Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Alt emperyalizm ve Türkiye kapitalizmi- 2 / Emperyalist hiyerarşinin değişken karakteri

    5 Şubat 2026

    “Depremzede müşteri değildir: Yeni acılar yaşanmasın diye unutturmayacağız”

    5 Şubat 2026

    Nebahat Yükçü’nün katiline ağırlaştırılmış müebbet

    5 Şubat 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Alt emperyalizm ve Türkiye kapitalizmi- 2 / Emperyalist hiyerarşinin değişken karakteri

      5 Şubat 2026

      Kürtler için garanti mi, sessiz tasfiye mi?

      30 Ocak 2026

      Sermaye karanlığının “sıradanlığına” karşı…

      30 Ocak 2026

      Alt emperyalizm ve Türkiye kapitalizmi- 1

      27 Ocak 2026

      Rojava’da karşı-devrim hamlesi

      26 Ocak 2026
    • Seçtiklerimiz

      Textum Dergi’de “Otoriter Emek Rejimleri ve Fiilî İşçi Eylemleri” dosyası

      4 Şubat 2026

      ‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu?

      1 Şubat 2026

      Emperyalizm ve enternasyonalizm

      29 Ocak 2026

      Dayanışma yaşatır: Rojava

      28 Ocak 2026

      ABD’den genel grev manzaraları

      26 Ocak 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Musa Piroğlu: Halep’te yaşananlar, barış beklentilerinin ciddi biçimde zedelendiğini göstermiştir

      14 Ocak 2026

      Rüya ile gerçek arasında asılı kalan hayatlar

      12 Ocak 2026

      Piyangocu Meryem hepimiz için ilham kaynağı

      26 Aralık 2025

      Avrupa Süryaniler Birliği: “Noel Bayramı eşit yurttaşlığın bir gereğidir”

      24 Aralık 2025

      Duygusal Olan Politiktir – KESK’li Kadınların Mücadele Deneyimleri

      24 Aralık 2025
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Kuraklığa çare bulundu; Timsah gözyaşları- Gaye Yılmaz

    Kuraklığa çare bulundu; Timsah gözyaşları- Gaye Yılmaz

    Siyasi Haber15 Eylül 2015
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Fırat nehri de dâhil olmak üzere ülkenin her yanından ‘susuzluk’ feryatları yükseliyor. Hükümet yetkilileri, özellikle de Çevre ve Orman Bakanlığı sürekli olarak halkı teskin edici mahiyette açıklamalar yapıyor ve ısrarla “korkacak bir durum yok, her şey kontrolümüz altında” mesajını veriyor. Bu teskin edici mesajlara karşın geçen hafta Bakan bey “olmadı yağmur duasına çıkarız, nasıl olsa onun bir maliyeti yok” esprisini yapma noktasına kadar geldi. İstatistikler de iflas etmiş durumda, zira İstanbul civarındaki barajların su seviyesini son birkaç haftadan beri hep yüzde 30 düzeyinde gösteriyor. Öyle mucizevi bir baraj düşünün ki bir yandan sanayi üretimi, bir yandan tarımsal üretim, bir yandan da konutlardaki su tüketimi aynı hızla devam ettiği ve yeni bir su girişi olmadığı halde su seviyesi üç haftadır hiç değişmeden aynı kalabiliyor.
    Kış mevsimi olmasına rağmen neden yağış olmadığı sorusuna bir dizi farklı disiplinden bir dizi farklı yanıt getirilebilir. Öncelikle ‘yağmursuzluk’ durumunu anlamaya çalışalım. Kuşkusuz doğanın kendi süreçlerine bağlı olarak da kuraklıklar söz konusu olabilir. Ancak böyle düşünebilmemiz için doğaya hiçbir dış müdahalenin söz konusu olmaması gerekir. Oysa örneğin, yağmur bulutlarının en bilinen merkezi olan ormanları ticarileştirmeye, sanayi yatırımlarına açık hale getiren Kyoto protokolü imzalanalı sadece 15 yıl oldu. Yine yağmur bulutlarının bir yerden başka bir yere taşınması için rüzgâr gereklidir. Ama temiz havanın da tıpkı su gibi alınıp satılabilen bir piyasa malına (karbon ticareti!) dönüştürülmesi ülkenin her tarafında ve hep yüksek tepelerde pıtrak gibi rüzgâr santrallerinin kurulmasına yol açmış durumda. Rüzgâr tribünleri ile metropollerdeki gökdelen yapılaşmalarının rüzgârın gücünü ve yönünü etkilemediğini söylemek -en azından- kolay görünmüyor.

    Peki ya HES’ler?

    Son 10 yıldan beri ülkenin her tarafında kurulan hidroelektrik santraller de nehirlerdeki su miktarını ve dolayısıyla yer altı su varlıklarının toplamını, özetle havzaların bütününü etkileyen oluşumlar değil mi? Karadeniz gibi en fazla yağış alan bölgede bile üzerine HES’ler kurulan derelerin birer birer nasıl kuruduğunu gözlemlerimizden biliyoruz.
    Doğa bilimleri alanında çalışma yapan uzmanlar, sürekli olarak yer altı ve yer üstü sularının birbirini nasıl etkilediğini, nehirlere yapılan her müdahalenin yer altı sularının nasıl daha derinlere kaçmasına yol açtığını anlatıyorlar. Diğer yandan kapitalist toplumda doğaya ve su varlıklarına müdahale yalnızca HES inşaatları ve barajlarla da sınırlı değil. Hemen hemen bütün kentlerde toprağın üstü asfaltla örtülmüş durumda olduğu için, yağmur suları çoğu noktada toprakla hiç buluşamadan denize karışıyor ve tonlarca temiz su bu yolla da heba ediliyor.

    Bütün bu unsurlar dikkate alındığında, yaşanan kuraklığı kaderci bir yaklaşımla tek başına doğanın kendi dönemsel çevrimine bağlamak pek mümkün görünmüyor. Bu nedenle olayın ekonomi-politiğine, yani temiz havanın ve su varlıklarının ticarileştirilme sürecine bakmamız gerekiyor.

    On yıllardır kent su şebekelerinden evlerimize ulaşan su için de az veya çok bir bedel ödüyorduk. Ancak bu suyun çıkarımı, depolanması, arıtılması ve konutlara, işyerlerine dağıtılmasından tamamen devlet sorumluydu. Başka bir deyişle devlet, toplumun ihtiyaç duyduğu kadar suyu temin edip, ulaştırıyor ama bu işi kâr amacı gütmeden yapıyordu. Ödediğimiz bedeller ise su çıkarımı, arıtması ve iletimi için devlet tarafından yapılan harcamalara küçük katkılardan ibaretti. Kâr amacı gütmediği için devlet sadece ihtiyaç duyulan miktarda suyu servis ediyor, dolayısıyla su kaynakları rekabete açık olmadığı için su varlıklarının kuruması, çölleşme vb. riskler de söz konusu olmuyordu.

    Kısır bir döngü

    Fakat kapitalizm her bunalımının ardından ancak daha geniş alanları piyasaya dâhil ederek kendini sürdürebildiği için 1970’lerdeki derin bunalımın ardından su varlıklarının ve soluduğumuz havanın da piyasa malları kervanına katılması gündeme geldi. Böylece su çıkarımı, arıtması ve iletiminde kullanım değerlerinden değişim değerlerine geçiş süreci başlamış oldu. Değişim değerlerinin en ayırt edici özelliği ürünlerin kalite ve niteliklerinin değil ne kadar fazla miktarda üretildiklerinin önemli olmasıdır. Dolayısıyla eskiden kullanım değeri olarak topluma temin edilen su yalnızca ihtiyaçlara eşit miktarlarda olurken ve tükettiğimiz sularda bir sağlık riski, bir kalite sorunu yaşanmazken; bugün mevcut bütün su varlıkları farklı kapitalistlerin emrine tahsis edilmiş, kâr üretimine konu haline getirilmiş ve hijyen önlemleri maliyetleri arttırdığı için su ve havza kirliliği kritik aşamalara ulaşmıştır. Bu yüzden dereler birer HES mezarlığına dönüşmüş, bu yüzden yer altı sularına bile kontörlü sayaç takılması konuşulmaya başlanmış, bu yüzden, örneğin, Alevi toplumunun inanç merkezleri olmasına bile aldırmayarak başta Munzur olmak üzere bütün dereler üzerine HES’ler ve baraj konuşlandırılmaya başlanmıştır.

    İster HES, baraj ya da isterse damacana su üretimi olsun su pazarına giren her şirket büyük miktarlarda ve olabilecek en düşük maliyetlerle üretim yapmak istediği için doğadan çekilen temiz su miktarları hızla artmakta, bu da yer altı su kaynaklarının sürekli daha derinlere kaçmasına yol açmaktadır. Yer altı suları azaldıkça nehir ve çayların kuruma süreci de hızlanmaktadır. Kısaca suyun metalaşması, bir piyasa malına dönüşmesi sonucunda doğanın kendi çevrimi yerini kısır bir döngüye bırakmıştır.
    Bugün yaşanan kuraklıktan şikâyet etmeye hakkı olmayanların başında devletler ve şirketler gelmektedir. Çünkü temiz suyun en fazla kullanıldığı alan sanayi üretimidir. Diğer yandan suyun metalaşması, toplumsal artı değeri büyüten bir durum olarak sadece su ve enerji şirketlerinin değil tüm sermaye sınıfının çıkarına olan bir durumdur. Bu nedenle su hakkı için yapılacak her mücadele kendi doğası itibarıyla anti-kapitalist olmak zorundadır.

    Bu yazı Evrensel’den alınmıştır.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    “Depremzede müşteri değildir: Yeni acılar yaşanmasın diye unutturmayacağız”

    5 Şubat 2026

    Bizim Amerika!

    30 Ocak 2026

    Fransa’da evlilikte cinsel ilişkinin “yükümlülük” olmadığını düzenleyen yasa meclisten geçti

    30 Ocak 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Siyasi Haber

    Alt emperyalizm ve Türkiye kapitalizmi- 2 / Emperyalist hiyerarşinin değişken karakteri

    Ömer Bölüm

    Kürtler için garanti mi, sessiz tasfiye mi?

    Muhsin Dalfidan

    Sermaye karanlığının “sıradanlığına” karşı…

    Volkan Yaraşır

    Alt emperyalizm ve Türkiye kapitalizmi- 1

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Siyasi Haber

    Textum Dergi’de “Otoriter Emek Rejimleri ve Fiilî İşçi Eylemleri” dosyası

    Fehim Taştekin

    ‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu?

    Ertuğrul Kürkçü

    Emperyalizm ve enternasyonalizm

    Ercan Jan Aktaş

    Dayanışma yaşatır: Rojava

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    CHP’li Fındıklı Belediyesi’nde TİS imzalandı: İşçilere yılda 6 ikramiye

    5 Şubat 2026

    Kocaeli Emek ve Demokrasi Platformu’ndan Migros işçileriyle dayanışma çağrısı

    5 Şubat 2026

    Textum Dergi’de “Otoriter Emek Rejimleri ve Fiilî İşçi Eylemleri” dosyası

    4 Şubat 2026
    KADIN

    Nebahat Yükçü’nün katiline ağırlaştırılmış müebbet

    5 Şubat 2026

    Afganistan’da kadınlara yönelik baskılar derinleşiyor: Taliban’ın ceza tüzüğüne ve eğitim yasağına sert tepki

    3 Şubat 2026

    Kadına yönelik şiddet ve tacize karşı ILO 190 Birleşik Metal-İş ile MESS arasındaki toplu sözleşmeye girdi

    2 Şubat 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.