Taban maaş hakkının geri verilmesi, güvenceli çalışma koşullarının sağlanması ve mülakatlarda hakları hukuksuz biçimde ellerinden alınan öğretmenlerin atamalarının yapılması talebiyle Ankara’da bir araya gelen Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ile Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu, günler süren direnişlerini açlık greviyle sürdürdü. Polis ablukaları, eylem alanlarına yönelik müdahaleler ve taleplerine ilişkin somut adımların atılmaması üzerine başlatılan açlık grevinin 12’nci gününde İngilizce öğretmeni Arda Burkay Soydan, mücadelelerinin nedenlerini ve eğitim emekçilerinin yaşadığı sorunları Siyasi Haber’e anlattı.
“Bizleri görünmez kılmaya çalıştılar”
Röportaja kendisini tanıtarak başlayan Soydan, açlık grevinin 12’nci, direnişin ise 13’üncü gününden kamuoyuna seslendi. Açlık grevine bir anda karar vermediklerini vurgulayan Soydan, taleplerini yıllardır dile getirmelerine rağmen hiçbir somut adım atılmadığını söyledi. İlk gün Güvenpark’ta, ikinci gün Kurtuluş Parkı’nda eylem yaptıklarını, ardından kaldıkları otelin dahi abluka altına alındığını belirten Soydan, bu sürecin kendilerini açlık grevine sürüklediğini ifade etti.
“Merhabalar ben Arda Burkay Soydan. Bir senedir İngilizce öğretmeniyim. Açlık grevimizin 12., direnişimizin 13. gününden herkesi selamlıyorum. Bizlerin yıllardır bizden çalınan taban maaş hakkımız için ve mülakatta atanma hakkı hukuksuz bir şekilde elinden alınan öğretmenlerin yürüttüğü mücadele hepimize verilen sözler, yazılı olarak bizlere iletilen resmi belgelere rağmen problemlerimizin çözülmesi için gereken adımların atılmaması ve biz gerekli komisyonların kurulması için yürüttüğümüz mücadelemiz ilk gün Güvenpark’ta ikinci gün Kurtuluş Parkı’nda ve kaldığımız oteldeki ablukaların üzerine bizleri görünür kılmama çabası bizi böyle bir eylem tarzına yöneltti.”
“Öğretmenlik mesleği reklam panosuna dönüştürüldü”
Özel okul sisteminde öğretmenliğin giderek ticarileştirildiğini söyleyen Soydan, eğitim kurumlarının büyüyen kârlarının temelinde öğretmenlere ödenen düşük ücretlerin bulunduğunu dile getirdi. Okulların reklam ve sosyal medya faaliyetleriyle kusursuz bir imaj oluşturduğunu ancak öğretmenlerin yaşadığı ekonomik gerçekliğin görünmez kılındığını belirten Soydan, bunun mesleğin niteliğini de dönüştürdüğünü ifade etti.
“Bu çelişki öğretmenlik mesleğinin ticarileştirilmesi ve kâr marjının her sene artmasının en büyük sebebinin orada çalışan emekçilere verilen komik ücretlerden oluşması, eğitim vermesi gereken kurumların kâr marjını artıran en büyük şeyin reklam ve sosyal medyaya içerik çıkararak insanlara büyülü bir yer izlenimi vermesi ama senede milyonlarca lira paralar kazanan işletmelerin öğretmenlere dayattığı sefalet ücretlerinin veliler tarafından bilinmemesi öğretmenlik mesleğinin tanımını eğitimcilikten ziyade bir reklam panosuna dönmesine yol açtı.”
“Güvencesiz öğretmen, sağlıklı eğitim veremez”
Soydan, öğretmenlerin düşük ücretler ve güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle yalnızca geçim mücadelesi vermek zorunda bırakıldığını söyledi. On aylık sözleşmelerle çalışan eğitim emekçilerinin gelecek kaygısıyla yaşadığını belirten Soydan, bu durumun yalnızca öğretmenleri değil, doğrudan eğitim sistemini de etkilediğini kaydetti.
“Çünkü eğitim emekçileri sefalet ücretlerine mahkûm edildiklerinde, güvencesizce çalıştırıldıklarında, 10 ay süreli sözleşmelerle kuşatıldıklarında onların kendilerini garanti altına almaları, kafalarını dinlemek için harcamalar yapmaları imkânsız hale geliyor. Tek hayatları Türkiye’deki diğer tüm emekçiler gibi sadece iş ve ev arasında geçiyor. İnsanların kendilerini geçim derdinden başka hiçbir şey düşünemeyecek ve patronun iki dudağı arasında olan çalışma hayatlarını dahi kaybetmekten korkar hale gelmesine yol açıyor. Bir eğitmenin öğrenciye ve eğitim sürecine katılırken kendi psikolojik ve zihinsel sağlığını koruyamadığı bir dünyanın eğitim için, eğitimin geleceği için veya eğitmenin itibarı için ne kadar güvenli olabileceği merak edilmesi gerekir.”
“Bu mücadele bütün güvencesiz emekçilerin mücadelesidir”
Verilen sözlerin yıllardır tutulmadığını ifade eden Soydan, yaşananların yalnızca özel sektör öğretmenlerinin sorunu olmadığını söyledi. Mücadelenin bütün güvencesiz çalışanların ortak mücadelesine dönüştüğünü belirten Soydan, dayanışmanın önemine dikkat çekti.
“Senelerdir sözler alıp, onlara verilen sözlerin tutulması için somut adımlar atılmayan taleplerine karşılık yıllardır ablukaya maruz kalan, asıl dertlerinin mesleğin yaşaması olan sistemin içerisinde bütün güvencesiz çalışmaya mahkûm edilmiş insanların mücadeleyi birlikte büyütüp kurtuluşun dayanışma ve kollektif emekle geleceğini düşünmesi üzerine birleşik bir mücadele şeklini aldı.”
“Toplu iş sözleşmesi hakkımız elimizden alındı”
Özel sektör öğretmenlerinin yaşadığı en büyük hukuki sorunlardan birinin sendikalarının bulunduğu iş kolu olduğunu dile getiren Soydan, toplu iş sözleşmesi hakkından mahrum bırakıldıklarını söyledi. Kendilerine “emsal olursunuz” denilerek taleplerinin ötelenmeye çalışıldığını ifade eden Soydan, polis müdahalelerinin de kamuoyundan gizlenme çabasının bir parçası olduğunu savundu.
“En büyük hukuki diyebileceğimiz engel bizim sendikamızın 10 No’lu torba iş kolunda olması ve TİS hakkımızın bizden çalınmasıdır. Bizleri ‘Emsal olursunuz’ söylemiyle başından atmaya çalışılması aslında iktidarın ve sermayenin sınıf savaşımındaki tarafının itirafıdır. Emekçilerin geri kalanını sermayenin baskılarıyla güvencesiz bir hayatın içinde tutmaya çalışan, emek mücadelesinin büyümesinden korkan iktidar organlarıdır. Bahsettiğiniz diğer fiziki engellemeler bizleri kamuoyunun görmesinden korkan organların pratikleridir. Çünkü devletimiz tekelci bir polis devletidir.”
“Bakan gerçekten çözüm istiyorsa bizimle görüşmeli”
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in açıklamalarını da değerlendiren Soydan, hükümetin gerçekten çözüm üretmek istiyorsa öğretmenleri muhatap alması gerektiğini söyledi. Taleplerinin açık olduğunu belirten Soydan, hem taban maaş hakkı hem de mülakat mağdurlarının yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesini istedi.
“Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin bugün kendisine bizimle alakalı sorulan soruya açlık grevinden önce gelip görüşmeyi deneselerdi ve keşke problemlerini bize önceden iletselerdi, hukuk devleti böyle olur diye bir açıklama yaptı. Madem ki böyle bir niyeti var bizi muhatap alıp iş kolumuzun değişikliği ve taban maaş hakkımız için ve mülakatta haksızlıkla atanma hakkı elinden alınan arkadaşlarımızın probleminin çözülmesi için bizimle görüşmesi ve öğretmenlik 2031 yılında bitecek, Çin’de öğretmen yapay zekâlı robotlar geliştiriliyor gibi saçma söylemleri desteklemediğini bizlere göstermesi gerekiyor.”
Son gelişme
Bu röportajın yapılmasının ardından, açlık grevinin 13’üncü gününde Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, Ankara Valiliği’nin NATO Zirvesi gerekçesiyle toplu eylem ve etkinlikleri yasaklaması nedeniyle açlık grevine ara verdiklerini açıkladı.
Sendika önünde yapılan açıklamada konuşan MYK Üyesi Rabia Arbaş, mücadeleden vazgeçmediklerini belirterek şu çağrıyı yaptı:
“Eğitimin, eğitimcinin, öğrencinin geleceğini düşünmesi gereken; işveren derneklerinin temsilcilerini, Milli Eğitim Komisyonu üyesi vekilleri, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekillerini çözüme çağırıyoruz. Çözüm için ısrarcıyız. Onurlu mücadelemizi, biriken gücü ve enerjiyi Temmuz ayının ortasına kadar memleketin dört bir yanına taşıyor; çözümün bu süre zarfında gerçekleşmemesi durumunda mücadelemizi aynı kararlılıkla muhataplara en yakın nokta olan Ankara’ya taşıyacağımızı tüm kamuoyuna bildiriyoruz.”
Açıklama sloganlarla sona ererken, sendika açlık grevine ara verilmesinin mücadelenin sona erdiği anlamına gelmediğini, eylemlerin yeni bir programla devam edeceğini duyurdu.
