Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    DEM Parti 5’inci Olağan Kongresi: “Demokratik Cumhuriyet hareketini başlatıyoruz”

    6 Eylül 2026

    Yaşamını yitiren Ağrı Belediye Eşbaşkanı Memet Akkuş son yolculuğuna uğurlandı

    6 Eylül 2026

    Gazeteci Mehmet Murat Yıldırım’ın Cumhurbaşkanına hakaret davasında ilk duruşma 8 Eylül’de

    6 Eylül 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      6-7 Eylül’den Çerçeve Yasa’ya tarihsel hafıza ve demokratik dönüşüm

      6 Eylül 2026

      Kalıcılığı sınırlandırılmış bir sergi: Romantika: Bir Ömrün Seyrüseferi

      5 Eylül 2026

      1 Eylül Dünya Barış Günü’nün düşündürdükleri: Muhalefet, savaş ve birleşik mücadele

      3 Eylül 2026

      Erken cumhuriyet dönemi Türk müzeciliğinde kurumsal ve bilimsel zaafiyetler: İki rapor üzerinden bir değerlendirme

      2 Eylül 2026

      Annemin Uyurgezer Geceleri: Geçmişe makyaj yapsanız değişir mi…

      2 Eylül 2026
    • Seçtiklerimiz

      Sendikalar ve hak arama özgürlüğü üzerine

      31 Ağustos 2026

      Müzakere ve mücadele

      28 Ağustos 2026

      Özgür Müftüoğlu ile Kürt meselesi ve emek mücadelesi üzerine söyleşi

      24 Ağustos 2026

      Sınıfı sonradan eklememek: Türklük Sözleşmesi, anti-kolonyalizm ve politik ekonomi üzerine bir diyalog

      24 Ağustos 2026

      Davanın saflığı, siyasetin gerçekliği Kürtlerin özneleşmesi, değişimin siyaseti ve “ihanet”in kolaylığı

      22 Ağustos 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Tülay Hatimoğulları: Garanti aramanın yolu süreci dönülmez hâle getirmek

      17 Ağustos 2026

      Dr. Toros Korkmaz: “Çerçeve yasa çözüm için hukuksal zemin oluşturabilir”

      6 Ağustos 2026

      Eski FARC komutanı Lida Ortiz: “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, silah bırakmaktan çok daha zor”

      20 Temmuz 2026

      Yıkıma karşı bir direniş ve yaşam alanı: 26. Evvel Temmuz Festivali

      16 Temmuz 2026

      İsviçre’de iltica belirsizliğine karşı direniş: Welat Aydın Federal Mahkeme önünde açlık grevinde

      3 Temmuz 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Başlangıç nerede başlar?

    Başlangıç nerede başlar?

    METE GÖNÜLTAŞ yazdı: 5 Ağustos’ta Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, hukuki kapsamı bakımından sınırlı olsa da ortaya çıktığı tarihsel moment itibarıyla yeni mücadele olanakları yaratabilir. Ancak silahların susması demokrasi değildir; bu tarihsel momentin demokratik bir başlangıca dönüşüp dönüşmeyeceğini toplumsal ve siyasal güçlerin mücadelesi belirleyecektir.
    Mete Gönültaş10 Ağustos 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Türkiye’nin Kürt sorununda yeni bir tarihsel eşikten geçip geçmediği tartışılırken, tartışmanın iki karşıt kutba sıkışma tehlikesi var. Bir tarafta silah bırakma sürecini ve bunun için hazırlanan hukuki düzenlemeyi neredeyse kendiliğinden demokratikleşmenin başlangıcı sayan bir iyimserlik; diğer tarafta ise düzenlemenin sınırlılıklarından hareketle ortada hiçbir başlangıç bulunmadığını ve sürecin sonucunun şimdiden belli olduğunu ileri süren bir karamsarlık.

    Her iki yaklaşım da aynı metodolojik sorunu farklı yönden üretir: henüz tamamlanmamış bir tarihsel sürece, bugünden zorunlu bir sonuç atfetmek. Oysa eleştirel siyaset ne gerçekleşmemiş bir kazanımı kazanılmış gibi göstermeli ne de gerçekleşmemiş bir yenilgiyi peşinen ilan etmelidir.

    İyimserlik analiz değildir; karamsarlık da analiz değildir.

    10 Ağustos 2026 itibarıyla tartıştığımız metin, 5 Ağustos’ta TBMM Başkanlığına sunulan 2/3793 esas numaralı “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”dir. Teklif 8 Ağustos’ta Adalet Komisyonu raporunu vermiş ve bu metin yazılırken henüz TBMM’de görüşme halindeydi. Dolayısıyla hukuken kesinleşmiş bir kanundan değildi,  yasama süreci devam eden bir teklif üzerine düşünceler üretilmekteydi. Bu durum da ayrıma gitmek teknik olmanın ötesinde önemlidir: metin hâlâ siyasal mücadelenin, Meclis tartışmasının ve değişiklik ihtimalinin konusudur.

    Yasa ile süreç aynı şey değildir

    Eleştirel değerlendirmelerin haklı olduğu bir nokta vardır: Bir hukuki düzenlemeye kendi hükümlerinde bulunmayan demokratik anlamlar yüklenemez. Mevcut teklif esas olarak PKK/KCK ve bağlı oluşumların fiilî varlığının sona erdiğinin ve silahların teslim edildiğinin tespiti sonrasında soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi, mahkûmiyetlerin infazı, koruma tedbirleri ve uygulamayı izleyecek mekanizmalar üzerinde kuruludur. Teklifin doğrudan konusu eşit yurttaşlık, anadil hakları, yerel demokrasi, kayyım rejimi, ifade ve örgütlenme özgürlüğü ya da Türkiye’nin genel demokratikleşme programı değildir.

    Bu nedenle metni şimdiden “Kürt sorununun demokratik çözüm yasası” gibi sunmak doğru olmaz. Ancak buradan, bu düzenlemenin içinde ortaya çıktığı siyasal momentin hiçbir biçimde bir başlangıç olamayacağı sonucu da çıkmaz.

    Bir yasanın hukuki kapsamı ile o yasanın içinde oluştuğu tarihsel-siyasal süreç aynı şey değildir.

    Bir yasa dar, eksik ve hatta demokratik hukuk bakımından ciddi ölçüde sorunlu olabilir. Buna rağmen onun yarattığı ya da içinde oluştuğu yeni güç ilişkileri daha geniş mücadelelerin alanına dönüşebilir. Bunun garantisi yoktur; tersinin de garantisi yoktur. Asıl tartışılması gereken, bu olanağın hangi maddi ve siyasal koşullarda gerçekleşebileceğidir.

    Bir başlangıç sonucunu baştan içinde taşımak zorunda mıdır?

    “Kürtlerin kolektif hakları, demokratikleşme ve diğer temel talepler bu yasada yoksa, bu nasıl bunların başlangıcı olabilir?” sorusu ilk bakışta güçlüdür. Fakat tarihsel süreçlerin gelişme mantığı açısından eksiktir. Başlangıç, sonucunun bütün unsurlarını kendi içinde tamamlanmış biçimde taşımak zorunda değildir.

    İşçi sınıfının sendikal hakları, sekiz saatlik işgünü, genel oy hakkı, kadınların siyasal hakları ve sömürge halklarının bağımsızlığı gibi birçok tarihsel kazanım, başlangıçta hazırlanmış eksiksiz hukuk paketlerinin içinden çıkmadı. Bunları yaratan yalnızca yasalar değil, toplumsal mücadelelerdi.

    Marx’ın klasik formülasyonu burada yol göstericidir: İnsanlar kendi tarihlerini yaparlar, fakat bunu kendi seçtikleri koşullar altında değil, geçmişten devraldıkları ve doğrudan karşılarında buldukları koşullar içinde yaparlar. Tarih ne bütünüyle iradenin eseridir ne de başlangıçtaki koşulların mekanik sonucudur. Verili koşullar vardır; bu koşullara müdahale eden toplumsal özneler de vardır.

    Bu nedenle “Halk mücadele ederek haklarını elde edecekse bunun neresi başlangıç?” sorusunu tersine çevirmek gerekir: Bir başlangıcın başlangıç olabilmesi için halkın artık mücadele etmesine gerek kalmaması mı gerekir? Tam tersine, tarihsel bakımdan başlangıç dediğimiz şey çoğu zaman mücadelenin yeni koşullar altında sürdürülebilir ve genişletilebilir hâle gelmesidir.

    Burada iki önermeyi ayırmak zorundayız: Yasanın demokratikleşmeyi garanti etmesi başka şeydir; yeni siyasal koşulların demokratikleşme mücadelesine yeni olanaklar sağlaması başka şeydir. Birincisinin mevcut teklifte bulunmadığını söylemek mümkündür. İkincisinin bulunmadığını ise bugünden kesin biçimde söyleyemeyiz.

    Toplum kök hücre değildir

    “Kök yasa” tartışmasında kullanılan kök hücre benzetmesi de aynı nedenle yanıltıcıdır. Kök hücrenin gelecekte dönüşebileceği hücrelere ilişkin biyolojik kapasitesi kendi yapısında bulunur. Buradan hareketle, demokratikleşmenin “genetik kodu” bugünkü yasada yoksa gelecekte demokratikleşmenin de buradan çıkamayacağı ileri sürülüyor.

    Oysa toplum biyolojik bir organizma değildir; tarih de genetik kodların zaman içinde açılması değildir. Toplumsal sürece sınıflar, siyasal örgütler, devlet kurumları, sermaye grupları, toplumsal hareketler, ekonomik krizler, uluslararası gelişmeler, ideolojik mücadeleler, ittifaklar ve karşı ittifaklar müdahale eder. Başlangıç anında bulunmayan bir hak, sonraki mücadelelerin ürünü olarak ortaya çıkabilir.

    Tarihsel materyalist soru bu nedenle “Yasanın içinde geleceğin kodu var mı?” değil, “Bu yeni tarihsel durum hangi çelişkileri, hangi toplumsal kuvvetleri ve hangi mücadele olanaklarını ortaya çıkarıyor?” sorusudur. “Kök yasa” metaforuna aşırı anlam yüklemek de, aynı metafordan hareketle “buradan hiçbir şey çıkamaz” sonucuna varmak da aynı metodolojik hatanın iki farklı biçimidir.

    “Çerçeve yasa” neyin çerçevesidir?

    Buna karşılık “çerçeve yasa” kavramına yöneltilen eleştirinin önemli bir yanı vardır. Bir metne “çerçeve” denmesi onu kendiliğinden geniş bir demokratikleşme programına dönüştürmez. Burada etimoloji değil hukuki ve siyasal içerik belirleyicidir.

    Sorulması gerekenler somuttur: Metin neyi düzenliyor? Kimleri kapsıyor, kimleri dışarıda bırakıyor? Hangi suçlar bakımından hangi koşulları öngörüyor? Yürütme ve güvenlik bürokrasisine hangi takdir alanını bırakıyor? Yargısal itiraz yolları ne ölçüde etkili? Sonraki demokratik düzenlemeler bakımından bağlayıcı bir yön çiziyor mu?

    Mevcut teklif, örgütün fiilî varlığının sona erdiğinin ve silahların teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesini ve bu tespitin Millî Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilerek Resmî Gazete’de yayımlanmasını uygulamanın başlangıç koşulu hâline getiriyor. Teklif ayrıca suçun türüne ve ceza sınırına göre farklı erteleme süreleri, bazı istisnalar, başvuru koşulları ve dönemsel değerlendirme mekanizmaları öngörüyor. Bu yapı, düzenlemenin esas ağırlığının bir geçiş ve ceza/infaz rejimi üzerinde olduğunu gösteriyor.

    Dolayısıyla metne taşımadığı demokratik içeriği yüklemek yanlıştır. Fakat yasanın çerçevesinin dar olması ile siyasal mücadelenin çerçevesinin dar kalmak zorunda olması aynı şey değildir.

    1928: Tarihsel ders mi, tarihsel kader mi?

    Tartışmada 1928 tarihli 1239 sayılı “Şark Mıntıkasında Muayyen Vilayet ve Kazalardaki Ceraim Takibatı ile Cezalarının Tecili Hakkında Kanun”a başvurulması bütünüyle temelsiz değildir. TBMM arşiv kayıtları, kanunun 9 Mayıs 1928’de kabul edildiğini ve 14 Mayıs 1928’de Resmî Gazete’de yayımlandığını doğrulamaktadır. 1239 sayılı düzenleme, Cumhuriyet’in erken döneminde silahlı isyan, cezalandırma, kovuşturma ve devletin “Şark” siyaseti arasındaki ilişkinin incelenmesi bakımından önemlidir.

    Ne var ki geçmişi hatırlamak ile geçmişten bugünün zorunlu sonucunu çıkarmak farklı şeylerdir. 1920’lerin siyasal rejimi, sınıfsal yapısı, uluslararası sistemi, Kürt toplumunun örgütlenme biçimleri, iletişim olanakları ve bölgesel güç ilişkileri 2026’nın koşullarıyla özdeş değildir.

    Tarihsel benzerlik, tarihsel özdeşlik değildir.

    Geçmiş bize devlet davranışındaki süreklilikleri, güvenlikçi refleksleri ve olası tehlikeleri gösterebilir; fakat bugünün sonucunu tek başına belirleyemez. Aksi hâlde tarihsel materyalizm, tarihsel determinizme dönüşür. 1928’den alınması gereken ders “bugün de zorunlu olarak aynısı olacaktır” değil, demokratik ve hukuki güvenceleri zayıf süreçler karşısında toplumsal ve siyasal denetimin güçlendirilmesi gerektiğidir.

    1928 kadar önemli başka bir tarih: 2014

    Bugünkü tartışma açısından 1928’den daha yakın ve doğrudan bir karşılaştırma 2014’tür. 10 Temmuz 2014’te kabul edilen 6551 sayılı “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, çözüm sürecinin usul ve esaslarını düzenlerken hükümete yalnızca silahsızlandırma konusunda değil; siyasi, hukuki, sosyoekonomik, psikolojik, kültürel, insan hakları ve güvenlik alanlarında adımlar belirleme görevi veriyordu. Silah bırakan örgüt mensuplarının eve dönüşü ve sosyal yaşama katılımına ilişkin tedbirleri de açıkça düzenliyordu.

    Bu karşılaştırmanın iki sonucu vardır. Birincisi, bugünkü teklifin demokratik kapsamının darlığını göstermek için yalnızca 1928’e gitmeye gerek yoktur; devletin yakın hukuk tarihinde silahsızlanmayı daha geniş siyasi ve toplumsal alanlarla ilişkilendiren bir metin bulunmaktadır.

    İkincisi ve daha önemlisi, 2014 deneyimi “yasanın içinde demokratikleşmenin kodları bulunursa sonuç da demokratikleşme olur” varsayımını çürütür. 2014 yasasında bugün aranan pek çok normatif başlık vardı; buna rağmen çözüm süreci kalıcı barış ve demokratikleşmeyle sonuçlanmadı. Demek ki hukuki metin tarihsel sonucu tek başına belirlemiyor. Devlet politikası, siyasal güç dengeleri, bölgesel savaşlar, toplumsal muhalefetin kapasitesi ve tarafların stratejileri sürecin yönünü değiştirebiliyor.

    2026 Komisyon raporu meseleyi yalnızca infaza indirmiyordu

    18 Şubat 2026’da kabul edilen TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu da tartışma açısından önemlidir. Rapor, “silahların susması”nın kırılganlıkları kendiliğinden onarmayacağını; eğitim, istihdam, psikososyal destek, yerel kalkınma ve sivil toplum iş birliğinin gerekli olduğunu belirtmektedir. Ayrıca sürecin yalnızca güvenlik ve örgütün tasfiyesi ekseninde ele alınmaması gerektiğini; demokratikleşme, eşit yurttaşlık, hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması ile ekonomik kalkınmanın birlikte düşünülmesi yönündeki talepleri kayda geçirmektedir.

    Raporun yasal düzenleme önerileri bölümünde daha da açık bir ölçüt vardır: Kanunun yalnızca örgüt mensuplarının silah bırakma sonrasındaki hukuki durumlarını belirlemeye yönelmemesi, silah ve şiddetin kalıcı biçimde sona ermesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini amaçlaması gerektiği ifade edilmektedir.

    Bu nedenle tartışmayı “ya bu infaz/geçiş düzenlemesi her şeydir ya da hiçbir şeydir” ikiliğine sıkıştırmak, bizzat Meclis’in kendi raporunda kayda geçirilen daha geniş problem alanını da daraltır.

    Silahların susması demokrasi değildir

    Burada hiçbir belirsizlik olmamalıdır: Silahların susması demokrasi değildir. Bir silahlı örgütün silah bırakması devletin demokratikleştiği anlamına gelmez. Otoriter bir rejim de silahlı çatışmayı sona erdirebilir. Hatta çatışmanın sona ermesi, belirli koşullarda iktidarın üzerindeki siyasal basıncı azaltarak mevcut rejimin konsolidasyonuna hizmet edebilir.

    Eğer silahsızlanma gerçekleşirken hukuk devleti güçlenmiyor, siyasal temsil alanı genişlemiyor, kayyım uygulamaları sona ermiyor, ifade ve örgütlenme özgürlükleri güvence altına alınmıyor, yargının siyasal araçsallaştırılması sürüyor ve Kürt sorunu yalnızca güvenlik meselesine indirgenmeye devam ediyorsa, çatışmanın sona ermesi demokratikleşmenin değil, rejimin üzerindeki önemli bir basıncın kaldırılmasının aracına dönüşebilir.

    Fakat karşıt olasılık da vardır. On yıllardır güvenlikçi siyasetin en önemli meşruiyet kaynaklarından biri olan silahlı çatışmanın ortadan kalkması, demokratik siyasal alanı genişletme mücadelesinin önündeki önemli engellerden birini zayıflatabilir. Bu nedenle karşımızda iki mekanik sonuçtan çok, aynı tarihsel süreç içinde çatışabilecek iki eğilim bulunmaktadır: silahsızlanmayı otoriter konsolidasyonun aracına dönüştürme eğilimi ve silahsızlanmanın yarattığı koşulları demokratikleşmenin imkânına dönüştürme eğilimi.

    Hegemonya mücadelesi tam da burada başlar

    Gramsci’nin hegemonya kavramı bu noktada açıklayıcıdır. İktidar yalnızca zor aygıtlarıyla hükmetmez; aynı zamanda kendi çözümünü toplumun ortak çıkarıymış gibi sunmaya ve rıza üretmeye çalışır. Bu nedenle silahlı çatışma sonrasında ortaya çıkacak siyasal alanın nasıl adlandırılacağı ve hangi taleplerle doldurulacağı başlı başına bir hegemonya mücadelesidir.

     İktidar yeni dönemi bir güvenlik başarısı ve “sorunun kapanması” olarak tanımlayıp mevcut siyasal rejimi yeniden tahkim etmeye çalışabilir. Kürt siyasal hareketi aynı dönemi demokratik ve kolektif hakların genişletilmesinin başlangıcı olarak tanımlayabilir. Emek hareketi ekonomik ve sınıfsal talepleri bu alana taşıyabilir; demokratik muhalefet meseleyi hukuk devleti, yerel demokrasi, yargı bağımsızlığı ve temel özgürlüklerle birleştirebilir.

    Bu bakımdan silahların susmasından sonraki dönem mücadelenin sona ermesi değil, mücadelenin biçim değiştirmesi anlamına gelebilir. Silahlı mücadeleden demokratik-siyasal mücadeleye gerçek bir geçiş yaşanacaksa, Gramsciyen anlamda “mevzi savaşı” daha da belirleyici olacaktır: toplumun örgütlenmesi, yeni ittifakların kurulması, demokratik taleplerin ortaklaştırılması ve alternatif bir toplumsal çoğunluğun yaratılması.

    Mücadeleyi de romantikleştirmemeliyiz

    Fakat “mücadele varsa her şey mümkündür” demek de tarihsel materyalizm değildir. Toplumsal irade boşlukta hareket etmez. Devletin kurumsal yapısı, sermayenin örgütlü gücü, iktidar bloğu, medya ve ideolojik aygıtlar, uluslararası ve bölgesel güç dengeleri, emek hareketinin örgütsel zayıflıkları, demokratik muhalefetin parçalanmışlığı ve Kürt hareketinin kendi stratejik sorunları vardır.

    Dolayısıyla bütün sonuçlar eşit ölçüde mümkün değildir; fakat hiçbir sonuç da başlangıç anında mutlak biçimde zorunlu değildir. Nesnel koşullarla öznel müdahale arasındaki diyalektik ilişkiyi burada görmek gerekir.

    Bu bağlamda “sonuçsal zorunluluk” kavramı açıklayıcı olabilir: tarihsel zorunluluk, başta yazılmış bir kader değil; nesnel koşullar ile öznel müdahalelerin karşılaşması sonucunda bazı seçeneklerin giderek güçlenmesi, bazılarının ise giderek olanaksızlaşmasıdır. Bugünkü sürecin sonucu da ancak böyle oluşacaktır.

    O halde neyi izleyeceğiz?

    Bundan sonraki tartışmayı “başlangıçtır/değildir” ikiliğinden çıkarmak ve somut ölçütlere bağlamak gerekir. Silahların bırakılmasının ardından demokratik siyasetin alanı gerçekten genişleyecek mi? Kayyım rejimi sona erecek mi? İfade ve örgütlenme özgürlükleri güçlenecek mi? Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları eksiksiz uygulanacak mı? Yerel demokrasi geliştirilecek mi? Kürtlerin dilsel ve kültürel hakları konusunda ilerleme sağlanacak mı? Siyasal tutukluluk ve infaz rejimi hukuk devleti ilkeleri bakımından yeniden ele alınacak mı? Meclis sürecin gerçek siyasal merkezi hâline gelecek mi? Yürütme ve güvenlik bürokrasisinin takdir yetkileri etkili biçimde denetlenebilecek mi?

    Ve hepsinden önemlisi: Kürt sorununun demokratik çözümü ile Türkiye’nin demokratikleşmesi birbirinden ayrılacak mı, yoksa aynı tarihsel dönüşümün iki boyutu hâline mi gelecek? Sürecin gerçekte neyin başlangıcı olduğunu bu soruların cevapları gösterecektir.

    Ne boş umut ne peşin yenilgi

    Bu nedenle iki siyasal tutumdan da uzak durmak gerekir. Sınırlı bir geçiş hukuku düzenlemesini olduğundan büyük göstererek demokratikleşmeyi gerçekleşmiş gibi sunmak yanlıştır. Fakat düzenlemenin sınırlılıklarından hareketle bütün tarihsel sürecin sonucunu şimdiden ilan etmek de yanlıştır.

    Henüz gerçekleşmemiş bir kazanımı kazanılmış gibi göstermek ne kadar yanlışsa, henüz gerçekleşmemiş bir yenilgiyi gerçekleşmiş gibi göstermek de o kadar yanlıştır.

    1928 bize devletin tarihsel güvenlik reflekslerini unutmamayı öğretir. 2014 bize hukuki metinlerin tek başına tarihsel sonucu belirleyemeyeceğini öğretir. 2026 ise önümüze henüz kapanmamış bir mücadele alanı koymaktadır.

    Asıl soru artık “Bu teklif başlangıç mıdır?” değil, “Bu sınırlı ve sorunlu hukuki düzenlemenin ortaya çıkardığı tarihsel momenti demokratik bir başlangıca dönüştürebilecek toplumsal ve siyasal güç var mıdır; varsa nasıl örgütlenecektir?” sorusudur.

    Eğer böyle bir güç kurulamazsa silahların susması rejimin rahatlamasına, otoriter devlet yapısının tahkimine ve Kürt sorununun silahsızlandırılmış fakat çözümsüz bırakılmış yeni bir biçimine dönüşebilir. Bu tehlike gerçektir. Fakat Kürtlerin, Türklerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin ve demokratik toplumsal güçlerin eşitlik, özgürlük, toplumsal adalet ve demokratik cumhuriyet talepleri etrafında daha geniş bir ittifak kurulabilirse başka bir tarihsel ihtimal de gerçektir.

    Gramsciyen anlamda sorun, yeni bir tarihsel blok yaratabilmektir. O zaman bugün teklif metninde bulunmayan şey yarının siyasal mücadelesinin konusu ve kazanımı hâline gelebilir. Bunu teklifin adı, “çerçeve” ya da “kök” metaforları değil, toplumsal güçlerin mücadele içinde yaratacağı yeni güç dengesi sağlayacaktır.

    Sonuç: Başlangıç nerede başlar?

    Başlangıç, geleceğin bugünkü yasada eksiksiz biçimde yazılmış olması değildir. Başlangıç, geleceğin yeniden mücadele edilebilir hâle gelmesidir.

    Fakat her mücadele edilebilir durum ilerici bir başlangıç değildir. Bir tarihsel momentin neyin başlangıcı olduğunu ona verilen isim değil, hangi toplumsal güçlerin o momenti hangi yönde dönüştürebildiği belirler.

    Bu nedenle bugün ne hayali bir elbise görmeye ihtiyacımız var ne de henüz dokunmamış kumaştan geleceğin kefenini biçmeye. “Kral çıplak” demek gerektiğinde elbette söylenmelidir. Fakat tarihsel materyalizm yalnızca kralın çıplak olup olmadığını söylemek değildir; o kralı var eden ilişkileri, bu ilişkileri hangi güçlerin değiştirebileceğini ve yerine nasıl bir toplumsal düzen kurulabileceğini gösterebilmektir.

    Silahların susmasıyla tarih sona ermeyecektir. Siyasal mücadele başka bir düzlemde yeniden kurulacaktır. Bu mücadelenin temel görevlerinden biri, Kürt sorununun demokratik çözümünü Türkiye’nin emek, eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesiyle birleştirebilecek yeni bir tarihsel blok yaratmaktır.

    Barış yalnızca silahların susması değildir. Barış, silahların yerine eşit yurttaşlığın, hukukun, toplumsal adaletin ve demokratik siyasetin geçebilmesidir.

    Bu gerçekleşirse bugün tartıştığımız hukuki eşik gerçekten bir başlangıç olacaktır. Gerçekleşmezse “başlangıç” sözcüğü yalnızca başlanamamış bir geleceğin adı olarak kalacaktır.

    KAYNAKÇA

    • Gramsci, Antonio. Selections from the Prison Notebooks. Edited and translated by Quintin Hoare and Geoffrey Nowell Smith. New York: International Publishers, 1971.
    • Marx, Karl. The Eighteenth Brumaire of Louis Bonaparte. In Marx/Engels Collected Works, vol. 11. London: Lawrence & Wishart, 1979.
    • Türkiye Büyük Millet Meclisi. “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi,” Esas No. 2/3793, 5 Ağustos 2026. Erişim 10 Ağustos 2026. https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/KanunTeklifi/3270cca3-ed00-434b-aa64-019fd1c2dd00.
    • Türkiye Büyük Millet Meclisi. “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu.” 18 Şubat 2026. Erişim 10 Ağustos 2026. https://www.tbmm.gov.tr/Files/Komisyonlar/MilliDayanismaKardeslikDemokrasiKomisyonu/Komisyon_Raporu.pdf.
    • Türkiye Büyük Millet Meclisi. “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun,” Kanun No. 6551, 10 Temmuz 2014. https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D24/Y4/T1/KanunMetni/4d7145c1-4dc6-4ae0-ba3e-2ffff4b8746b.html.
    • Türkiye Büyük Millet Meclisi. “Şark Mıntıkasında Muayyen Vilayet ve Kazalardaki Ceraim Takibatı ile Cezalarının Tecili Hakkında Kanun,” Kanun No. 1239, 9 Mayıs 1928; Resmî Gazete, 14 Mayıs 1928, no. 888. TBMM Tutanak Dergisi Kanunlar Dizini.
    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    6-7 Eylül’den Çerçeve Yasa’ya tarihsel hafıza ve demokratik dönüşüm

    6 Eylül 2026

    Kalıcılığı sınırlandırılmış bir sergi: Romantika: Bir Ömrün Seyrüseferi

    5 Eylül 2026

    Cemil Bayık: Kürt sorununun çözümü Türkiye’nin demokratikleşmesinden ayrı düşünülemez

    5 Eylül 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Toros Korkmaz

    6-7 Eylül’den Çerçeve Yasa’ya tarihsel hafıza ve demokratik dönüşüm

    Korkut Akın

    Kalıcılığı sınırlandırılmış bir sergi: Romantika: Bir Ömrün Seyrüseferi

    Şebnem Oğuz

    1 Eylül Dünya Barış Günü’nün düşündürdükleri: Muhalefet, savaş ve birleşik mücadele

    Mahsuni Gül

    Erken cumhuriyet dönemi Türk müzeciliğinde kurumsal ve bilimsel zaafiyetler: İki rapor üzerinden bir değerlendirme

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Bedri Tekin

    Sendikalar ve hak arama özgürlüğü üzerine

    Ertuğrul Kürkçü

    Müzakere ve mücadele

    Siyasi Haber

    Özgür Müftüoğlu ile Kürt meselesi ve emek mücadelesi üzerine söyleşi

    Şebnem Oğuz

    Sınıfı sonradan eklememek: Türklük Sözleşmesi, anti-kolonyalizm ve politik ekonomi üzerine bir diyalog

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Direniş kazandı: Gökay Çakır ve Başaran Aksu serbest!

    4 Eylül 2026

    Cezaevinden mesaj gönderen Başaran Aksu: “Rejimin tek dayanağı sömürü, korkuyorlar”

    4 Eylül 2026

    İBB Ağaç AŞ’de 126 günlük direniş zaferle sonuçlandı: İşten çıkarılan işçiler işe iade edildi

    3 Eylül 2026
    KADIN

    Kadın hakları mücadelesinin simge ismi Gloria Steinem 92 yaşında yaşamını yitirdi

    3 Eylül 2026

    Gülistan Doku soruşturması: 5. dalga operasyonunda adliyeye sevk edilen 3 kişiden 1’i tutuklandı

    31 Ağustos 2026

    DEM Parti Milletvekili Ceylan Akça Cupolo’dan Sultan Kara cinayeti tepkisi: İhmaller Meclis gündemine taşındı

    31 Ağustos 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.