Bir yanda Haziran. “Onur” ayı. Dünyanın birçok yerinde insanlar “Ben de varım” diyebilmek için sokağa çıkıyor. Gökkuşağı bayrağı açıyor, dans ediyor, şarkı söylüyor, korkmadan yaşayabilmenin hayalini kuruyor.
Diğer yanda Türkiye.
Onur Yürüyüşü yapmak isteyen gençler ters kelepçeyle gözaltına alınıyor. Polis, elinde copla ve biber gazıyla insanların üzerine yürüyor. İktidarın dili her gün aynı kelimeleri tekrar ediyor: “Sapkınlık”, “aile düşmanlığı”, “şeytanın oyunu”…
İnsan bazen durup düşünüyor.
Ulan, gerçekten sapkınlık dediğiniz bu mu?
Çünkü aynı günlerde, altı yaşındaki kızını yetişkin bir adamla “dini nikâh” adı altında sistematik cinsel istismarın içine iten Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya G., aldığı 19 yıl 9 aylık hapis cezasına rağmen adli kontrol şartıyla tahliye ediliyor.
Yetmiyor.
Tahliye haberinin ardından teşekkür mesajları yayınlanıyor.
Kamuoyunda “Cübbeli Ahmet” olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü, tahliyede emeği geçenlere teşekkür ediyor. Cemaat çevreleri bunu bir sevinç haberi gibi paylaşıyor.
Demek ki utanan onlar değil.
Utanması beklenen yine biziz.
Yıllardır bu ülkede aynı senaryoyu izliyoruz. Çocuk istismarının üzeri tarikat denilerek örtülüyor. Cemaat denilerek sus-pus kalınıyor. “Hoca efendi” deniliyor, “dava zarar görmesin” deniliyor.
Sonra aynı çevreler dönüp LGBTİ+ bireylere “sapkın” diyor.
İnsan gerçekten hangi ülkede yaşadığını sorguluyor.
Çünkü ortada çok büyük bir ahlaki çürüme var.
Ama o çürüme gökkuşağı bayrağında değil.
O çürüme, altı yaşındaki bir çocuğun gelinlik giydirildiği fotoğrafa bakıp susabilen vicdanda.
O çürüme, mahkûmiyet kararına rağmen “emeği geçenlere teşekkür ederiz” diyebilen arsızlıkta.
O çürüme, çocukların değil tarikatların korunmasını tercih eden siyasal düzende.
Bugün Türkiye’de iktidarın kurduğu düzen, çocukları koruyamamakla açıklanabilecek bir yerde değil artık. Çocuk istismarının ortaya çıktığı dosyalarda cezasızlık algısını büyüten kararlar verilirken, toplumun hedef tahtasına oturtulanlar yine aynı kesimler oluyor.
Bir tarafta çocuk istismarını meşrulaştıran yapılar yıllarca devletin korumasıyla büyüyor, yöneticileri tahliye edildiğinde teşekkür mesajları yayınlanıyor.
Diğer tarafta iki yetişkin insanın birbirini sevmesi “milli güvenlik sorunu” ilan ediliyor.
Bunun adı hukuk değildir.
Bunun adı ahlak hiç değildir.
Bunun adı ikiyüzlülüktür.
Üstelik şimdi önümüze bir de 12. Yargı Paketi getiriliyor.
Kamuoyuna yansıyan taslaklarda, daha önce gelen tepkiler üzerine geri çekilen LGBTİ+ karşıtı düzenlemelerin yeniden gündeme taşındığı görülüyor. İnsan hakları örgütleri bu nedenle bu girişimleri bir “nefret yasası” olarak nitelendiriyor. Çünkü mesele suçla mücadele değil; belirli bir toplumsal kesimi hedef haline getirmek, onların yaşam alanlarını daraltmak ve ayrımcılığı hukuki bir zemine taşımak.
Çocukları gerçekte korumayanlar, çocukları koruyormuş gibi konuşmayı çok seviyor.
Aileyi gerçekte savunmayanlar, aile adına en yüksek sesle bağırıyor.
Ve özgürlüğü tehdit edenler, kendilerini ahlak bekçisi ilan ediyor.
Bugün dönüp tekrar soruyorum.
Ulan…
Yusuf Ziya G.’nin tahliyesini sevinçle karşılayanlar, buna teşekkür edenler, yıllardır çocukların değil tarikatların yanında saf tutanlar mı bize ahlak dersi verecek?
LGBTİ+ bireyleri her fırsatta hedef gösteren, Onur Yürüyüşü’nü copla dağıtanlar, şimdi de yeni yargı paketleriyle onların varoluşunu baskı altına almaya çalışanlar mı toplumun vicdanını temsil ediyor?
Sapkınlık dedikleri nedir?
İki yetişkin insanın birbirini sevmesi mi?
Yoksa altı yaşındaki bir çocuğun hayatını elinden alan bir düzeni kurmak, korumak ve sürdürmek mi?
Bu sorunun cevabını aslında herkes biliyor.
Asıl mesele, herkesin bildiğini söylemeye cesaret edip edememesi.
Çünkü bir ülkede çocuk istismarından hüküm giymiş birinin tahliyesi kutlanıyor, buna itiraz edenler susturuluyor, ama varoluşundan başka hiçbir “suçu” olmayan LGBTİ+ bireyler hedef tahtasına oturtuluyorsa…
Orada sapkınlık, çocukların çalınan hayatlarını görmezden gelen, nefreti siyaset malzemesi yapan ve “ahlak” adına adaleti eğip büken düzendedir.
Ve o düzen, en çok da ahlak kelimesini ağzından düşürmeyenlerin eseridir.
