Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Mutlak Butlan sonrası CHP’deki “ikili iktidarın” demokrasi mücadelesindeki yeri

    6 Haziran 2026

    Doruk Madencilik işçileri tüm alacaklarını aldı: Bağımsız Maden-İş şimdi Edirne yolcusu

    5 Haziran 2026

    Özgür Özel’den Tekke halk buluşmasında: “Kazanma ile tanışanlarla ileriye yürüyoruz”

    5 Haziran 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Mutlak Butlan sonrası CHP’deki “ikili iktidarın” demokrasi mücadelesindeki yeri

      6 Haziran 2026

      Faşizme karşı ileri!

      4 Haziran 2026

      Haziranda Ölmek Zor

      3 Haziran 2026

      Devlet Aklı mı, Devlet Mitolojisi mi?

      2 Haziran 2026

      Dünyanın bütün halkları, NATO haydutluğuna karşı birleşelim! -1-

      2 Haziran 2026
    • Seçtiklerimiz

      Yasin Börü’ye sahip çıkılırken diğer öldürülenler ve yaşananlar yok sayıldı: Skandallar zinciri ve 12 yıl gizlenen soruşturma

      4 Haziran 2026

      Milli Savunma Vekâleti’nden ilgili birimlere: “Irkları yüzünden askeri mekteplere alınmadıklarını azınlıklara söylemeyin”

      4 Haziran 2026

      Küba’yı hırpalamak: Trump’ın rüyası ve kâbusu

      3 Haziran 2026

      Butlan neyi örtüyor?

      1 Haziran 2026

      Küresel Haklar Endeksi 2026: Türkiye işçiler için en kötü 10 ülke arasında

      1 Haziran 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      “Avrupa savaşa hazırlanıyor”

      28 Mayıs 2026

      Şampiyonluk sevinciyle yurttaşlara forma dağıttı, ırkçıların hedefi oldu

      4 Mayıs 2026

      Hatimoğulları: Süreç, siyasi partilerin gündelik siyasetteki çıkarlarına kurban edilemez

      2 Mayıs 2026

      Av. Sevda Karataş: Zulüm varsa direniş de var!

      21 Nisan 2026

      ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

      7 Nisan 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Mutlak Butlan sonrası CHP’deki “ikili iktidarın” demokrasi mücadelesindeki yeri

    Mutlak Butlan sonrası CHP’deki “ikili iktidarın” demokrasi mücadelesindeki yeri

    MUHSİN DALFİDAN yazdı: Mesele, hiçbir dönem gerçek anlamda sosyal demokrat bir parti olamayan CHP’nin, mevcut faşist iktidara karşı “demokratik” burjuva cumhuriyetinden yana tavır koyup koyamayacağıdır. CHP’den sistem tercihi yapması beklenmiyor ve beklenemez. Ama rejim tercihi yapması beklenir. Zira CHP 19 Mart 2025 sürecinden günümüze sürdürdüğü pratiğiyle burjuva demokratik bir rejimden yana olduğunu göstermiş bulunuyor.
    Muhsin Dalfidan6 Haziran 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    CHP’nin 38. Kurultayına ilişkin olarak AKP-MHP iktidar bloğunun  “yargı” ayağının mutlak butlan kararı sonrası,  sadece CHP’nin değil, Türkiye’nin de geleceğine ilişkin spekülasyon ve komplo teorilerini de içeren yoğun bir tartışma sürüyor. CHP’nin kurultay yapamadığı için seçime giremeyeceği, yeni parti hazırlığı, sermaye cephesinin tutumu, “devlet aklı”  gibi başlıklar tartışmaların öne çıkan konuları arasında yer alıyor.

    Tartışmalar, herkes kendi durduğu taraftan ve sınıfsal konumundan hareketle katıldığında anlam kazanır. Sosyalistlerin ve demokratik değerlere bağlı demokratların işi, CHP’nin iç dengelerinin istatistik memurluğuna soyunmak,  kişilerin karakter analizini yapmak, devlet aklının sözcük anlamına odaklanmakla yetinmek ve/veya devlet aklının ne kadar derinde ya da ne kadar “norm”  içinde oluştuğunu tartışmak olamaz/olmamalı.   Sosyalistlerin, devrimcilerin, demokratların, barış, emek ve demokrasi dinamiklerinin görevi, CHP’nin ve içindeki siyasi aktörlerin kısıtlarının anlamına, CHP’ye yapılan siyasi darbenin, kişilerin tuttukları pozisyonların, ‘devlet aklının’ neye ve hangi sınıfın çıkarına ve de bekasına hizmet edip etmediğine odaklanmaktır. Bu odaklanmayla bir yandan bağımsız politik yönelimini belirleyip pratikleştirmek, diğer yandan bağımsız hattı temel alarak farklı taktik ve stratejik ittifakları olgunlaştırıp birlikte mücadeleyi örmektir. Ancak bugünün meselelerinden biri de, sistemin siyasal kültürünün hegemonik yapısının, tartışma biçim ve içeriğini yönlendirecek pusulanın ibresinin sağa sola kaymasına yol açmasıdır.

    İbreyi sınıf mücadelesi ilkelerinin ve perspektifinin ufuk çizgisine odaklamaya çalışarak, kimi güncel başlıkları değerlendireceğim. Zira bu başlıkları demokrasi, barış ve özgürlük mücadelesi bağlamında görmezden gelerek yol almak mümkün görünmüyor.

    CHP Temmuz-2026 ayı içinde kurultay yapmaz ise seçime giremez mi?

    298 sayılı “Seçimlerin Temel Hükümleri Ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun”da, Siyasi partilerin seçimlere katılabilmeleri için“… illerin en az yarısında, oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olmaları şarttır…Seçime katılma yeterliliği elde eden parti, 22/4/1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununda öngörülen ve parti tüzüğünde belirtilen süreler içinde, bu bentte belirlenen teşkilatlanma yeter sayısı esas alınarak ilçe, il ve büyük kongrelerini üst üste iki defa yapmamış ise seçime katılma yeterliliğini kaybeder.“ hükmü yer almaktadır.

    Dikkat edilirse hüküm “büyük kongrelerini üst üste iki defa yapmamak” şeklindedir.  CHP kongrelerini yapmıştır. Ancak ‘yargı’ kongrelerin yok hükmünde olduğu kararını vermiştir. Şu anda da yargı kararı gerekçesiyle (tedbir kararı ve bu kararın temyizde olup kesinleşmemesi) kongre yapması engellenmektedir. Dolayısıyla kendi isteğiyle üst üste kongre toplamama durumu söz konusu değildir. Tabii ki bu mevcut kanun hükmünü uygulayacak, kanuna uyacak bir iktidar ve YSK olması durumunda anlam ifade edecektir. Aksi durumda kanunların ne dediği değil, “sultanın” keyfiyete dayalı kararı geçerli olur. Bu bağlamda hukuk mücadelesini öncelemek çıkmaz sokaktır. Hukuk mücadelesinin mevcut koşullarda tek yararı, hukuksuzluğu bu yolla da teşhir etmiş olmaktan ibarettir. Asıl olan demokratik siyasal mücadeledir. Sokak ayağını önceleyen kitlesel topyekûn mücadeleyi öne çıkarmaktır. Kitlelerin topyekûn mücadelede kalıcı olarak yer almasını sağlayacak örgütlülüğe ulaşmasına odaklanmaktır.

    Yeni parti hazırlığı tartışmaları

    Murat Sabuncu’nun yaptığı ve 1 Haziran 2026 günü T24’de yayımlanan söyleşide İmamoğlu “Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız.’ O yol, hukukun, delegelerimizin ve millet iradesinin emrettiği şekliyle yol arkadaşım Sayın Özgür Özel’in Genel Başkanlığı’ndaki CHP’dir. Fakat hukuk çiğnenirse, delegelerimizin ve milletin iradesi yok sayılırsa, bizim milletle beraber yürüdüğümüz her yol meşrudur ve güçlüdür.” sözleriyle yeni partinin seçenekler arasında olduğunun işaretini veriyor.

    Özgür Özel, 2 Haziran Grup toplantısı sonrası gazetecilere verdiği beyanatta konuya dair “Zaten yeni bir parti var, olacak, olmalı ama bu, felaket senaryosu için düşündük. Butlan yaptı, baskın seçim yapıyor veya partinin kongre yapmamasını seçime girme yeterliliğinin kaybı olarak nitelendiriyor. O zaman yeni partiniz yoksa büyük bir şok yaşarsınız. Hazırda bir şeyin olması lazım.” ifadeleriyle yeni parti olasılığına açıklık getirmiş bulunuyor.  Anlaşılan CHP’den ayrılarak hemen yeni parti kurma eğilimi ağırlıklı olarak yok. Tüm yollar kapandığında bu seçeneği devreye almak üzere hazırlık yapılıyor. İyi de yapılıyor.

    Zira AKP-MHP bloğunun planlarından biri de Özel ekibinin ayrılıp ayrı bir parti kurmasını değişik yöntemlerle zorlamak ve/veya yönlendirmektir.
     
    Özel ekibinin sonuna kadar bütün yol ve mücadele biçimlerini tüketmeden CHP’den ayrılıp, yeni bir parti kurması desteğinin büyük ölçüde azalmasına dolayısıyla AKP-MHP faşist bloğunun beklentilerine denk düşer.

    CHP’nin seçilmişlerinin, kitle çizgisini sürdürerek ve sokakta kitlenin ivmelenen mücadelesini kalıcı hale getirerek çok yönlü mücadeleyle mutlak butlan aktörlerini bertaraf etmeleri mümkündür.

    CHP tarafından kitle mücadelesi diğer siyasi ve toplumsal mücadele dinamikleriyle buluşma cesareti ve yönelimiyle sürdürülebildiği ölçüde ve Dem Parti’nin de bu yönelime karşılık verecek olan ezilenlerin tarihsel bloğunun öncülüğünü yapabildiği ölçüde, sadece mutlak butlan aktörleri değil, faşizm püskürtülebilecektir.

    İşbirlikçi tekelci sermayenin mutlak butlan hukuksuzluğuna karşı sessizliği

    Mutlak butlan kararına ilişkin işbirlikçi tekelci sermayenin ve uluslararası emperyalist sermayenin tutumu demokrasi güçlerinin yön tayinindeki kerterizlerden biri olmalı. Ne işbirlikçi tekelci sermaye fraksiyonları, ne de küresel sermaye sözcüleri mutlak butlana dair söz etmedi. Bir iki istisna dışında elbirliğiyle görmezden gelme ve sessiz kalmayı tercih ettiler. Devlet ya da hükümet düzeyinde tek karşı çıkış İspanya başbakanından geldi. ( İran savaşında ABD’ ye karşı tutum alması ve mutlak butlan açıklaması sonrası kendisine yönelik operasyonlar herkesin malumu)  Almanya Sosyal Demokrat Partisi heyeti Özel’i ziyaret etti. Yine İspanya başbakanı Pedro Sanchez’in başkanlığını yaptığı Sosyalist Enternasyonal,  Özgür Özel ve seçilmiş CHP yönetimiyle dayanışma açıklaması yaptı. Ama kendi ülkelerinde iktidarda olan Sosyalist Enternasyonal partileri devlet-hükümet olarak resmi açıklama yapmaktan uzak durdu. Bu, sermaye iktidarlarının mutlak butlan kararını susarak onayladığının ve suç ortaklığının ilanıdır.

    Mutlak butlanın hukuksuzluğuna ilişkin sermaye cephesinden tepki gelmemesine şaşırdık mı? Elbette şaşırmadık. Zira sermaye için esas olan sermayenin salına salına dolaşabilmesi ve fütursuzca sömürü için engelsiz bir ortamın varlığıdır. Bunu sağlamak için hukuk eğilip bükülebilir, demokrasi treni hurdaya ayrılabilir, yeter ki sermayenin bekasının güvencesi sağlanabilsin. 21. Yüzyıl, emperyalizmin temel karakterlerinden biri olan siyasal gericiliğin zirveye taşındığı bir süreç. Çünkü sistem tarihsel ve siyasal olarak sınırlarına dayanmış ve fetret devri yaşanıyor. Bu bağlamda sermaye, sistemin bekasını demokrasiyle değil, totaliterlik ve toplumu tebaaya dönüştürecek örgütlenmiş zor mekanizmasıyla sürdürebileceğinde karar kılmış bulunuyor.

    Rahmi Koç Oksijen gazetesinde yayımlanan söyleşisinde benzer yaklaşımını “Dünyada müthiş bir değişim, müthiş bir ilerleme var. Kartlar yeniden karılıyor. Dünyada da gücün varsa sesin çıkıyor, gücün yoksa sesin çıkmıyor. Yani Birleşmiş Milletler’in ana çerçevesi ortadan kalktı. Değişim çok enteresan. Her ülkenin eline yeni kartlar veriliyor. Ona göre oyunu oynamanız gerekiyor. Türkiye’nin gücü; üç tarafı deniz, stratejik konumumuz kuvvetli, dört mevsimimiz var, mümbit toprağımız var, genç nüfusumuz var. En önemlisi kaygan zeminde iş yapma kabiliyetimiz var. Önümüzdeki yıllarda tüm gücümüzü kullanmamız lazım. Bu “gücün kadar konuş” dönemi” şeklinde ortaya koyuyor.

    Tercih bu denli açık. Tercih, demokrasi, hak ve hukukun üstünlüğünün tesisinden yana değil,  gücün simgesi mutlak sultan liderliğinde, dosta düşmana korku salacak ve biat ettirecek totaliter devletten yana. Sermayenin tercihi bu. Sermayenin tercihi seçilmiş CHP yönetimine bir işaret olmalı. CHP kendini sermayeye değil, emekçilere ispatlayabildiği ve demokrasi güçleriyle birlikte ortak mücadeleye yönelebildiği ölçüde, gerçek bir sosyal demokrat partiye dönüşebilme ve toplumsal dinamiklerin demokrasi mücadelesini kazanmasına katkı koyabilme gücüne kavuşabilecektir.

    Totalitarizme yönelen küresel sermayeye güven telkin etme çabasının “paradoksal”anlamı

    Özgür Özel 1 Haziran 2026 tarihinde Newsweek dergisinde yayımlanan  “Türkiye’nin demokratik krizi güvenlik krizine dönüşüyor”  başlıklı yazısında Erdoğan’ın, “anlamlı” muhalefeti tasfiye etmeyi başarmasının sonucunu şöyle ifade ediyor:

    “Bu yalnızca otoriter konsolidasyon senaryosu değildir. Bu, derin bir istikrarsızlık senaryosudur…

    Türkiye’nin ana muhalefet partisinin lideri olarak ülkemizin Avrupa’nın en değerli ortaklarından biri olabileceğine ve nihayetinde Avrupa’nın yeni bir güvenlik mimarisi inşa ettiği bir dönemde Avrupa Birliği’nin tam üyesi haline gelebileceğine yürekten inanıyorum. Ancak sürdürülebilir ortaklıklar demokratik meşruiyet gerektirir. Bir ülke, içeride istikrarı ayakta tutan demokratik temelleri aynı anda yıkarken, sonsuza kadar bölgesel istikrarın sütunu olarak hizmet edemez

    Mevcut eğilimler sürerse,… Bu yalnızca bir iç kriz olmaz. Bu, derin bir güvenlik meselesine dönüşür. Yürüttüğümüz demokratik mücadele yalnızca Türkiye’nin demokratik geleceğini ve dünyanın stratejik açıdan en önemli ülkelerinden birinin istikrarını belirlemeyecek. Aynı zamanda bölgemizin, Avrupa’nın ve NATO’nun güvenliğini de şekillendirecek”

    Bu ifadeler emperyalist kapitalizmden kabul beklentisinin ve emperyalistlere güven verme çabasının tezahürü değilse nedir? Demokrasi, terör örgütü NATO’nun güvenliğinin garantörlüğüyle mi elde edilecektir? NATO ve emperyalist uluslararası sermaye mi istikrarın güvencesi olacak ki, kendini onlara ispat etme ihtiyacı duyulmaktadır? Bu yaklaşım sistemin istikrarına hizmet edebilir ama CHP’nin demokrasi mücadelesindeki yerini de iyiden iyiye istikrarsızlaştırabilir.

    Uluslararası sermayenin ihtiyacı ve hedefi daha fazla sömürü, daha fazla kâr ve daha fazla sermaye birikimiyle hırsızlık düzeninin bekasını sağlamaktır. Bunun için demokratik hakların yok edildiği, her türden hak mücadelesinin engellendiği, işçi ve emekçilerin sömürüyü sınırlandıracak örgütlenme, grev ve diğer mücadeleleri sürdürmelerini önleyecek otoriter, totaliter, yetmediğinde faşist devlet yapılanmasına yönelmektedir. Bu durumda emperyalist kapitalizme güven verme çabasından demokrasi çıkmaz. Zira uluslararası sermaye demokratik değil, totaliter yönetimlere ihtiyaç duymaktadır.

    Özgür Özel,uluslararası emperyalist kapitalizme güven vermeden, devletin kurucu partisinin siyasal ve sosyolojik çizgisinde bir partinin başarı şansı olmadığını görüyor olabilir.  Kapitalist sistemin siyasal temsiliyetine/iktidara aday bir siyasal partinin başka türlü yaklaşım içinde olması beklenemez.  AKP’de aynı yaklaşımla iktidar olmuştu. Bilindiği üzere AKP görünüşte, Fazilet Partisi’nden ayrılan “Yenilikçiler” tarafından kuruldu. Aslında kurduruldu. Küresel kapitalizmin hegemonik gücü ABD’nin isteği, oluru ve desteği olmasaydı AKP başarısından söz edilemezdi. Bu gerçeklik iki farklı tercihi ortaya koyar. Ya küresel sermayeye, siyasal iktidara gelerek kapitalizmi iyi hizmet edecek partilerden biri olacağının güvencesini vereceksin, ya da emeğin yanında sermayeye karşı durup ezilenlere güven vereceksin. CHP adı üstünde sistem partisi ve seçimini baştan yapmıştır. Meselemiz CHP’nin tartışma götürmez olan bu durumu değildir.

    Mesele, hiçbir dönem gerçek anlamda sosyal demokrat bir parti olamayan CHP’nin, mevcut faşist iktidara karşı “demokratik” burjuva cumhuriyetinden yana tavır koyup koyamayacağıdır. CHP’den sistem tercihi yapması beklenmiyor ve beklenemez. Ama rejim tercihi yapması beklenir. Zira CHP 19 Mart 2025 sürecinden günümüze sürdürdüğü pratiğiyle burjuva demokratik bir rejimden yana olduğunu göstermiş bulunuyor. Mesele CHP’nin burjuva demokratik cumhuriyete kapı aralayacak yönelimini sürdürmeye devam edip edemeyeceğidir. Sosyalistler bu kısıtları görerek CHP’yi rejim cephesine itmemeli, tersine rejime karşı yan yana durmanın imkanlarına odaklanmalıdır.
    “Devlet aklı” sermaye düzeninin beka aklıdır

    Kılıçdaroğlu’nun 45 yıllık yol arkadaşı Bülent Kuşoğlu ,T24’den Cansu Çamlıbel’in  yaptığı ve 1 Haziran günü yayımlanan röportajında  “Devlet aklı” üzerine şunları söylüyor: “Devlet aklı önemli…. O devlet aklının arkasında yabancının olmaması lazım, arkasında başka akılların olmaması lazım. Temiz olması lazım o akılın… bir devlet aklı olduğunu söyleyebilirim. Ne kadar temiz olduğunu bilmiyorum… Türkiye’de devlet aklını küçümsememek lazım. Şu anda da siyaset çok zayıfladığı için, parlamento zayıfladığı için, siyasetçi zayıf olduğu için devlet aklı ön planda… Devleti kuran o devlet aklı, bürokrasi, asker, istihbaratçı vesaire… bunlar devleti önceliyor halkı değil… Erdoğan sonrasında Türkiye’yi bir kaos, karmaşa bekliyor. Onun için de o devlet aklı, bürokratik aklı bir şeyler yapmaya çalışıyor sanki kendine göre. Doğru mu yapıyor, yanlış mı yapıyor onu bilmiyoruz. Sıkıntımız orada… Bir tane devlet aklı da yok zaten…  Devletin içinde mücadele var, AKP’nin içinde mücadele var, MHP’nin içinde mücadele var. Böyle bir ortamda CHP’ye bu müdahale nereden yapıldı? Hangi akıl tarafından yapıldı?

    Bu tanımlama ve ifadeler, mutlak butlan kararının ve Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanı koltuğuna oturtulmasının  “devlet aklının” icraatı olduğunun  itirafı gibi. Bu kavram,  icracı mercileri aklayan, en olmadık hukuksuzlukların ardında halkın “aklının ermeyeceği” ulvi gerekçelerin olduğunu ima etme kapasitesiyle, rıza üretiminin aracı olarak işlev gören bir kavram.

    Devlet aklı “norm” içi akıl ve “norm” dışı akıl olarak kategorileştirilebilir elbette, ama bu  “devlet aklının” bütünlüğü ve her durumda sermaye düzeninin bekası ve güvenliği için geliştirilen politika ve icraatlar toplamı olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu bağlamda “devlet aklı” “mühür kimdeyse Süleyman odur” misali, rejimin merkezinin aklıdır. Kuvvetler ayrılığı olan bir rejimde bu akıl, merkezi kurumların farklı ağırlıklarıyla oluşturdukları bileşkenin aklı olurken; totaliter ve faşist rejimlerde liderle özdeşleşmiş rejim gereği, liderin onayladığı ve aldığı kararlardır. Devlet aklı devlet baba kavramında olduğu gibi tahakkümü gizleme,  kişileri görünmez kılarak düzenleyici gizemli el algısı yaratarak sermayenin kendi çıkarlarını toplumun ortak çıkarları gibi göstermenin aracıdır. Kılıçdaroğlu’nun kayyım olarak “atanmasında” da, ”devlet aklı” aynı işlevi görmek üzere tedavüle sokulmuştur. Tedavülden kaldırılması için mücadele edilmelidir.

    CHP’ye yapılan operasyonların karşısında durmak faşizme karşı demokrasiyi savunmaktır

    CHP’ye ilişkin birey ve örgütsel olarak sosyalistler arasında farklı yaklaşımlar ortak mücadeleyi sekteye uğratmaktadır.

    CHP’nin devletin kurucu ve düzen içi muhalefet partisi olarak faşizm karşıtlığının ilkeli ve tutarlı olmadığı, faşizmin sınıfsal temellerine karşı mücadele etmediği/edemeyeceğinden hareketle faşizme karşı  demokrasi mücadelesinin parçası olamayacağını  savunanlar  olduğu gibi; tüm umudunu CHP’ye bağlayan, CHP’nin propaganda ve spesifik mücadelesine kendini tabi kılanlar da var. Bağımsız politik örgütlenme ve mücadeleyle ortak mücadeleyi birbirinin seçeneği politikalar olarak görenler de var. Arızalı sınıfsal perspektif ürünü bu yaklaşımlara mesafeli olmak faşizme karşı demokrasi, kapitalizme karşı sosyalizm mücadelesinin başarısının birinci adımıdır.

    Bağımsız politik hat, örgütlenme ve mücadele ile CHP ya da bir başka parti ile faşizme karşı ortak ve/veya paralel mücadele hattında yan yana olmak birbiriyle çelişen politik davranışlar olarak görülemez. Olması gereken yaklaşım bağımsız mücadele hattıyla birlikte CHP dahil farklı ittifak ve güç birliklerini de inşa ederek mücadele etmektir.

    Bağımsız mücadele hattını temel almak “kargadan başkasını” kuş kabul etmemek anlamına gelmez/gelmemeli.  Gelir demek, faşizme karşı mücadeleyi sosyalistler arası ortak mücadele birliklerine indirgemek olur ki,  bu siyasal taktiklere sırtını dönen, biçimde keskin özünde apolitik duruşun ifadesidir. İlkeli olmayı “ilkellik” mertebesine oturtmak politikasızlıktır. CHP’ye yapılan hukuksuzluklara karşı çıkmak sosyalistleri, ne CHP destekçisi, ne de kuyrukçusu yapmaz. Yapacağını düşünen kendinden şüphe edendir.

    Tarihin ve siyasetin doğru tarafında durmak: Devlet aklına karşı ezilenlerin kolektif aklını inşa etme zamanı

    Şu anda CHP’de kendine özgü bir “ikili iktidar” süreci yaşanıyor. Kılıçdaroğlu kanadının durumu olabileceği kadar sarih. Ekip “devlet aklının” yönlendirip görevlendirdiği  “memurlar” olarak mevcut rejimin tarafında duruyor. Bu tercihin adı, sermaye tahakkümünün bekasının ve faşist rejimin önünün açılmasının elverişli aparatı olma tercihidir ve bu konumlanışa/konumlananlara karşı duruş gereğinin tartışılacak bir yanı yok.

    Özgür Özel kanadı, hukuksuzluklara ve “yargı” ayağıyla gerçekleştirilen 19 Mart darbesine karşı sürdürdükleri direniş ve demokrasiden yana mücadele hattını devam ettirmeleri durumunda,  mevcut “devlet aklına” karşı, halkların kolektif aklıyla temas hattında kalabileceklerdir. CHP’nin bu hatta kalabilmesi, solundaki demokrasi güçleri ve sosyalistlerin gücüne ve yönelimine de bağlı olacaktır.  Bu bağlamda CHP’yi de içerecek anti-faşist mücadele ortaklığını inşa etmek birincil görev olmalıdır.

    Bugün faşizme karşı iki temel örgütlü güç var. Biri düzen içi muhalefet CHP. Diğeri düzen dışı muhalif güçler olarak KÖH ve sosyalist hareketin bir kesiminin stratejik ortaklığının ifadesi DEM Parti. Bu iki örgütün, özellikle de DEM Parti’nin omuzlarında kendi özgün koşullarında şekillenecek bir anti-faşist mücadeleyi ortaklaştırma sorumluluğu var. Her iki yapının bu sorumlulukla davranıp davranmamaları faşizmin mi, demokrasinin mi inşa edileceğini belirleyecektir.

    Bu iki güç dışındaki sosyalist hareketin bağımsız varlıkları ideolojik olarak kıymetli ama bugün faşizme karşı mücadelede reel karşılıkları sınırlıdır. Sosyalistler için doğru yönelim armudun sapına-üzümün çöpüne takılmadan, rekabetçi tutumdan sıyrılıp bağımsız mücadele hattını koruyarak,  anti-faşist güçlerin birleşik saflarında yer almak olacaktır.

    Tarihin doğru tarafında durabilme zamanı. Ya “devlet aklı” ve pratiğinin, ya da halkların “kolektif aklı” ve pratiğinin tarafında olunacak. Herkes tarafını seçsin, safları sıklaştırma zamanı!

    04.06.2026

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Özgür Özel’den Tekke halk buluşmasında: “Kazanma ile tanışanlarla ileriye yürüyoruz”

    5 Haziran 2026

    DEM Parti Eş Genel Başkanlardan AKBK’ye “Umut Hakkı” mektubu

    5 Haziran 2026

    DEM Parti Van Milletvekili Mahmut Dindar’dan kayyıma tepki: “Su zammı değil, açık bir soygun”

    5 Haziran 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Muhsin Dalfidan

    Mutlak Butlan sonrası CHP’deki “ikili iktidarın” demokrasi mücadelesindeki yeri

    Kenan Temir

    Faşizme karşı ileri!

    Mehmet Murat Yıldırım

    Haziranda Ölmek Zor

    Remzi Altunpolat

    Devlet Aklı mı, Devlet Mitolojisi mi?

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Gökçer Tahincioğlu

    Yasin Börü’ye sahip çıkılırken diğer öldürülenler ve yaşananlar yok sayıldı: Skandallar zinciri ve 12 yıl gizlenen soruşturma

    Siyasi Haber

    Milli Savunma Vekâleti’nden ilgili birimlere: “Irkları yüzünden askeri mekteplere alınmadıklarını azınlıklara söylemeyin”

    Zafer Yörük

    Küba’yı hırpalamak: Trump’ın rüyası ve kâbusu

    Aziz Çelik

    Butlan neyi örtüyor?

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Doruk Madencilik işçileri tüm alacaklarını aldı: Bağımsız Maden-İş şimdi Edirne yolcusu

    5 Haziran 2026

    Samsun’da Yeşilyurt Demir Çelik Fabrikası’nda iş cinayeti: 3 işçi yaşamını yitirdi

    4 Haziran 2026

    Özel İtalyan Lisesi’nde grev uzlaşmayla bitti: Öğretmenler 123 gün sonra derse dönüyor

    3 Haziran 2026
    KADIN

    KCDP Mayıs 2026 Raporu: 16 kadın katledildi, 33 şüpheli ölüm var

    5 Haziran 2026

    Kızılay Kayseri İl Başkanı Cafer Beydilli’ye çalışan kadınları hedef alan paylaşımı nedeniyle suç duyurusu!

    20 Mayıs 2026

    EŞİK: “Eşitlikten ve laiklikten vazgeçmiyoruz”

    18 Mayıs 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.