Bugün tarih, yalnızca arşivlerde saklanan durağan bir bilgi değil; sürekli düzenlenen, dolaşıma giren ve farklı bağlamlarda anlam kazanan bir üretim alanıdır. Bu dönüşüm, basit bir teknolojik değişim değildir; bilginin nasıl üretildiğine, kim tarafından dolaşıma sokulduğuna ve hangi biçimlerde meşrulaştırıldığına dair yapısal bir kırılmaya işaret eder. 1915 soykırımı —Ermenileri, Süryanileri ve Pontus Rumlarını hedef alan çok katmanlı bir yok etme, mülksüzleştirme ve zorunlu sürgün süreci— bu kırılmanın en sert tezahürlerinden biridir. Burada mesele yalnızca fiziksel yok etme değil; boşaltılan yerleşimler, el konulan mülkler ve dağıtılan toplumsal ilişkilerle birlikte hafızanın çözülmesi ve tarihsel anlamın sistematik biçimde dönüştürülmesidir.
Dijital platformlar bu süreci hızlandırmakla kalmaz; onu yeni bir düzlemde örgütler. YouTube ve TikTok gibi platformlarda tarih, doğruluğundan çok erişim ve yayılım kapasitesiyle değer kazanır. Bu koşullarda tarihsel gerçeklik, sabit bir referans olmaktan çıkar ve seçici dağıtım mekanizmaları tarafından belirlenen bir değişkene dönüşür. Artık mesele “ne oldu?” sorusu değildir; hangi anlatıların öne çıkarıldığı, hangilerinin sınırlandığı ve hangi anlamların sistematik biçimde bastırıldığıdır.
Dijital alanın bu kurucu gücü, platformların teknik altyapısından ayrı düşünülemez. YouTube’un öneri sistemi yalnızca içerikleri sıralamaz; kullanıcı davranışını üretir, dikkat akışını yönlendirir ve belirli içerik kalıplarını süreklileştirir [1]. Bu nedenle algoritma, pasif bir araç değil, üretim ilişkilerinin teknik bir uzantısıdır. 1915’e dair içeriklerde bu durum açıkça görülür: “tehcir”, “karşılıklı acı” ve “güvenlik zorunluluğu” gibi kavramlar etrafında şekillenen videolar, birbirini takip eden öneriler aracılığıyla bütünlüklü bir söylem dizisi oluşturur. Bu yapı, izleyiciyi yalnızca bilgilendirmekle kalmaz; düşünme biçimini de yönlendirir.
Buna karşılık TikTok, karmaşık tarihsel süreçleri kısa ve yoğun duygusal kesitlere indirir [2]. Burada tarih çözümleme konusu olmaz; yoğunlaştırılmış bir deneyime dönüştürülür. Aynı olay, platformlar arasında yalnızca farklı biçimlerde değil, farklı gerçeklik düzlemlerinde ortaya çıkar. Bu bağlamda 1915, tekil bir deneyim olmaktan uzaklaşır; parçalanmış ve çoğu zaman birbiriyle uyumsuz kurulan hikâyeler kümesine dönüşür.
Bu yapı yalnızca sezgisel bir tespit değildir; ampirik bulgular da bu yönelimi destekler. Araştırmalar, öneri sistemlerinin kullanıcıyı giderek daha yönlendirici içeriklere taşıdığını göstermektedir [1]. Dezenformasyon alanındaki bulgular ise, yüksek etkileşim üreten içeriklerin doğruluğundan bağımsız olarak daha geniş kitlelere ulaştığını ortaya koyar [2,3]. 1915’e dair içerikler incelendiğinde, Türkçe videolarda inkâr ve “karşılıklı acı” söylemlerinin çoğu durumda daha baskın olduğu; İngilizce içeriklerde ise tanıklıklar ve tarihsel belgelerin daha belirgin biçimde öne çıktığı gözlemlenir. Bu ayrışma, yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamaz; algoritmik sistemlerin dil ve coğrafya temelli erişim rejimleri aracılığıyla belirli içerikleri sistematik olarak önceliklendirdiğini gösterir.
Bu durum yalnızca soyut bir eğilim değildir; içerik akışı içinde somut olarak izlenebilir. Örneğin “TRT World – The Armenian Question” tarafından üretilen içeriklerde, 1915’e dair çerçeve çoğunlukla “Ermeni isyanları”, “savaş koşulları” ve “güvenlik zorunluluğu” etrafında kurulur; tehcir, şiddetin adı olarak değil, teknik bir “yer değiştirme” politikası biçiminde sunulur [8]. Bu anlatı doğrudan inkâr üretmez; ancak süreci yeniden adlandırarak tarihsel anlamı dönüştürür.
Bu yaklaşım yalnızca devlet üretimi içeriklerle sınırlı değildir. Benzer bir söylem, bireysel ya da yarı-bağımsız Türkçe YouTube videolarında da görülür; olaylar çoğunlukla “Ermeni isyanları” ile başlatılır, tehcir “zorunlu bir karar” olarak sunulur ve “karşılıklı acı” vurgusu üzerinden süreç simetrik bir çatışmaya indirgenir [9]. Bu biçimde şiddet, tek taraflı bir yok etme pratiği olarak değil, genelleştirilmiş bir trajedi olarak sunulur.
Kısa video formatlarında bu indirgeme daha da yoğunlaşır. TikTok ve benzeri platformlarda, 1915’e dair içerikler birkaç saniyelik duygusal kesitlere sıkıştırılır; olaylar bağlamından koparılarak hızlı ve çarpıcı imgelerle aktarılır [10]. Ancak mesele yalnızca hangi hikâyelerin kurulduğu değildir; bu içeriğin hangi üretim ilişkileri içinde bu ölçüde sadeleştirilebilir hale geldiğidir. Süreç çözülmez; dolaşıma uygun parçalara ayrılır ve neden–sonuç ilişkileri askıya alınarak düşünmenin zemini daraltılır. Böylece izleyiciye yalnızca hazır bir anlam sunulmaz; tarihsel deneyim yönlendirilmiş bir algı biçimine dönüştürülür ve etkileşim üzerinden değer üreten bir nesne haline gelir. Bu noktada anlatı geçmişi açıklayan bir araç olmaktan çıkar; sermayenin yeniden üretim sürecinde işlenen bir forma dönüşür.
Buna karşılık, özellikle İngilizce içeriklerde farklı bir temsil biçimi de görülür. USC Shoah Foundation gibi arşivlerde yer alan tanıklık temelli içeriklerde, söylem soyut kategoriler yerine bireysel deneyimlere dayanır [11]. Bu videolarda sürgün, kayıp ve şiddet doğrudan ifade edilir; olaylar “güvenlik” ya da “karşılıklı acı” gibi çerçevelerle yumuşatılmaz. Ancak bu tür içerikler, algoritmik akış içinde genellikle daha sınırlı bir yer bulur. Çünkü sistem, bağlamı derinleştiren ve tek taraflı şiddeti görünür kılan çerçevelerden çok, daha kısa, dengeli ve yüksek etkileşim üreten içerikleri öne çıkarır.
Bu dört içerik biçimi birlikte ele alındığında, dijital alanın nötr bir dolaşım zemini olmadığı açık hale gelir. Burada içerikler eşit koşullarda karşılaşmaz; hangisinin geniş kitlelere ulaşacağı, platformların teknik yapısı ve sermaye birikimi mantığıyla belirlenir. Asıl belirleyici olan, hangi içeriğin var olduğu değil, hangisinin öne çıkarıldığıdır. Bazı çerçeveler avantaj kazanırken, diğerleri geri plana itilir ya da tamamen görünmez hale gelir. Bu nedenle tarihsel anlam, yalnızca ideolojik tercihlerle değil; dikkat ekonomisi, algoritmik sıralama ve etkileşim üzerinden işleyen değer üretimi süreçleri içinde şekillenir.
Görünürlüğün iktidarı
Sorun artık “ne oldu?” sorusu değildir. Asıl mesele, hangi anlatıların öne çıkarıldığıdır. Çünkü erişim, yalnızca teknik bir süreç değil; iktidarın işleyiş biçimidir. Dijital platformlarda tarihsel anlam, doğruluk üzerinden değil, etkileşim üzerinden değer kazanır. Bu nedenle algoritma, yalnızca içerikleri sıralayan bir sistem değil; kurulan hikâyeler arasında seçim yapan bir iktidar aygıtıdır. Bu aygıt doğrudan yasaklamaz; seçici dağıtım yoluyla işler. Dışarıda kalan söylem zamanla yok sayılır. Böylece sansür, açık bir baskı biçimi olmaktan çıkar; görünürlük rejiminin içine yerleşir.
Bu işleyiş dil düzeyinde daha da belirginleşir. 1915’e dair içeriklerde “tehcir” teriminin yaygın kullanımı tesadüf değildir; bu kullanım, şiddetin yeniden adlandırılması anlamına gelir. Yok etme ve zorla yerinden etme süreci, teknik bir yer değiştirme olarak sunularak anlamından arındırılır. Bu nedenle dil, yalnızca bir ifade aracı değil; ideolojik üretimin temel alanlarından biridir. Dijital akış içinde bu tür ifadelerin süreklilik kazanması, doğrudan inkâra başvurmadan süreci etkisizleştirir. Böylece Ermeni, Süryani ve Pontus Rum deneyimleri yalnızca aktarılmaz; soyutlanır ve bağlamından koparılır.
Bu sürecin ekonomik boyutu belirleyicidir. Shoshana Zuboff’un vurguladığı gibi, dijital kapitalizmde veri yalnızca toplanmaz; davranışı öngörmek ve yönlendirmek üzere işlenir.[2] Bu çerçevede tarihsel içerikler, kullanım değerleri üzerinden değil, değişim değerine tabi biçimde işlem görür. Yani tarih, bilgi olmaktan çok tüketilebilir bir içerik formuna dönüşür. Bu dönüşüm, hafızanın kamusal bir alan olmaktan çıkarak sermaye birikim süreçlerine eklemlenmesi anlamına gelir. Algoritmalar dikkat ve algıyı ölçülebilir ve dönüştürülebilir bir değere çevirerek bu mekanizmayı derinleştirir. Böylece hafıza etik bir sorumluluk olmaktan uzaklaşır ve ekonomik süreçler içinde işlenen bir meta niteliği kazanır.
Bu mekanizma yalnızca 1915’e özgü değildir; benzer biçimde Ruanda soykırımı üzerine yapılan çalışmalar, dijital ortamda inkârın, çarpıtmanın ve alternatif söylemlerin nasıl üretildiğini açıkça gösterir.[4] Ancak 1915’i farklı kılan, bu sürecin yalnızca söylemsel düzeyde işlememesi, doğrudan maddi bir kopuşa dayanmasıdır. Burada ortadan kaldırılan yalnızca insanlar değildir; hafızayı taşıyan toplumsal ilişkiler, mekânsal süreklilik ve tarihsel deneyimin maddi zemini tasfiye edilir. Bu nedenle dijital alanda görülen anlatı mücadelesi yeni değildir; tarihsel inkârın bugün algoritmik sistemler aracılığıyla daha rafine ve daha etkili biçimde yeniden üretimidir.
Türkiye bağlamında bu dönüşüm, devletin ideolojik aygıtları ile dijital platformların işleyişi arasında kurulan süreklilik üzerinden anlaşılabilir. Geçmişte eğitim sistemi, resmi tarih yazımı ve geleneksel medya aracılığıyla sürdürülen söylem, bugün algoritmik akışlar içinde yeniden biçimlenir. Bu süreç doğrudan bir komutla işlemez; platformların teknik mantığıyla uyumlu içeriklerin öne çıkmasıyla gerçekleşir. “Tehcir”, “karşılıklı acı” ve benzeri çerçeveler bu nedenle yalnızca ideolojik değil; aynı zamanda sistemin işleyişiyle uyumlu olduğu için avantajlıdır. Bu içerikler çatışmayı ortadan kaldırmaz; onu yönetilebilir ve sürdürülebilir bir biçime indirger. Böylece devlet söylemi zorla dayatılmadan yerleşir ve kendiliğindenmiş gibi algılanır.
Bu yapı, klasik sansür anlayışından farklı bir iktidar biçimine işaret eder. Baskı artık doğrudan yasaklar üzerinden değil, erişim ve dağıtım ilişkileri aracılığıyla işler. Hangi içeriklerin geniş kitlelere ulaşacağı, yalnızca politik kararlarla değil, üretim ilişkilerinin belirlediği teknik ve ekonomik mekanizmalarla şekillenir. Bu nedenle piyasa nötr bir alan değildir; aksine, sermaye birikimi süreçleri ile tarihsel hikâyelerin üretimi arasında doğrudan bir bağ bulunur. 1915 soykırımına dair içeriklerde bazı söylemlerin daha fazla öne çıkması, yalnızca ideolojik değil, aynı zamanda ekonomik bir seçilimin sonucudur. Bu noktada tarihsel anlam, kullanım değeriyle değil, değişim değerine tabi biçimde işlem görür.
Bu sistemin sınıfsal boyutu burada belirginleşir. Algoritmik platformlar yalnızca içerikleri düzenlemez; dikkat, algı ve zaman üzerinde kurulan yeni bir emek rejimi üretir. Kullanıcı, içerik tüketirken aynı anda veri üretir; bu veri ise sermaye birikiminin doğrudan bir parçasına dönüşür. Bu nedenle tarihsel anlatıların yayılımı, yalnızca ideolojik bir mücadele değil; aynı zamanda maddi bir üretim sürecidir. Bu yapıda kazananlar, erişim ve dağıtımı kontrol eden platformlar ile bu süreçten değer elde eden aktörler olurken; kaybedenler, deneyimleri parçalanan ve bağlamından koparılan topluluklardır. Ermeni, Süryani ve Pontus Rum deneyimleri bu çerçevede yalnızca bastırılmaz; seçici biçimde işlenerek etkisiz hale getirilir.
Türkiye’de bu mekanizma, geçmişin inkârı ile bugünün dijital ekonomisi arasında doğrudan bir süreklilik kurar. Bir zamanlar açık biçimde bastırılan tarihsel şiddet, bugün farklı bir biçimde işlenir: dağıtılarak, seyreltilerek ve parçalanarak. Kullanıcı, 1915’e dair içeriklere erişebilir; ancak bu erişim belirli çerçevelerle sınırlandırılmıştır. Böylece tarih tamamen ortadan kaldırılmaz; fakat etkisi zayıflatılarak yönetilebilir hale getirilir. Bu yapı, yalnızca politik bir tercih değil; algoritmik kapitalizmin zorunlu bir sonucudur. Çünkü bu sistem, çatışmayı ortadan kaldırmak yerine onu sürekli yeniden işleyerek ekonomik değere dönüştürür.
Ve belki de en kritik nokta şudur: algoritmalar yalnızca neyi gördüğümüzü değil, neyi düşünebildiğimizi de belirler. Bu belirlenim, doğrudan bir yasak biçiminde değil; seçeneklerin önceden tanımlanması yoluyla işler. 1915 bu açıdan yalnızca tarihsel bir olay değil; hafızanın hangi koşullarda üretildiğine dair bir iktidar problemidir. Bu yapı içinde unutma, bir eksiklik değil; hatırlanabilir olanın ufkunu daraltarak işleyen bir iktidar tekniğidir. Erişim dışında kalan her anlatı ise zamanla tarihsel alanın dışına itilir.
Sonuç olarak mesele yalnızca geçmişin nasıl hatırlandığı değil, bunun hangi maddi koşullar altında mümkün hale geldiğidir. Dijital çağda sorun, belirli içeriklerin bastırılmasından çok, hafızayı mümkün kılan zeminin dönüştürülmesidir. 1915 soykırımı bu açıdan yalnızca tarihsel bir olay değil; neyin hatırlanabileceğini belirleyen bir sınır alanıdır.
Bu sistemde tarih ortadan kaldırılmaz; tanınamayacak biçimde dönüştürülür. Anlatılar dolaşımda kalır, ancak bağlamından koparıldıkları ölçüde etkilerini yitirir ve geçmiş silinmeden anlamını kaybeder. Bu nedenle sorun artık hakikatin yok edilmesi değil, yeniden işlenerek işlevsiz hale getirilmesidir.
Dolayısıyla 1915 soykırımı, bu düzen içinde yalnızca geçmişe ait bir kırılma değil; sermaye birikiminin tarihsel şiddeti nasıl işlediğini açığa çıkaran bir sınır alanıdır. Unutma burada, ideolojik bir sapma değil, üretim ilişkilerinin maddi bir sonucudur. Çünkü algoritmik kapitalizm geçmişi yansıtmaz; onu erişime uygun biçimlere indirger ve hatırlanabilir olanın ufkunu belirler.
Bu nedenle sorun artık geçmişin unutulması değil, hatırlamanın maddi koşullarının sistematik olarak ortadan kaldırılmasıdır.
Fotoğraf: Harput’ta silahlı muhafızlar eşliğinde infaza götürülen Ermeniler, Mayıs 1915. Armin T. Wegner/Wikipedia)
Kaynakça:
[1] Mozilla Foundation (2021). YouTubeRegrets:AnAnalysisofYouTube’sRecommendationSystem. Available at: https://foundation.mozilla.org/en/youtube/regrets/ (Accessed: 21 April 2026).
[2] Zuboff, S. (2019). TheAgeofSurveillanceCapitalism:TheFightforaHumanFutureattheNewFrontier of Power. New York: PublicAffairs.
[3] European Commission (2022). CodeofPracticeonDisinformation:StrengthenedFramework. Available at: https://digital-strategy.ec.europa.eu (Accessed: 21 April 2026).
[4] UNESCO (2023). GuidelinesfortheGovernanceofDigitalPlatforms. Paris: UNESCO Publishing.
[5] Assmann, A. (2011). Cultural Memory and Western Civilization: Functions,Media,Archives. Cambridge: Cambridge University Press.
[6] Rieff, D. (2016). InPraiseofForgetting:HistoricalMemoryandItsIronies. New Haven: Yale University Press.
[7] United Nations (2022) CounteringHolocaustandGenocideDenialintheDigitalAge. New York: United Nations.
[8] TRT World (2020) The Armenian Ǫuestion: What Happened in 1915 Available at: https://www.youtube.com/watch?v=yfCBeUGxQDM (Accessed: 21 April 2026).
[9] Al Jazeera Türk (2015) 1915 Olayları ve Tehcir Gerçeği. Available at: https://www.youtube.com/watch?v=Q1lT3ZfJxwA (Accessed: 21 April 2026).
[10] Instagram (2024) 1915 Ermeni Tehciri kısa anlatım. Available at: https://www.instagram.com/p/DMx2NGAyXpC/ (Accessed: 21 April 2026).
[11] USC Shoah Foundation (n.d.) VisualHistory Archive:Armenian Genocide Testimonies. Available at: https://sfi.usc.edu/collections/armenian-genocide (Accessed: 21 April 2026).
Not: Bu çalışmada kaynak gösterimi, tekrar eden atıflarda aynı numarayı koruyan sıralı referans sistemi (Vancouver stili) esas alınmıştır.
