomik ve toplumsal sorunların önüne geçmemesiydi.
Kısa videolar, şarkılar ve görsel içerikler, geniş halk kesimlerinin gündelik yaşamını doğrudan etkileyen sorunlarla ilişkilendirildi.
Enflasyon, mutfak tüpü fiyatları, temel gıda maddelerine erişim, ücretler ve yaşam maliyetleri kampanyanın merkezinde yer aldı.
PT, Lula’nın önceki iktidar dönemlerinde işçi ve emekçi ailelerin üniversite eğitimine, sosyal haklara ve temel tüketim olanaklarına daha kolay erişebildiği yönündeki hafızayı yeniden gündeme taşıdı.
Bu yaklaşım, dijital iletişimin yalnızca dikkat çekici içerik üretmekten ibaret olmadığını ortaya koydu.
Mizah ve kısa videolar, ekonomik sorunları görünür kılmak ve seçmenlerin gündelik deneyimleriyle siyasal talepler arasında bağ kurmak için kullanıldı.
Böylece kampanya, sosyal medya etkileşimini hayat pahalılığı ve toplumsal eşitsizlik gibi somut sorunlarla ilişkilendirdi.
Ulusal sembollerin yeniden sahiplenilmesi
Lula’nın dijital stratejisinin bir başka boyutu, Brezilya’nın ulusal sembollerinin yeniden kullanılmasıydı.
Bolsonaro hareketi, yıllar boyunca Brezilya millî futbol takımının sarı formasını ve ülke bayrağının yeşil-sarı renklerini kendi siyasal kimliğiyle özdeşleştirmişti.
Lula’nın kampanyası ise bu sembollerin yalnızca sağcı hareketlere ait olmadığını vurgulayan bir iletişim stratejisi izledi.
Brezilya bayrağının renkleri, Lula destekçilerinin sosyal medya profillerinde ve WhatsApp paylaşımlarında yaygın biçimde kullanıldı.
Bu yolla ulusal kimlik ile sosyal adalet taleplerinin birbirine karşıt olmadığı mesajı verildi.
Kampanya, ulusal semboller üzerindeki siyasal rekabeti dijital alana da taşıdı.
Dijital hegemonya kaçınılmaz mı?
Lula’nın seçim kampanyası, günümüzde siyasal mücadelenin örgütlenme biçimlerinin nasıl değiştiğini gösteren önemli bir deneyim sundu.
Sosyal medya platformlarının algoritmaları, siyasi reklam politikaları ve içeriklerin görünürlüğünü belirleyen teknik mekanizmalar, seçim süreçlerinin etkili unsurları hâline geldi.
Buna karşılık Lula’nın kampanyası, merkezi iletişim ekiplerinin yanı sıra geniş katılımlı dijital ağların da siyasi mesajların yayılmasında rol oynayabileceğini ortaya koydu.
Lulaverso’nun içerik üretimini destekçilere açması, WhatsApp gruplarının koordinasyon amacıyla kullanılması, yapay zekâ ve mizahın siyasal iletişime dahil edilmesi bu deneyimin başlıca özellikleriydi.
Ancak dijital görünürlük ile siyasal başarı arasında doğrudan ve mekanik bir ilişki kurmak mümkün değil.
Kampanyanın etkisini anlamak için Brezilya’daki ekonomik koşulları, sınıfsal ilişkileri, toplumsal örgütlenmeleri ve seçimlerin genel siyasal bağlamını birlikte değerlendirmek gerekiyor.
Bu deneyimin ortaya koyduğu temel tartışma ise açık: Siyasal iletişimin dijitalleşmesi, toplumsal örgütlenmenin önemini ortadan kaldırmıyor; tersine, sokaktaki örgütlenmeyle dijital ağlar arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlıyor.
Brezilya seçimleri, dijital platformların gücü ile yurttaşların kolektif katılımı arasındaki mücadelenin önümüzdeki dönemde siyasal hayatın önemli başlıklarından biri olmaya devam edeceğini gösteriyor.
Özgün yazı: Miquel Pellicer, Anatomía de la victoria digital de Lula, Jot Down.
Editör notu: Bu metin, özgün İspanyolca makalenin Siyasi Haber için Türkçeye uyarlanmış, kısmen sadeleştirilmiş haber-analiz versiyonudur. Meta’nın seçim sürecindeki rolüne ilişkin iddialar, ilgili haber kaynaklarına ve kampanya açıklamalarına dayanmaktadır; kasıtlı müdahale iddiası kesinleşmiş bir olgu olarak sunulmamaktadır.
Kaynak: Jot Down | Türkçeye çeviri ve yayına hazırlık: Siyasi Haber
