Şimdiye kadar yazdığım en zor yazılardan biri olacak belki. Ama yazmazsak, anılarını nasıl canlı tutacağız?
Yıllarca canla başla, ev ev, sokak sokak, cadde cadde, şehir şehir dolaşarak Amedspor’un hem gönüldaşlığını hem de amansız taraftarlığını yaptı. İnsanlar önce Muhittin’in insanlığına sevdalandı, sonra Amedspor’a…
Hem teknik hem de duygusal alandaki çabalarıyla taraftar grupları arasında Azadî grubunun öne çıkmasını sağladı. O, yalnızca bir taraftar ya da taraftar grubu sözcüsü değildi. Gönüldaştı, sevdalıydı.
Hâlâ kulaklarımda insanların Muhittin’i yolda gördüklerinde, “Nerede Amedspor formamız?” diye sormaları…
Muhittin Kaya, Amedspor’un ta kendisiydi.
Zorlu hayat şartlarında yaşıyordu. Dostları ve arkadaşları olarak varlığımızla ona destek olmaya çalışabiliyorduk; ama bunun gerçek bir çözüm olmadığını da biliyorduk. Yaptığı iyiliklerin binlerce kez bedelini ödemesine rağmen, “İnsan olmaktan, insan kalmaktan vazgeçmeyeceğim” derdi.
Kamuoyunda daha çok son dönemde bir taraftar grubu sözcüsü olarak tanınsa da Muhittin, “Amed’de politikayı çocuklardan öğrendim” derdi.
Defalarca cezaevine girdi. Fikirlerinden asla vazgeçmedi. Politik çalışmalarını hiçbir zaman bırakmadı. Nerede bir haksızlık, nerede bir mücadele varsa Muhittin oradaydı.
Muhittin Kaya olmak kolay değildi.
Herkesin sırdaşı, herkesin yoldaşıydı. Aydın, şefkatli ve en çok da candandı. Politik savunuculuğu sıradan bir siyasal aidiyetin çok ötesindeydi. O, bir dava insanıydı; savunduğu paradigmanın eşsiz bir okuyucusu ve aktarıcısıydı.
Bir derviş gibi ev ev dolaşır, insanlarla tartışır, anlatırdı. Ankara, İstanbul, Adana ve Amed onun sürekli uğrak yerleriydi. Bıkmadan, usanmadan, bir gezgin gibi sırtında küçük çantasıyla bir şehirden diğerine dolaşırdı.
Gittiği hiçbir şehirde dostlarını görmeden geri dönmezdi.
Muhittin’i tanıyanlar onun çat kapı geleceğini bilirdi. Ansızın gelirdi. Bu kez de ansızın aramızdan ayrıldı.
Ansızın geldiği gibi ansızın gitti.
Hakkında birçok haksız ithamda bulunuldu. Bir gün, bu haksızlıklarla mücadele ettiği bir dönemde yanıma geldi ve bana kocaman sarıldı.
“Ne oldu?” diye sordum.
“Başardım” dedi.
“Haksız olmadığımı herkes anladı.”
O anki mutluluğunu, o kocaman sarılışını unutamam.
Bugün seni uğurlarken sana veda edemiyorum Muhittin.
Elimde bana hediye ettiğin bir saz ve birkaç kitabın var. Artık onlara sarılacağım.
Kürt gibi yaşadın Arap çocuk.
Yüreğin hep haksızlığa karşı mücadeleyle attı. Ve biliyorum ki senden geriye kalanlarda, seni tanıyanların hafızasında, dostluklarında ve mücadelelerinde atmaya devam edecek.
Barışın, dostluğun ve sevginin ortak noktasıydın.
Huzur içinde uyu.
Seni unutmayacağız.
Taner Taş
Sosyolog / Yazar / Aile Terapisti
