Bugünün toplumsal koşulları ANAP dönemiyle aynı değil
Yeni Yaşam’daki yazınızda ANAP dönemiyle günümüz arasında bir kıyas yapıyorsunuz. AK Parti’nin yaklaşan seçimlerde ANAP’la aynı kaderi paylaşacağı görüşüne katılıyor musunuz?
Katılmıyorum. 1988-89 yılları ile bugünkü konjonktür oldukça farklı. 12 Eylül baskısına rağmen o yıllarda toplumsal muhalefet daha hareketliydi, güçler ayrılığı ilkesine kısmen de olsa uyuluyordu. 89 Bahar Eylemleri, Netaş grevi ve kamu çalışanlarının eylemleriyle büyüyen muhalefet, ANAP’ı yerel ve genel seçimlerde yenilgiye uğrattı. Karşısında da SHP gibi alternatif bir odak vardı.
Bugün ise 15 Temmuz sonrası OHAL ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin getirdiği otoriterleşme toplumsal dinamizmi baskıladı. Ayrıca neoliberal politikalar, bireyci ve tüketim odaklı bir insan modeli yarattı. Muhalefet ise 24 yıllık AK Parti iktidarı karşısında toplumsal sorunlara alternatif üretemeyerek iktidarın ömrünü uzatan bir etken haline geldi.
Kürt meselesi ve sınıf mücadelesinin tarihsel paralelliği
Kürt meselesiyle işçi sınıfının hak mücadelesi son 45 yılda nasıl bir paralellik taşıyor?
Milliyetçilik ve Kürt düşmanlığı, Cumhuriyet tarihi boyunca iktidarı koruma ve sınıf çelişkilerinin üzerini örtme aracı olarak kullanıldı. 12 Eylül darbesi de neoliberal politikalara alan açarken hem işçi hareketini hem de sol-sosyalist çizgideki Kürt hareketini hedef aldı.
Darbeciler ve sonrasındaki iktidarlar, milliyetçiliği körükleyerek toplumsal muhalefete yönelik şiddeti ve hukuksuzluğu meşrulaştırdı. Ancak tarih göstermiştir ki, çatışmasızlığın veya çözüm arayışlarının öne çıktığı 1989-1993 ile 2013-2015 gibi dönemlerde işçi hareketleri ve demokrasi mücadelesi de yükselmiştir.
Kürt ve Türk emekçilerin ortak çıkarları
Kürt ve Türk işçilerin ortak sınıfsal çıkarları çözüm sürecinde nasıl bir rol oynayabilir?
İlke TV’ye yaptığım açıklamalarda da belirttiğim gibi, 1990’lardaki zorunlu göçler sonrası büyük kentlere gelen Kürt işçiler, en alt gelir grubunu oluşturdu. Zaman içinde Türk ve Kürt emekçiler yoksulluk, işsizlik ve güvencesizlik paydasında buluştu. Kürt sorununun varlığı, çıkarları ortaklaşan bu iki kesimin birlikte mücadele etmesinin önündeki en büyük engeldir. Bu engel kalktığında hak mücadelelerinin önü açılacaktır. Ancak KESK dışındaki pek çok sendikal yapının henüz toplumsal barış konusunda aktif bir tutum almadığını görüyoruz.
“Başka ulusları ezmeye devam eden bir ulus özgür olamaz”
“Benim derdim geçim, Kürt meselesiyle ne ilgim var?” diyen bir işçiye ne söylersiniz?
Engels’in “Başka ulusları ezmeye devam eden bir ulus özgür olamaz” sözünü hatırlatırım. Özgür olmayan bir ulusun işçisi de özgür olamaz ve sömürülmeye mahkûmdur. Milliyetçilik duygusuyla hareket eden emekçiler ellerindekini kaybetme korkusuyla daha azına razı oluyor. İşçi sınıfının öncelikli görevi sınıf bilincini yükseltmek olmalıdır.
Kürt sorununun çözülmesi “milli güvenlik” adı altında grevlerin ertelenmesi gibi engelleri tek başına tamamen ortadan kaldırmasa da, sınıf mücadelesinin önündeki en büyük bariyerlerden birini yıkacaktır.
