Siyasette kelimeler kolay harcanır, asıl terazi, kriz anlarında alınan riskler ve durulan saftır. Türkiye tam da böyle bir kırılma çizgisinden geçiyor.
TBMM’ye sunulan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, onlarca yıldır bu ülkeye ağır bedeller ödeten çatışmalı süreci sonlandırmak ve silahların gölgesinden çıkıp siyasal zemine geçmek adına kritik bir dönüm noktası.
Eksikleri var mı? Fazlasıyla.
Yeterli mi? Kesinlikle hayır.
Kürt sorununun demokratik çözümünü tek başına güvence altına alıyor mu? Henüz değil.
Fakat önümüzdeki hayati soru net: Türkiye, güvenlikçi ezberlerin kıskacından kurtulup müzakerenin ve demokratik siyasetin önünü açacak mı, açmayacak mı?
Özgür Özel’in dün gerçekleşen oylamada bu yasaya “evet” diyerek inisiyatif almasını tam da bu nedenle kıymetli buluyorum. Bu tutum, ne Özgür Özel’i romantize etme arayışıdır ne de Yeni Parti’nin sınıfsal kimliğini görmezden gelmektir. Yeni Parti bir burjuva partisidir ve sınırları nettir. Ancak devrimci veya demokratik bir siyaset akılcılığı, aktörlere duyulan kişisel sempatilere değil, atılan adımların yaratacağı toplumsal imkânlara bakar.
“Yetmez” demek başka, “Hayır” demek başka
Bu yasa teklifini savunurken gözümüzü gerçeklere kapatmıyoruz. Karşımızdaki metin bizim idealimizdeki yasa değil:
- Bürokrasi Vesayeti: Sürecin inisiyatifi büyük oranda yürütmeye ve güvenlik bürokrasisine bırakılmış durumda.
- MGK Parantezi: Millî Güvenlik Kurulu’nun tespit ve teyidine bağlanan maddeler, geleceğe dair ciddi soru işaretleri barındırıyor.
- Denetim İhtiyacı: Parlamentonun, baroların ve toplumsal muhalefetin süreç üzerindeki denetimi mutlaka artırılmalıdır.
Dolayısıyla bu karara “evet” demek, metni eksiksiz bulmak değil, “evet ama yetmez” diyerek siyasal alanı genişletmektir. Barışa açılan ilk kapıyı aralamak ile o kapının ardındaki eksikleri eleştirmek arasında hiçbir çelişki yoktur.
Oylama tablosu netleştiğinde ortaya çıkan tablo oldukça öğreticidir. Meclis’teki birçok yeni parti ve sağ muhalefet odağı, toplumsal reaksiyondan çekinerek “ret” oyu vermiş ve konforlu alanlarına çekilmiştir. Özgür Özel’e yönelen sert tepkilerin odağında ise Yeni Parti içinde varlığını sürdüren ve meseleye halen güvenlikçi gözlüklerle bakan ulusalcı-milliyetçi damar yer almaktadır.
Yıllardır süregelen “beka”, “terörle mücadele” ve “taviz vermeme” ezberlerinin dışına çıkmak ciddi bir siyasi maliyet gerektirir. Özel, diğer birçok aktörün aksine kenarda beklememiş, risk alarak siyasi bir irade ortaya koymuştur.
Özgür Özel’i savunmak, Yeni Parti’yi savunmak değildir
- Sınıfsal Gerçeklik: Yeni Parti’nin burjuva karakterine ve sermaye odaklı politikalarına dair eleştirilerimiz elbette baki.
- Toplumsal Fayda: Bir sosyalist için belirleyici olan, adımın kimden geldiği değil, halkların (Türklerin, Kürtlerin, emekçilerin) yararına olup olmadığıdır. Silahların susması ortak geleceğimizdir.
- DEM Parti’nin konumu: Sürecin meşru muhataplarından DEM Parti’nin destek verdiği bir yerde ana muhalefetin kapıyı kapatması, barış imkânını boğmak olurdu. Özel’in kararı bu tıkanıklığı aşmıştır.
Barışın önünde durmamak neden önemlidir?
Özgür Özel’in pozisyonunu özetleyen en yalın ilke şudur: Barışın önünde durmayacağız.
Bu ülkede onlarca yıldır barış talep edenler kriminalize edildi, hain ilan edildi. Bugün kusursuz olmasa da önümüzde bir imkân varsa, çatışmanın yerine siyaseti koyabilecek her adımı büyütmek zorundayız.
“Evet” demek mücadeleyi bırakmak değildir
Aksine, asıl demokratik mücadele şimdi başlıyor. Gerçek bir barış iklimi için bundan sonraki hedeflerimiz şunlar olmalıdır:
- Siyasi tutukluların serbest kalması ve genel siyasal af,
- İfade ve basın özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması,
- Kayyım rejimine son verilerek yerel demokrasinin ihyası,
- Kürt halkının eşit yurttaşlık haklarının anayasal güvenceye kavuşması,
- Sürecin şeffaf bir şekilde Meclis denetimine açılması.
Özgür Özel’i ne ulusalcı reaksiyonun çizdiği “hain” karikatürüne hapsetmek gerekir ne de onu bir anda kurtarıcı ilan etmek…
O, burjuva siyasetinin sınırları içinde hareket eden ancak kritik bir tarihsel eşikte barışın önüne takoz koymamayı başarmış bir aktördür. Birçok Yeni Partli’nin ret vererek sorumluluktan kaçtığı oylamada, bu duruşu sergilemesi yadsınamaz bir gerçektir.
Özgür Özel’i anlamak, onu alkışlamak ya da linç etmek değil, attığı adımın tarihsel işlevini görüp takdir etmektir.
