Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Ankara’daki NATO Zirvesi ve büyük cambazlık: Jeopolitik pazarlıkların gölgesinde Kürt kartı ve muhalefet tasfiyesi

    13 Temmuz 2026

    Cezaevi izninde vahşet: Antep’te cezaevinden izinli çıkan şahıs, boşandığı kadını katledip intihar etti!

    13 Temmuz 2026

    Ne AHBAP ne AFAD!

    13 Temmuz 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Ankara’daki NATO Zirvesi ve büyük cambazlık: Jeopolitik pazarlıkların gölgesinde Kürt kartı ve muhalefet tasfiyesi

      13 Temmuz 2026

      Ne AHBAP ne AFAD!

      13 Temmuz 2026

      Öcalan’ı eleştirmek

      9 Temmuz 2026

      NATO Zirvesi’nin kazananı silah tekelleri, kaybedeni halklar

      8 Temmuz 2026

      “Yerli ve milli” soslu emperyalizmin maskeli balosu: Ankara’da NATO zirvesi

      8 Temmuz 2026
    • Seçtiklerimiz

      NATO zirvesinin ekonomi politiği

      12 Temmuz 2026

      Teşbihte hata olur…

      2 Temmuz 2026

      NATO Zirvesi’nin akla getirdikleri

      29 Haziran 2026

      2016’da kaldırılan dokunulmazlıklar ve CHP’nin rolü

      22 Haziran 2026

      Emeklilerin birliği ve dayanışması!

      22 Haziran 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      İsviçre’de iltica belirsizliğine karşı direniş: Welat Aydın Federal Mahkeme önünde açlık grevinde

      3 Temmuz 2026

      Kuşadası Renkli Güvercin LGBTİ+ İnisiyatifi’nden Hikmet Hazer: “Bu yasak yalnızca bir gemiyi değil, LGBTİ+’ların kamusal yaşam hakkını hedef alıyor”

      30 Haziran 2026

      “Açlık grevine biz karar vermedik, buna mecbur bırakıldık”

      27 Haziran 2026

      Mehmet Türkmen: “Baskıyla bu mücadeleyi durduramazlar”

      26 Haziran 2026

      Elias Demetriou: “Kavazoğlu ve Mişaulis karanlığın içinde ışık oldular”

      17 Haziran 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Ankara’daki NATO Zirvesi ve büyük cambazlık: Jeopolitik pazarlıkların gölgesinde Kürt kartı ve muhalefet tasfiyesi

    Ankara’daki NATO Zirvesi ve büyük cambazlık: Jeopolitik pazarlıkların gölgesinde Kürt kartı ve muhalefet tasfiyesi

    Cemalettin Efe Yazdı: Ankara’da gerçekleşen iki günlük NATO Zirvesi, uluslararası kamuoyuna “müttefikler arası stratejik bir eşgüdüm” olarak sunulsa da, perde arkasında küresel finans kapitalin, militarizmin ve bölgesel otokratların kirli al-ver ilişkisini barındırıyor. Donald Trump ile Erdoğan arasındaki pragmatik “pazarlık siyaseti”, kurumsal müttefiklikleri devre dışı bırakarak liderler arası bir şer ortaklığına evrilmiş durumda. Bu yeni ortaklığın harcı, kurumsal yapılardan, demokratik normlardan ve insan hakları eleştirilerinden hazzetmeyen ortak otokratik yönetim tarzıdır. Trump’ın Avrupa’yı “İran karşısında korkaklıkla” suçlayıp sırf “dostu Erdoğan” için Ankara’ya gelmesi, Türkiye’yi F-35 programına geri dönüş vaatleriyle ödüllendirmesi, kurulan bu al-ver ilişkisinin en somut örneğidir.
    Cemalettin Efe13 Temmuz 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Somut taşeronluk ve Kürecik gerçeği

    Ankara’nın F-35 ve yaptırımların kaldırılması vaatleri karşılığında masaya koyduğu şey, soyut bir diplomatik destek değil, sahada karşılığı olan devasa askeri ve istihbari hizmetlerdir. Trump, İtalya, Almanya ve Fransa’nın İran operasyonlarında ABD’ye hava sahası veya üs vermeyi reddettiğini açıkça ifşa ederken, Türkiye İran’ı çevreleyen en kritik NATO kalesi olarak öne çıkmaktadır.

    Malatya Kürecik Erken Uyarı Radarı’nın kurulduğu günden bu yana aktif olduğu, özellikle son İran-İsrail çatışmalarında kritik bir rol oynadığı değerlendirilmektedir. Balistik füzeleri fırlatma evresinde tespit edip uçuş yollarını izleyen bu X-Band radarının elde ettiği anlık verilerin doğrudan Akdeniz’deki ABD destroyerlerine, dolaylı olarak da İsrail’in hava savunma ağlarına aktığı yaygın kabul görmektedir. İncirlik ve Diyarbakır üslerinin lojistik kullanımı ile Türk hava sahasının ABD operasyonlarına açık tutulması, Ankara’nın sunduğu en büyük askeri hizmettir.

    Katar, Kuveyt veya Bahreyn gibi Arap ülkelerindeki ABD üslerinin İran füzeleri ve kamikaze dronları karşısında ciddi hasar alabilmesi, büyük ölçüde mesafe yakınlığı ve alçaktan uçan sistemlerin yarattığı radar kör noktasıyla ilgilidir. Buna karşın Kürecik, hem coğrafi konumu hem de füze savunma şemsiyesi sayesinde doğrudan bir imha operasyonuna karşı görece korunaklıdır. İşin diplomatik boyutunda ise sarsıcı bir suç ortaklığı hakimdir: İran, askeri düzeyde Kürecik’i vurma tehditleri savursa da, resmi düzeyde Ankara’ya somut bir protesto veya nota vermemeyi tercih etmektedir. Ankara’nın “bu veriler İsrail ile değil, sadece NATO müttefikleriyle paylaşılıyor” yönündeki kurumsal argümanı Tahran’a aradığı diplomatik kaçış kapısını sunmakta, iki başkent de bölgesel çıkarları gereği resmi bir çatışmadan kaçınma pragmatizminde buluşmaktadır.

    NATO’nun eksen kayması ve yeni taşeronluk modeli

    İki günlük Ankara görüşmelerinden çıkan nihai tablo, NATO’nun klasik kolektif savunma ruhunun ciddi bir yapısal dönüşüm sürecine girdiğini göstermektedir. Trump’ın mantığı basittir: madem örgütün en büyük mali ve askeri yükünü ben taşıyorum, o halde örgüt doğrudan benim çıkarıma çalışmalıdır. Bu mantık, kolektif savunma ilkesini ticari bir al-ver ilişkisine dönüştürmektedir. Avrupa’nın büyük güçlerinin ABD’ye üs ve hava sahası vermeyi reddetmesi, işte bu dönüşümün turnusol kağıdıdır: klasik ittifak dayanışması çökmüş, Washington kurumsal NATO mekanizmalarını aşıp istekli taşeronlarla çalışan ikili ilişkiler modeline geçmiştir. NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olan ve Ortadoğu ile küresel enerji hatlarının (Basra, Hürmüz) kapısında duran Türkiye, bu yeni modelin pilot ülkesidir. Avrupa güvenlik konusunda yalnızlaşırken, ittifakın içinden ABD çıkarına çalışan bölgesel taşeronluk ilişkileri doğmaktadır. En azından şunu net biçimde görüyoruz: NATO bir eksen kayması sürecine girmiştir.

    Elli yıllık mücadele, Paris Mutabakatı ve iki haftada çöken statüko

    Küresel güçler arasındaki bu jeopolitik pazarlıkta ıskalanan, daha doğrusu üzeri bilinçli biçimde örtülen gerçek bedel, Kürt ulusunun kanla, hukuksuz uzun zindan yıllarıyla ve sürgünle ödediği elli yıllık modern direniş ve hak mücadelesidir. Kürtlerin yarım asırdır tırnaklarıyla kazıyarak elde ettiği kazanımlar, bu masada emperyalist çıkarlar uğruna kurban edilmektedir.

    Bunun en dramatik kanıtı, 6 Ocak 2026’da ABD’nin himayesinde Paris’te imzalanan üçlü mutabakat ve onu izleyen iki haftadır. Trump’ın damadı Kushner’in, özel temsilcileri Witkoff ve Barrack’ın kurduğu masada İsrail ile Şam rejimi arasında istihbarat paylaşımı ve askeri koordinasyon öngören ortak bir mekanizma kuruldu; o masada Kürtlerin sandalyesi yoktu. Mutabakat, yıllarca Türk milliyetçi retoriğinde kitleleri kenetlemek için pompalanan “İsrail bir Kürt devleti kurdurup Türkiye’yi bölecek” korku anlatısının kocaman bir illüzyon olduğunu bütün çıplaklığıyla deşifre etti. Yalnız o kadar da değil: madalyonun öbür yüzündeki “İsrail Kürtleri korur” beklentisini de aynı anda çökertti. İsrail’in Kürtlere yaklaşımı, Dürzilere yaklaşımıyla aynı kullan-at mantığına tabidir; her ikisi de Şam’la pazarlıkta harcanabilir birer karttır. Nitekim mutabakatın imzalandığı gün Şam güçlerinin SDG’ye karşı harekatı, Türkiye’nin de desteğiyle yeniden alevlendi ve İsrail, güneydeki askeri varlığına ve hava üstünlüğüne rağmen iki hafta boyunca tek kelime etmeden seyretti. Paris masası tasfiyenin icazetini mühürledi, tasfiyeyi ise sahadaki harekat tamamladı.

    Bilanço ortadadır. Kırk bin kilometrekareden geniş bir alanı, enerji ve su kaynaklarını, tarım havzalarını denetleyen özerk yapı iki hafta içinde çöktü: Halep’teki mahalleler, Fırat’ın batısı, Tabka, Rakka ve Deyrizor art arda düştü; dayatılan ateşkes ve entegrasyon anlaşmasıyla petrol ve doğalgaz sahaları, barajlar ve sınır kapıları Şam’a devredildi. Elde kalan, Ayn el-Arab ile Haseke’de sınırlı idari ayrıcalıklardan ibarettir. Kürtlerin canıyla, modern direnişiyle ilmek ilmek ördüğü ve denetlediği toprakların yüzde seksenini iki hafta içinde kaybetmesi, yaşanan trajedinin boyutunu ve emperyalist kalleşliği bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Küresel aktörler Kürtlerin özgürlüğünü hiçbir zaman kendi içinde bir amaç olarak görmediler; onu Türkiye’yi Batı sisteminde ve kendi eksenlerinde tutmanın stratejik tutkalı olarak kullandılar. Bu tablonun tamamlayıcısı Afrin’dir: Türkiye’nin işgali altındaki Afrin başta olmak üzere Suriye’deki onlarca Türk askeri üssü ve operasyonel varlık, ne ABD, ne AB, ne İsrail ne de bölgenin yeni ortağı Jolani rejimi tarafından konu dahi edilmemektedir. Bu saatten sonra Türkiye’yi bölgedeki Kürt oluşumlarına karşı askeri hareketten alıkoyacak caydırıcı hiçbir blok kalmamıştır.

    İç siyasi satranç: Öcalan üzerinden kurulan tuzak ve seçim stratejisi

    İçeride Devlet Bahçeli eliyle aniden parlatılan ve Abdullah Öcalan’ın Kürt hareketi üzerindeki tarihsel hafızası ve sarsılmaz karizması üzerinden sahaya sürülen “barış süreci” hamlesi, tam bir siyasi mühendislik ve zoka operasyonudur. 2015 seçimlerindeki yenilgiyi varoluşsal bir travma olarak kodlayan Erdoğan, Kürt seçmenin son seçimlerde muhalefet bloğuyla, özellikle CHP ile kurduğu ve iktidarı sarsan o rasyonel, matematiksel ittifakı parçalamak zorunda olduğunu biliyordu. Elli yıl direnmiş bir hareket, kuşatıldığını görerek masaya oturdu ve elindeki son kartı, Öcalan’ın karizmasını ve tabandaki barış özlemini sürdü. Örgütün, karşılığında tek bir somut güvence alınmadan feshedilmesi bu trajik kumarın en çarpıcı göstergesidir. Kürt siyaseti, tarihsel bir hak arayışının ve tabandaki barış özleminin basıncı altında, tam da iktidarın planladığı üzere bu zokayı yutmak zorunda bırakılmıştır.

    Bu mekanizmanın en sinsi tarafı stratejik zamanlamasıdır. Erdoğan, sözde barış sürecini sonuç vermeyecek biçimde kasten uzattıkça uzatmıştır. Asıl amaç, Ankara’daki NATO zirvesine kadar zaman kazanmak ve Trump’tan yeşil ışığı bizzat almaktı. Bu icazet artık bir spekülasyon değil, gözlemlenebilir bir eylemler zinciridir: Paris masasında Kürt temsilinin yokluğu, ABD özel temsilcisinin “federalizmi desteklemiyoruz” açıklaması, entegrasyon anlaşmasının Washington arabuluculuğunda dayatılması, bölgesel Kürt aktörlere dönük mali ve siyasi desteğin geri çekilme sinyalleri ve nihayet F-35 vaatleri. Süreç askıda tutulurken içeride CHP-Kürt ittifakı felç edilmiş, CHP’yi parçalama ve istikrarsızlaştırma planı sistematik biçimde işletilmiştir. Bu zaman ayarlı oyalama taktiğinin 2028 cumhurbaşkanlığı seçimine kadar sürdürülmesi ve rejim seçimi kazandığı takdirde, tıpkı 2015 deneyiminde olduğu gibi yeniden çark edilmesi kimseyi şaşırtmamalıdır. 2015 pratiği ortadayken, Erdoğan’ın seçilir seçilmez yapacağı ilk işin “Bizde Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır” demek olacağını şimdiden söylemek kehanet değil, basit bir öngörüdür.

    İdeolojik çıplaklık: Bir devlet partisi olarak CHP

    Kürt kartıyla muhalefet cephesinin stratejik ittifakını felç eden Erdoğan’ın asıl büyük ve kuralsız saldırısı ana muhalefet partisine yönelmiştir. Burada net bir ideolojik ayrım şarttır: CHP, kuruluş genetiği itibarıyla evrensel anlamda özgürlükçü, sol veya sosyal demokrat bir parti değildir. Altı Ok programıyla, kurumsal yapısıyla ve din düzeyinde tabulaştırdığı Kemalist devlet refleksiyle CHP, tam bir müesses nizam, bir devlet partisidir.

    Bu kurumsal genetik pek değişmemiş olsa da taban çoktan değişmiştir. Yetmişlerde yükselen sosyalist solun zorunlu etkisiyle partinin tabanı homojen bir Kemalist bloktan çıkmış; daha modern, yüzü Batı’ya dönük, seküler yaşamı ve adaleti savunan heterojen bir kitleye dönüşmüştür. Üst yapı ise bu tabanın hep gerisinde kalmış, kabuklarını kırıp çağdaş bir sosyal demokrasiye evrilmeyi hiçbir dönem becerememiştir. Bugünkü Özel-İmamoğlu çizgisinin Kürt meselesinde daha barışık, diyalog zeminini korumaya özen gösteren tutumu da ideolojik bir aydınlanmadan çok, son iki üç seçimde Kürt seçmenin Erdoğan’a karşı CHP’ye yönelmesiyle oluşan matematiğin dayattığı hesabi bir tavırdır. Yine de bu yeni yaklaşım, Erdoğan’ın muhalefeti kutuplaştırma ve şeytanlaştırma stratejisine karşı önemli bir direnç noktası oluşturmaktadır. Şunu da açıkça söylemek gerekir: burada savunulan CHP’nin ideolojik mirası değildir; iktidarın zulmünden bunalmış milyonların sığındığı son kurumsal mevzi, yani seçim yoluyla iktidar değişikliği ihtimalinin kendisidir.

    Partinin kurumsal geçmişi ile tabanı arasındaki bu uçurum, AKP tarafından ustaca istismar edilmektedir. Siyasal İslamcı retorik, Soğuk Savaş’ın bitişiyle inandırıcılığını yitiren anti-komünizm anlatısının yerine CHP’nin katı devletçi geçmiş bagajını devasa bir demagoji mekanizmasına dönüştürmüştür. Geçmişin hataları temcit pilavı gibi her seçimde ısıtılıp geniş kitlelere yedirilmiş; bir insana kırk gün deli dense deli olur misali, AKP bu tarihsel demagojiyle kendi güncel zulmünü, hukuksuzluğunu ve otoriterliğini geniş yığınlara onaylatmayı başarmıştır.

    Demagojiden yargısal el koymaya

    Gelinen noktada Erdoğan, Kürt hareketini barış illüzyonuyla etkisizleştirip muhalefet ittifakını felç ettikten sonra, hukuksuz ve anti-demokratik yöntemlerle doğrudan CHP’nin son yıllarda güçlenen dinamik muhalefetine yüklenmektedir. Ankara’daki NATO masasında alınan küresel icazet ve F-35 vaatleri, içeride her türlü despotik adımı meşrulaştıran bir koruma kalkanına dönüştürülmektedir.

    Üstelik artık tehdit aşamasında da değiliz. Gizli tanık beyanlarına ve zorlama hukuki gerekçelere dayandırılan mutlak butlan kararıyla seçilmiş genel başkan devre dışı bırakılmış, parti genel merkezi mahkeme eliyle el değiştirmiştir. Kılıçdaroğlu bu yargısal operasyonu reddetmek yerine koltuğu mahkeme kararıyla teslim almış, dahası “çaldılar efendim, gizli tanık para verdim diyor” düzeyindeki iddiaların inandırıcılığını bizzat savunmuştur. Onyıllar boyu Kürt belediyelerine uygulanan kayyum pratiğinin bir benzerinin bu kez CHP belediyelerine ve nihayet partinin kendisine uygulanmasını meşru gören bu tutumuyla Kılıçdaroğlu, nesnel konumu itibarıyla rejimin CHP’yi parçalama hamlesinin taşıyıcı kolonu haline gelmiştir. Ortada rasyonel bir ittifak potansiyeli bırakılmadığı için, uydurma ve zorlama davalarla ana muhalefeti bir sonraki seçime sokmayacak yasal tuzaklar kurmak rejim için artık sıradan bir idari işleme dönüşmüştür.

    Sonuç

    Tablo bütünlüklüdür: dışarıda emperyalizme sunulan somut üs, radar ve istihbarat hizmetleri; karşılığında alınan F-35 vaatleri ve siyasi icazet; bu icazetin gölgesinde Kürt halkının elli yıllık modern direniş mirasının gasp edilmesi ve Kürtlerin bir süreliğine saha dışına itilmesi; içeride ise muhalefetin yargı eliyle kuralsızca tasfiyesi. Ankara zirvesi, özgürlüklerin veya ittifakların değil; küresel sermayenin, silah tüccarlarının ve kendi bekası için her şeyi feda etmeye hazır otokratların zafer tescilidir. Sahadaki bu kirli satranç, büyük güçlerin bölgeyi taşeronlar eliyle denetlediği, içeride ise tüm demokratik mevzilerin uyduruk yasal kılıflarla tarumar edildiği karanlık bir dönemin kapısını aralamaktadır.

    Bu karanlık dönemin gerisinde ise daha derin bir tarihsel boşluk yatmaktadır. Yirminci yüzyıl sosyalizminin ekonomist ve anti-demokratik paradigması yenilgiye uğradığında, dünya sosyalist hareketi bu yenilgiden gerekli dersleri çıkarıp ezilen sınıflara inandırıcı bir gelecek sunan özgürlükçü bir sosyalizm alternatifini geliştiremedi. Bu boşluk doldurulamadığı için dünya, birbirinden güç devşiren çok kutuplu emperyalistlerin çıkar çatışmalarına teslim olmuş durumdadır. Bu tablo sosyalistlerin omzuna ağır bir tarihsel sorumluluk yüklerken, madalyonun öbür yüzü daha da ürkütücüdür: enformasyon tekellerini ve görülmemiş bir sermaye birikimini elinde tutan tekno-faşizm güçlerinin dünyayı nereye sürüklemek istediğini kestirmek hiç de zor değildir.

    Yine de çizdiğimiz bu karanlık tabloda gözden kaçırılmaması gereken bir gerçek var: toplumsal mücadelenin damarı kurumuş değildir. Enerjisi çoktan tükenmiş, toplumla ilişkisini artık bir dilencilik ekonomisi üzerinden yürütmeye çalışan AKP’ye karşı direniş sürüyor. Toplum her gün, hiç umulmadık bir yerden yeni bir direniş biçimi, yeni bir çıkış üretiyor; Erdoğan’ın ertelediği her grevin ardından yeni bir grev baş gösteriyor. Rejimin toplumdan duyduğu korku ise artık gizlenemez boyuttadır: bir stand-up gösterisi yüzünden Deniz Göktaş gibi bir komedyeni yüksek güvenlikli cezaevine kapatması, bu korkunun itirafından başka bir şey değildir. Aynı korku NATO zirvesinde de sahnedeydi: demokratlardan radikal sosyalistlere varan geniş bir yelpaze direnirken, halk deyimiyle söylersek toplumdan “it gibi korkan” rejim, milyonluk başkentin koca semtlerini sırf küresel finans kapitalin militarist örgütü rahat etsin diye insandan arındırdı, iki yüzü aşkın muhalifi, gazeteciyi, akademisyeni gözaltına aldı. Mesele, bu korkunun ecele faydası olmadığını bilmek ve mücadeleyi daha örgütlü, daha geniş bir zeminde yükseltmektir. O zaman rejimin en çok korktuğu şey gerçekleşecek. Deniz Göktaş’ın mizahında dile gelen neşemizi kaybetmeme inadını siyasal dile tercüme ederek söyleyelim: mücadele azmimizi yitirmeden özgürlüğün ve eşitliğin bayrağını daha da yükseltelim.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Ne AHBAP ne AFAD!

    13 Temmuz 2026

    Esenboğa’da uçaktan iner inmez gözaltına alındı: Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner’e operasyon!

    11 Temmuz 2026

    DEM Partili Çiftyürek’ten NATO ve süreç çıkışı: “Türkiye 200 milyonluk göçe dalgakıran, Batı’nın koçbaşı olacak”

    11 Temmuz 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Cemalettin Efe

    Ankara’daki NATO Zirvesi ve büyük cambazlık: Jeopolitik pazarlıkların gölgesinde Kürt kartı ve muhalefet tasfiyesi

    Tuncay Yılmaz

    Ne AHBAP ne AFAD!

    Toros Korkmaz

    Öcalan’ı eleştirmek

    Siyasi Haber

    NATO Zirvesi’nin kazananı silah tekelleri, kaybedeni halklar

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Ümit Akçay

    NATO zirvesinin ekonomi politiği

    Ertuğrul Kürkçü

    Teşbihte hata olur…

    Özgür Müftüoğlu

    NATO Zirvesi’nin akla getirdikleri

    Murat Sevinç

    2016’da kaldırılan dokunulmazlıklar ve CHP’nin rolü

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    PTT emekçilerinden torba yasaya karşı ortak isyan: “Kazanılmış haklarımızın gasp edilmesine sessiz kalmayacağız!”

    13 Temmuz 2026

    Mercedes-Benz Hoşdere fabrikasında işçiler isyanda: “Sıcaktan bayılanlar oluyor, boya dumanından göz gözü görmüyor!”

    13 Temmuz 2026

    Çukurova’da mevsimlik tarım işçilerinin sıcak ve sömürü mesaisi: “Bu yevmiye çektiğimiz çileye değmiyor”

    12 Temmuz 2026
    KADIN

    Cezaevi izninde vahşet: Antep’te cezaevinden izinli çıkan şahıs, boşandığı kadını katledip intihar etti!

    13 Temmuz 2026

    KCDP 2026 ilk yarı raporunu açıkladı: 150 kadın katledildi, 151 şüpheli ölüm var!

    13 Temmuz 2026

    bianet Haziran 2026 Çetelesi: Erkekler 6 ayda 142 kadını öldürdü, şiddet ve tecrit tırmanıyor

    8 Temmuz 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.