Sosyalist hareketin yapması gereken, bugünkü anlayışını samimice gözden geçirmek ve değişmektir.
Ülkemizin içinde bulunduğu siyasal ve ekonomik durum herkesin malumu. İktidar söylenecek her sözü söylemiş ama emekçileri düşman, vatandaşı müşteri gören bakışıyla ülkenin sorunlarının çözülmesi bir yana, toplumsal huzursuzluklar hayatın her alanında artarak devam ediyor. Bu çözümsüzlükler karşısında iktidar en basit hak isteme karşısında zor kullanmaktan başka bir araç kullanamıyor. Emekçiler haklarını istiyor ama iktidar emekçilerin değil burjuvazinin isteklerini yerine getirmek için var gücünü kullanıyor.
Türkiye bütçesinin en büyük payı faize ve güvenlikçi siyasetlere gitmektedir. Kâr garantili projeler kapitülasyonların güncelleşmiş halidir. Büyük tekellerin vergi borçları affedilmekte ama emekçilerin marketten aldığı limondan bile vergi kesilmektedir. İktidar gözünü o kadar karartmıştır ki işçilerden kesilerek kurulan işsizlik fonlarını bile burjuvaziye destek olarak vermekten çekinmemiştir. Doruk Maden işçilerinin bütün ülkede sahiplenilen direnişiyle iktidarın sermayenin iktidarı olduğu tartışmasız ortaya çıkmıştır. Ülkenin yeraltı zenginlikleri ulusal tekellerin taşeronluğunda uluslararası tekellere peşkeş çekilmektedir, ekolojik yıkıma karşı ülkenin her yanında köylü direnişleri ardı arkası kesilmeden devam etmektedir. Küçük toprak sahibi olan milyonlarca köylü artık toprağını ekemez haldedir. Her gün yaşanan kadın cinayetleri neredeyse kanıksanmış haberlere dönüşmüştür. Gençler, eğitim, iş ve gelecek kaygısıyla her geçen gün derinleşen umutsuzluk girdabında kıvranmaya devam etmektedir.
Kürt sorunu ve anayasal tahribat
Ülkenin demokratikleşmesinin önünde en büyük engel olan Kürt sorununda özgürlük hareketinin tüm çabalarına rağmen Kürt halkını tatmin edici bir adım atılmamaktadır. Hâlâ inkâr ve imha aklı egemendir. Çözüm diyerek topyekûn teslimiyet dayatılmaktadır. Mahkeme kararlarına rağmen insanlar zindanlarda tutulmaya devam edilmektedir. Mevcut anayasa ve yasalar alenen çiğnenmektedir. Eşitlikçi, demokratik, barış içeren çözüm egemenlik için korkutucudur; biliyorlar ki Kürt meselesinde eşitlikçi demokratik bir çözümün yaratacağı dinamiklerle müesses nizam çöpe atılacak, yeni yaşam kurulacaktır.
Ülkenin can alıcı sorunlarının çözümüne ilişkin iktidarın ezilenlerden toplumsal rıza alacak hiçbir planı yoktur, bütün tercihlerini egemenler lehine uygulamaktadır. Bu nedenle de en çok korktuğu, gerçeklerin halk tarafından öğrenilmesi, sorunların kitlelerce sahiplenilmesi ve çözüm yolunun tartışılmasıdır. Muhalif dinamikler bu yüzden parçalanarak etkisiz kılınmaya, alternatifi olmayan bir sistem kalıcılaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu gerçeklerden hareketle iktidar bloku için en can alıcı sorun iktidarda kalmaktır. İktidardan düşmek, yeni iktidarın -niteliği ne olursa olsun- ilk olarak yeniden kuruluş için AKP-MHP tek adam iktidarıyla hesaplaşması demektir. Bu kadar derinleşen yolsuzluk ve yağma düzeninin sahiplerinin burjuva yasaları önünde bile olsa hesap vermeye tahammülleri yoktur. Bu nedenle muhalefete el atmaya çalışmaktadırlar. Mutlak butlanın ve çözüm sürecinde ayak direnmesinin gerçek sebebi budur.
İktidar bir yandan Kürt özgürlük hareketinin elini bağlamaya, onun mücadele ederek müzakere etme yolunu kapatmaya çalışırken diğer yandan da geniş yığınlarda karşılık bulan, muhalif olarak büyük bir etki yaratmayı başlayan Özgür Özel ekibini nişan tahtasına oturtmuştur. Bir yandan da iktidarın kontrolünde olmayan basın, medya hiçbir yasaya uymayan uygulamalarla susturulmaya çalışılmaktadır.
Şimdi çözüm yolu olarak herkesin sakız gibi çiğnediği ama gerçekleşmesi için hiç kimsenin öne çıkmadığı birleşik mücadele konusunda birkaç noktayı biz de söyleyelim.
Birincisi, iktidar ortakları dışında tek adam sistemine -nedenleri ayrı olsa da- karşı olmayan hiçbir siyasal odak yoktur. Bu geniş yelpazeyi birleştirecek bir yürüyüş hattını tarif etmek bu yüzden can alıcı önemdedir. Karşıyız ve alternatifimiz var demek kitlelerin devrim mücadelesine kazanılması, güven duyması için olmazsa olmazdır. Ezilenlerin bu barbarca sömürüye karşı her gün biraz daha kabaran öfkesine sosyalist hareket bir yol açmalıdır. Sosyalistler bu yasadışılığa, zorbalığa, keyfiliğe karşı acil demokratik tepkileri arkasına alacak demokratik cumhuriyet program hattında mücadele ettiklerinde, kitlelerde karşılık bulacaktır. Bugün yaptığımız gibi herkesin devrimciliğinin kendine olduğu bir mücadele ne yazık ki çok şey ifade etmemektedir.
İkincisi, gerçekleri değerlendirmeden olanı biteni geçmiş ezberlerle okumanın hiç kimseye yararı yoktur. Mücadele müttefiklerini biz seçemeyiz, bu ortaklıklar mücadelenin her dönemecinde farklılaşacaktır. Bugün Özgür Özel liderliğinde verilen mücadeleyi anlatırken bu hareketi eski CHP pratiği ile anlatmak doğru değildir. Özgür Özel şahsında maddileşen mücadele CHP’nin tarihsel bagajlarını hâlâ taşıyan aklına rağmen klasik sosyal demokrat bir çizgidir. Ürkek de olsa, halkı sokağa çağıran, genel grevi, topyekûn mücadeleyi, sokağı işaret eden, emperyalizme karşı söz kuran bu hareket eski CHP değildir. Bu hareketin sağa kaymasına göz yumamayız. Altını bir daha çizelim ki Özel’in arkasındaki halkın öfkesi bu sömürü düzenine karşı bir öfkedir. Elbette biliyoruz, Özgür Özel ekibinin halkların taleplerine cevap bulması tarihsel olarak mümkün değildir. Sosyalistler bu hareketle ilişkilerini, asla aynılaşmadan, kendi bileşenleriyle oluşturacakları dinamikle, kendi talepleriyle mücadeleyi daha ileri götürürken kendi dışındaki mücadeleyi de kendine çeken, etkileyen, muhatap alıp tartışmak zorunda kalacakları taktik yönelimler yaratarak kurmak zorundadır.
Üçüncü olarak, Kürt hareketinin demokrasi mücadelesindeki yerinin ve duruşunun doğru anlaşılması önemlidir. Sosyalist hareket bu konuda da ezberci ve duygusal davranarak edilgen, seyirci konumda kalmaktadır. Kendi özgülünde bu sorun için gözle görünür, dişe dokunur bir pratik sergileyememektedir. Hatta bu eksikliğin faturası Kürt özgürlük hareketine kesilebilmektedir. Yeniden kuruluşu başaramamış sosyalist hareket, barışı ve demokrasiyi kurmak konusunda kitlelere fiili bir önderlik yapmaktan uzaktadır. Oysa gerekli devrimci taktik adımların atılması yeniden kuruluş yolunun açılmasına da yardım edecek, üzerinden atlanamayacak bir görevdir. Kürt özgürlük hareketinin özgül bir stratejisi, yolu ve buna uygun taktik adımları vardır. Barış için, savaştığı güçle masaya oturmuştur, bu da işin tabiatına uygundur. Kürt hareketinin şimdiye kadar onca bedelle aldığı yol küçümsenemez. Sosyalist hareketin güçsüzlüğü Kürt özgürlük hareketinin de elini zayıflatmaktadır. Niyet ne olursa olsun, sosyalist saflardaki olumsuz tutumlar sistemi güçlendirmekte, korumaktadır.
Sonuç: Rekabetçiliği bırakıp faşizme karşı ortak paydalarımızda buluşmak
Devrimci hareket bütün olarak fedakârlık ve mücadele konusunda bu ülkede bütün dinamiklerin önündedir, örnektir. Tarihsel olarak savundukları tartışmasız haklıdır. Gücünü de buradan almaktadır. Bu gücü daha sonuç alıcı biçimde kullanması bugünkü dağınıklığını, ayrılığını aşmakla olur. Başkaca bir yolumuz da yoktur. Mücadele ettiğimiz alanlar her hareketin gündemindedir, her hareketin mevzileridir. Kürtlerin, Alevilerin, kadınların eşit yurttaşlık talepleri, işçi sınıfının talepleri, doğanın talanına karşı ekolojik mücadele ortak paydalarımızdır. Örneğin fındık ve tahılda taban fiyatları ve çiftçilerin desteklenmesi için tek bir siyasi hareketin eylemi yetersizdir, sonuç alamaz, almıyor da. Anlatmaya çalıştığımız, örgütlerin birleşmesi değildir. Bu talepler sosyalistler tarafından ortaklaştırılıp eylem ve etkinliğe çevrilebilir.
Şimdiye kadar Kürt hareketi barış ve demokrasi talebiyle gücü yettiğince mücadele ederken devrimci hareket nerdeyse oturduğu yerden bütün adımları çelebice ve bazen küçümseyerek değerlendirirken kendi başına emekçileri ikna edici, tüm ezilenleri bu istemlerde ortaklaştırıcı eylemler düzenleyemedi. Aynı şekilde Özgür Özel’in peşindeki kitlelere kendi taleplerini ulaştıracağı, bu hareketle barışı ve demokrasiyi tartışacağı bir zemin de yaratmamış ama yine çelebice küçümsemeyi elden bırakmamıştır. Kimi çevreler ise tersine, Özgür Özel kalabalığına hiçbir şey talep etmeden gönüllü olarak katılmıştır.
Peki ama sosyalistler, devrimciler bütün ezilenlerle birlikte toplumsal ihtiyaçlar ve talepler temelinde neden ortak merkezi etkinlikler örgütlemesin? Bugünkü halde sosyalistlerin kapatamadığı bu eksikliğin acısını bütün ezilenler çekmektedir ama bir önemli nokta: Birleşik mücadele çağrıları kendi dükkânlarımızı konsolide etmek, etraf alışverişte görsün formatında yasak savmak için yapılamaz.
Kitle örgütlerindeki sınıf örgütlerindeki varoluş biçimimiz de can yakıcı bir örnektir. Tutumlar rekabetçi ve düşmanlaştırıcıdır. Devrimci yapıların dayatmacı, kendi koltuğunu korumaya, kendi söz ve kurgu alanını pekiştirmeye yönelik pratikleri çok açık görülmektedir. Birçok demokratik kitle örgütünden sonsuz sayıda örnek verilebilir; emeklilerin sendikalaşma süreçleri ya da KESK, TMMOB ve DİSK’teki örnekler durumu anlatmaya yeter. Bu tavır hem demokratik kitle örgütlerini eritip güçsüz, etkisiz düşürmekte hem de sosyalist yapılar her geçen gün eritmektedir. Devrimcilerin mücadele tarzı itici pratiği ile gençlikten gereken ilgiyi bularak gerektiği gibi beslenmekten uzaktır. Peki, bugünden sonra bu davranışların bir geleceği var mıdır?
Toplumsal krizin bu denli derinleştiği bir eşikte eski ezberleri sürdürmenin, dar grup hesaplarıyla kitlelerden kopmanın ve birleşik mücadeleyi ertelemenin hiçbir geleceği ve tarihsel meşruiyeti yoktur.
Derelerin akışını birleştirmek zamanı.
