Müzisyen ve yazar Zülfü Livaneli, 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle Fırat Haber Ajansı’nın (ANF) sorularını yanıtladı. Kürt meselesinde yürütülen sürecin daha güçlü sahiplenilmesi gerektiğini ifade eden Livaneli, kültür-sanatın barış inşa etmedeki rolünden iktidarın atması gereken somut adımlara kadar kritik değerlendirmelerde bulundu.
“Sanatçılar barış kışkırtıcısı olmalı”
Kültür ile barış arasındaki kopmaz bağa dikkat çeken Livaneli, savaş kültürünü besleyen yaklaşımların sanat olarak kabul edilemeyeceğini belirtti. Charlie Chaplin’in “Ben bir barış kışkırtıcısıyım” sözüne atıfta bulunan Livaneli, sanatın toplumsal rolu hakkında şunları söyledi:
“Kültür, başlı başına bir barış eylemidir. İnsanları ajite edip ölüme göndermek sanat değildir; sanat bütün dallarıyla barışa hizmet etmelidir. İnsan olmanın birinci şartı empatidir. Siyasetçilerin ve medyanın insanları rakamlara indirgediği yerde sanat; karşıdakinin de acı çeken bir insan olduğunu gösterir. Bütün halkların yüzlerce, binlerce yıldan süzülüp gelen kültürleri saygıdeğerdir. Bu kültürlere, dillere ve müziklere saygı duymak en büyük kurtuluşumuz olacaktır.”
“Selahattin Demirtaş’ın tahliyesi güven yaratır”
Dünyadaki çatışma çözümü örneklerine (İngiltere’de IRA, İspanya’da BASK süreçleri) değinen ve müzakere zeminini savunan Livaneli, mevcut süreçte toplum nezdinde güven krizinin aşılması için iktidara sorumluluk düştüğünü vurguladı. Livaneli, atılması gereken ilk adımı şu sözlerle dile getirdi:
“Barış elbette hepimizin baştan beri dileği ve rüyası. Ancak topluma güven verecek adımlara ihtiyaç var. Bu adımlardan biri Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmasıdır. Bir yandan bu görüşmeler yapılırken, barışı savunmuş bir siyasi liderin yıllardır içeride tutulması çelişki yaratıyor ve insanların kafasını bulandırıyor. Çatışmaların bitmesi çok sevindirici. 80 yaşıma geldim; o güzel barış günlerini görmek benim hayat rüyamdır.”
