Türkiye’de gördüğü ağır işkenceler, yaklaşık altı yıllık tutsaklık ve bitmek bilmeyen siyasi baskılar nedeniyle İsviçre’ye sığınan Kürt sığınmacı Welat Aydın, iltica dosyasının Federal İdare Mahkemesi tarafından 16 aydır karara bağlanmamasına karşı St. Gallen’de açlık grevi eylemi başlattı. Eyleminin 3. gününde olan Aydın, Avrupa sığınma rejiminin göçmenleri mahkum ettiği idari belirsizlik duvarına karşı bedenini açlığa yatırarak adalet talep ediyor.
Federal Mahkeme’den oyalama yanıtı
Açlık grevinin ilk gününde avukatı aracılığıyla Federal İdare Mahkemesi’ne dilekçe vererek dosyasının sonuçlandırılmasını ve yetkililerle görüşme sağlanmasını talep eden Aydın’a mahkemeden bürokratik bir yanıt geldi. Mahkeme, ellerinde daha uzun süredir bekleyen dosyalar olduğunu gerekçe göstererek kesin bir tarih veremeyeceğini ilan etti. Bu yanıtın yaşadığı çıkmazı daha da derinleştirdiğini belirten Welat Aydın, maruz kaldığı bu cendereden ötürü ne çalışabildiğini ne de geleceğini planlayabildiğini, sürekli “bekle” denilerek hayatının askıya alındığını vurguluyor.
Çocuk yaşta başlayan devlet şiddeti ve zindan süreci
Welat Aydın’ın sığınma arayışının arkasında, Türkiye’de çocuk yaşta başlayan sistematik bir devlet şiddeti yatıyor. Henüz 14 yaşındayken Diyarbakır’da bir gösteri sırasında gözaltına alınarak yargı kıskacına alınan Aydın, 2011 yılından itibaren katıldığı gençlik çalışmaları nedeniyle defalarca gözaltına alınmış, 2017 yılında ise 14 günlük ağır işkenceli bir gözaltı sürecinin ardından tutuklanmıştır. Vücudundaki darp izlerini aktardığı doktorun ardından dönüş yolunda işkencecilerce yeniden darp edilen Aydın, Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanarak yaklaşık 6 yıl cezaevinde kalmıştır.
Cezaevini politik mücadelenin bir alanı olarak gören Aydın, 2019 yılında tecride karşı başlatılan süresiz-dönüşümsüz açlık grevlerine katılarak 90 gün boyunca bedenini açlığa yatırmıştır. Normal şartlarda daha erken tahliye edilmesi gerekirken, İdare ve Gözlem Kurulu’nun “pişmanlık” dayatmalarını reddettiği için şartlı tahliyesi engellenmiş ve fazladan hapis yatırılmıştır. Tahliye olduktan sonra da ajanlık teklifleri, takip ve askerlik tehditleriyle kuşatılan Aydın, ailesinden siyasi tutsak dayısı Yılmaz Özalp’i de cezaevinde yitirdikten sonra Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmıştır.
İsviçre kamplarında tecrit ve statüsüzlük
Avrupa’nın insan hakları maskesi ise Welat Aydın’ın İsviçre’ye ayak basmasıyla birlikte hızla düşmüştür. Üç yıl içinde tam 10 farklı sığınmacı kampına sevk edilen Aydın, buralarda insani olmayan koşullarla karşılaştığını belirtmektedir. İltica duruşmalarında sözü kesilen, çocuk yaşta gördüğü baskılar mahkeme heyetince “bugünün iltica gerekçesi değildir” denilerek önemsizleştirilmeye çalışılan Aydın’ın dosyası, İsviçre Göç Sekreterliği (SEM) tarafından üç açık davası olmasına rağmen hukuksuzca reddedilmiştir. Üç yıldır sığınmacıların elini kolunu bağlayan “N statüsü” ile yaşamaya mahkum edilen Aydın, kamplardaki uzun süreli belirsizliğin insanlar üzerinde yarattığı ağır psikolojik yıkımı, St. Gallen’de kaldığı kampta bir sığınmacının boğazını keserek intihar girişiminde bulunmasına tanıklık ederek bizzat gördüğünü aktarmaktadır.
“Bu eylem tüm sessiz sığınmacıların çığlığıdır”
Welat Aydın, başlattığı açlık grevinin sadece kendi bireysel dosyası için olmadığını, İsviçre’de hukuki belirsizlik içinde bekletilen tüm sığınmacıların yaşadığı sorunlara dikkat çekmek istediğini belirtmektedir. Mültecilerin sadece biyolojik olarak hayatta tutulmasının değil, insanca yaşayabileceği koşulların sağlanması gerektiğini hatırlatan Aydın, Federal İdare Mahkemesi’ni adil bir karar vermeye çağırarak bu hukuki belirsizlik sona erene kadar mücadelesini sürdüreceğini vurgulamaktadır. Aydın; tüm göçmen dayanışma örgütlerini, demokratik kurumları ve insan hakları savunucularını, egemenlerin sığınma kamplarında görünmez kılmaya çalıştığı sığınmacılar için daha güçlü bir dayanışma ağı kurmaya ve ortak mücadeleye çağırmaktadır.
