Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    “Çerçeve Yasa” Ermeniler açısından ne anlama geliyor?

    31 Ağustos 2026

    Kürt siyasetinin önemli ismi Mehdi Zana son yolculuğuna uğurlandı: Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde tören düzenlendi

    30 Ağustos 2026

    Girne açıklarında feribot faciası: 267 kişiyi taşıyan gemi alabora oldu, en az 6 canlı kaybı var

    30 Ağustos 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      “Çerçeve Yasa” Ermeniler açısından ne anlama geliyor?

      31 Ağustos 2026

      Tahammülünüze muhtaç değiliz: Arap Alevilere yönelik nefretin politik anatomisi

      30 Ağustos 2026

      Aleviler neden hedefte?

      29 Ağustos 2026

      Kuşatma Kayıtları: Kim, neye göre ahlaklı ya da değil!

      27 Ağustos 2026

      Çerçeve yasanın çerçevesi

      26 Ağustos 2026
    • Seçtiklerimiz

      Müzakere ve mücadele

      28 Ağustos 2026

      Özgür Müftüoğlu ile Kürt meselesi ve emek mücadelesi üzerine söyleşi

      24 Ağustos 2026

      Sınıfı sonradan eklememek: Türklük Sözleşmesi, anti-kolonyalizm ve politik ekonomi üzerine bir diyalog

      24 Ağustos 2026

      Davanın saflığı, siyasetin gerçekliği Kürtlerin özneleşmesi, değişimin siyaseti ve “ihanet”in kolaylığı

      22 Ağustos 2026

      Modern çitleme: İlk ve son sömürge kadınlar

      19 Ağustos 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Tülay Hatimoğulları: Garanti aramanın yolu süreci dönülmez hâle getirmek

      17 Ağustos 2026

      Dr. Toros Korkmaz: “Çerçeve yasa çözüm için hukuksal zemin oluşturabilir”

      6 Ağustos 2026

      Eski FARC komutanı Lida Ortiz: “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, silah bırakmaktan çok daha zor”

      20 Temmuz 2026

      Yıkıma karşı bir direniş ve yaşam alanı: 26. Evvel Temmuz Festivali

      16 Temmuz 2026

      İsviçre’de iltica belirsizliğine karşı direniş: Welat Aydın Federal Mahkeme önünde açlık grevinde

      3 Temmuz 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » “Çerçeve Yasa” Ermeniler açısından ne anlama geliyor?

    “Çerçeve Yasa” Ermeniler açısından ne anlama geliyor?

    TOROS KORKMAZ yazdı: 1914’ten bugüne uzanan tarih bize belki de en önemli dersi burada veriyor: Ermenilerin veya Kürtlerin özgürlüğünün ve güvenliğinin en sağlam güvencesi, Ermenilere ya da Kürtlere tanınan özel bir ayrıcalık değil; herkesin eşit yurttaş olduğu, farklı kimliklerin ve inançların ve inançsızların özgürce yaşayabildiği demokratik, çoğulcu bir Türkiye’dir. Kürt barış sürecinin gerçek tarihsel önemi de tam burada ortaya çıkacaktır. Eğer bu süreç yalnızca silahların susmasına değil, devletin ve toplumun demokratikleşmesine yol açarsa, bundan yalnızca Kürtler değil, Türkiye’de yaşayan bütün halklar ve inanç toplulukları yararlanacaktır.
    Toros Korkmaz31 Ağustos 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Türkiye’de 2024’ten bu yana gelişen Kürt barış süreci, yalnızca Kürt meselesinin geleceği açısından değil, Türkiye’nin nasıl bir ülke olacağı açısından da büyük önem taşıyor. Silahlı çatışmanın sona ermesi, PKK’nin feshi ve sürecin 2026 yılında yasal bir çerçeveye kavuşması, önceki çözüm girişimlerinden farklı bir aşamaya işaret ediyor. Ancak asıl mesele bundan sonra başlıyor: Bu süreç yalnızca silahların bırakılması ve güvenlik sorununun sona erdirilmesiyle mi sınırlı kalacak, yoksa Türkiye’nin demokratikleşmesine ve çoğulculaşmasına doğru daha kapsamlı bir dönüşümün kapısını mı açacak? Bu soru Ermeniler açısından da önemlidir.

    Türkiyeli Ermenilerin aktif siyasal kesiminin büyük çoğunluğu, Kürt Sorunu’nun kalıcı çözümü için siyasal alan açma potansiyeli taşıyan Çerçeve Yasa’nın çıkarılmasını olumlu, ancak yetersiz bir adım olarak görmektedir. Çünkü Kürt meselesinin demokratik ve siyasal yöntemlerle çözülmesi, yalnızca Kürtlerin hakları açısından değil, Türkiye’deki bütün halkların ve inanç topluluklarının eşit yurttaşlık temelinde yeniden tanımlanması açısından da önemli bir fırsat yaratabilir.

    Ermeniler açısından Kürtlerin eşitlik ve özgürlük mücadelesinin siyasal alana taşınması, Türkiye siyasetinin demokratikleşmesine ve çoğulculaşmasına katkıda bulunabilecek daha geniş bir süreci başlatabilir. Böyle bir ortamda Ermenilerin de hem güncel hem de tarihsel olarak uğradıkları haksızlıkları daha yüksek sesle dile getirebilmeleri mümkün olacaktır.

    Ermenilerin tarihsel deneyimi ve 1914 Reform Planı

    Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu içerisindeki ulusal ve siyasal bilinci, Kürtlere kıyasla daha erken gelişmişti. Fransız Devrimi’nin özgürlük ve ulus olma idealleriyle daha erken tanışmaları ve Batı dünyasıyla yoğun ilişkileri, bu gelişmede önemli rol oynamıştır. Henüz 1863 yılında Ermeniler, Osmanlı Millet Sistemi içerisinde kendi toplumsal ve idari ilişkilerini düzenleyen, anayasa niteliğindeki Nizamname’yi hazırlamış ve biri dünyevi, diğeri dini işlerle ilgilenen iki ayrı meclis oluşturmuşlardı.

    Bu gelişme yalnızca Ermeni toplumunun kendi iç örgütlenmesi açısından değil, Osmanlı İmparatorluğu’nda modern vatandaşlık düşüncesinin gelişimi açısından da önemliydi. Ermeniler, devlet tarafından kendilerine verilecek hakları bekleyen pasif bir topluluk değillerdi. Kendi kurumlarını oluşturmaya, eğitim alanını geliştirmeye, siyasal temsil mekanizmaları yaratmaya ve Osmanlı yönetiminin kendilerine yönelik ayrımcı uygulamalarını değiştirmeye çalışıyorlardı. XIX. yüzyılın sonlarında Hınçak ve Taşnaksütyun gibi siyasi örgütlerin ortaya çıkması da bu siyasal bilinçlenmenin sonucuydu. Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğu içerisinde uğradıkları baskılara, güvenlik sorunlarına ve ayrımcı politikalara karşı farklı siyasal yöntemlerle mücadele etmeye başladılar. 1908 Devrimi’nin gerçekleşmesinde Taşnaksütyun’un Jön Türk hareketi ve İttihat ve Terakki ile yaptığı işbirliğinin de önemli bir payı vardı. II. Meşrutiyet’in ilanı, imparatorluk içerisindeki farklı halkların anayasal eşitlik temelinde birlikte yaşayabileceğine ilişkin umutları güçlendirmişti.

    Ancak bu umutlar uzun sürmedi. İttihat ve Terakki 1913 yılında silahlı bir darbeyle iktidarını pekiştirdi; giderek çoğulcu siyaset anlayışından uzaklaşarak ırkçı Türk milliyetçiliğini temel ideoloji haline getirdi. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’nda Almanya’nın yanında savaşa girmesinin ardından ise bu dönüşüm, Ermeniler açısından sonu soykırımla biten felaketle sonuçlandı.

    1878 Berlin Antlaşması’ndan itibaren gündemde olan Ermeni reform talepleri, 1912-1914 yıllarında yeniden yoğunlaştı ve 8 Şubat 1914’te Osmanlı hükümeti ile büyük güçler arasında bir reform düzenlemesi kabul edildi. Doğu Anadolu’nun altı vilayetinde idari düzenlemeler yapılması, güvenlik ve memuriyetlerde daha adil bir temsil sağlanması ve Avrupalı genel müfettişlerin görevlendirilmesi öngörülüyordu.

    Bu plan, Ermeniler açısından önemli bir siyasal kazanım potansiyeli taşıyordu. Ancak planın en büyük zayıflığı, Osmanlı devlet yapısının ve siyasal rejiminin kendisini demokratikleştirmesine dayanmamasıydı. Ermenilerin haklarının önemli ölçüde uluslararası baskı ve dış güçlerin garantilerine bağlanmış olması, bu kazanımları kırılgan hale getiriyordu. Nitekim reformun ömrü yalnızca birkaç ay sürdü. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesinin ardından düzenleme kaldırıldı ve 1915’te Ermeni nüfusun kitlesel tehciri ve imhası başladı.

    1914 Reform Planı’nın Ermeniler açısından en önemli dersi burada yatmaktadır: Bir topluluğa yönelik reformlar, onları yaşatacak demokratik kurumlar, hukuk güvencesi ve siyasal çoğulculuk bulunmadığı sürece son derece kırılgandır. Devletin ideolojisi ve yönetim anlayışı bütünsel olarak değişmediğinde, belirli bir topluluğa verilen haklar siyasi konjonktür değiştiğinde kolaylıkla geri alınabilir. Bu nedenle yalnızca Ermenilere yönelik özel reformlar değil, bütün yurttaşların haklarını güvence altına alan demokratik kurumlar gereklidir. Ermeniler açısından bugün ihtiyaç duyulan şey yeni bir “Ermeni reform paketi”nden çok daha kapsamlıdır: Bütün vatandaşların etnik kimliklerinden inançlarından ya da inançsızlıklarından dolayı ayrımcılığa uğramadığı, eşit olduğu demokratik bir Türkiye.

    Ermeni-Kürt ilişkilerinin zor mirası

    Bu çerçevede Ermeni-Kürt ilişkilerinin tarihsel mirasının da dürüstçe ele alınması gerekir. Ermeniler ve Kürtler yüzyıllar boyunca aynı coğrafyalarda yaşadılar. Aralarında ekonomik ilişkiler, komşuluk, ortak yaşam ve dayanışma biçimleri olduğu gibi, özellikle XIX. yüzyılın sonlarından itibaren ciddi çatışmalar da yaşandı. Hamidiye sistemi döneminde bazı Kürt aşiretleri devletle işbirliği yaptı; Ermeni köylülerine yönelik gasp ve şiddet olaylarına katılan Kürt yerel aktörler oldu. 1915 sırasında da bazı Kürt aşiretleri ve yerel güçler Ermenilerin tehcir ve öldürülmesinde rol oynadılar.

    Bu tarihsel gerçeklik inkâr edilmemelidir. Fakat aynı zamanda Kürtleri kolektif olarak 1915’in faili ilan eden bir tarih anlatısı da doğru değildir. Kürt toplumu hiçbir zaman homojen bir siyasal aktör olmadı. Bazı Kürtler devletin politikalarına ve Ermenilere yönelik şiddete katılırken, bazı Kürtlerin Ermenileri koruduğu ve kurtardığı da bilinmektedir. Dolayısıyla Ermeni-Kürt ilişkilerinin tarihi, ne romantik bir “kadim kardeşlik” anlatısına ne de bütün Kürtleri 1915’in sorumlusu haline getiren kolektif bir suçlama anlayışına indirgenebilir.

    Bu ayrım bugün özellikle önemlidir. Çünkü geçmişte bazı Kürt aktörlerin Ermenilere karşı işlediği suçların kabul edilmesi ile günümüzde Kürtlerin demokratik haklarının savunulması arasında hiçbir çelişki yoktur. Tam tersine, geçmişin sorumluluğunu kabul edebilmek, gelecekte eşitlik temelinde yeni ilişkiler kurabilmenin önkoşullarından biridir. Ayrıca 1915 sonrasında Kürtlerin kendileri de Cumhuriyet’in merkeziyetçi ve homojenleştirici politikalarının hedefi haline geldiler. Bu iki tarihsel deneyimi birbirine eşitlemek elbette mümkün değildir; Ermeni Soykırımı ile Kürtlerin Cumhuriyet döneminde yaşadıkları baskılar aynı tarihsel olaylar değildir. Ancak her iki deneyimin ortaklaştığı önemli bir alan vardır: O da, devletin farklı kimlikleri eşit yurttaşlar olarak kabul etmeyen merkeziyetçi ve homojenleştirici anlayışıdır. Bu nedenle geçmişi unutmak değil, geçmişi daha dürüst biçimde konuşabilmek gerekir. Ermenilerin 1915 hafızası ile Kürtlerin Cumhuriyet dönemi hafızası birbirinin alternatifi değildir. Birinin tanınması diğerinin inkârını gerektirmez.

    Kürt barış süreci Ermeniler açısından neden önemlidir?

    Kürt meselesi ile Ermeni meselesi elbette aynı mesele değildir. Tarihleri, aktörleri ve toplumsal koşulları itibariyle birbirinden farklıdır. Ancak her ikisinin de ortak kesişim noktası Türkiye’de vatandaşlığın nasıl tanımlandığı sorusudur. Eğer bugünkü süreç yalnızca PKK’nin silah bırakması ve devletin güvenlik kaygılarının giderilmesi olarak kalırsa, bunun Ermeniler açısından yaratacağı değişim sınırlı olacaktır. Fakat süreç anayasal eşitlik, ifade özgürlüğü, siyasi temsil, yerel demokrasi, kültürel haklar ve hukuk devleti yönünde ilerlerse, bunun Ermeni toplumuna da yansımaması mümkün değildir.

    Kürtlerin kendi kimliklerini, dillerini ve kültürlerini daha özgür biçimde ifade edebildiği bir Türkiye’de Ermenice’nin, Ermeni kimliğinin ve Ermeni kültürel mirasının kamusal alandaki görünürlüğü için de daha geniş bir demokratik alan oluşabilir. Yerel yönetimlerin güçlenmesi, tarihsel Ermeni yerleşimlerinin ve kültürel mirasının korunmasına katkı sağlayabilir. Daha çoğulcu bir siyasal düzen ise Ermeni toplumunun kendi taleplerini daha güçlü biçimde ifade etmesine olanak verebilir. Burada önemli olan, Kürtlerin haklarının Ermeniler için dolaylı bir “hak kazanımı” olarak görülmesi değildir. Asıl mesele, farklı toplulukların kendi özgün taleplerini aynı eşit yurttaşlık ilkesi içerisinde ifade edebileceği bir siyasal sistemin kurulmasıdır.

    Başka bir ifadeyle, Kürtlerin özgürlük alanının genişlemesi Ermenilerin alanını da genişletebilir; çünkü her iki durumda da devletin vatandaşlarına kimliklerinden bağımsız olarak eşit davranması ilkesi güçlenmektedir.

    Silahların susması mı, Türkiye’nin değişmesi mi?

    Bugünkü sürecin en kritik sınavı burada ortaya çıkıyor. Silahların susması elbette başlı başına büyük bir kazanımdır. Ancak gerçek anlamda bir barıştan söz edebilmek için silahlı çatışmanın sona ermesi ile demokratikleşmenin birbirinden koparılmaması gerekir. Yalnızca silahların bırakıldığı, fakat siyasi özgürlüklerin genişlemediği bir Türkiye’de Kürt meselesi biçim değiştirebilir ama ortadan kalkmaz. Aynı şekilde, devletin Ermenilere yönelik doğrudan baskısının bulunmadığı bir Türkiye ile Ermenilerin kendilerini gerçekten eşit yurttaş hissettiği bir Türkiye de aynı şey değildir.

    İkincisi için daha fazlası gerekir: Topluluk kurumlarının güvencesi, kültürel ve dini özgürlükler, mülkiyet sorunlarının çözümü, tarihsel mirasın korunması ve en önemlisi 1915 hakkında konuşabilmenin önündeki siyasal ve toplumsal bariyerlerin aşılması.

    Bütün bunlar ise daha geniş bir demokratikleşme süreci içinde mümkün olabilir. Demokratikleşme yalnızca bugünün haklarıyla ilgili değildir. Devletin geçmişte gerçekleştirdiği veya izin verdiği şiddetle nasıl yüzleşeceği de demokratik toplumun temel meselelerinden biridir. Bu nedenle 1915 hakkında özgürce konuşabilmek, tarihsel hafızanın kamusal alanda ifade edilebilmesi ve Ermeni toplumunun yaşadığı kayıpların görünür hale gelmesi de demokratikleşmenin bir parçası olarak görülmelidir.

    Kürt Özgürlük Hareketi açısından tarihsel dersler

    Kürt Özgürlük Hareketi’nin de Ermenilerin Osmanlı döneminde yürüttükleri mücadeleyi, kendi siyasal mücadelesi açısından önemli dersler içeren bir tarihsel deneyim olarak ele almasında fayda vardır.

    Ermeni Reform Planı’nın başarısızlığı iki önemli ders içermektedir. Birincisi, devletin ideolojisi ve yönetim anlayışı bütünsel olarak demokratikleşmeden, yalnızca tek bir halka yönelik olarak tanınan eşitlik ve özgürlük talepleri siyasi konjonktür değiştiğinde kolaylıkla geri alınabilir. Bu nedenle eşitlik ve özgürlük ilkeleri yalnızca Kürtlere veya Ermenilere değil, ülkede yaşayan bütün halklara ve inanç topluluklarına uygulanmalıdır. İkincisi, dış güçlere dayanarak kazanım elde etmek son derece kırılgan bir zemindir. Uluslararası dengeler değiştiğinde dış güçler desteklerini geri çekebilirler. Kalıcı güvencenin kaynağı, demokratik kurumlar ve toplumun kendi içindeki çoğulcu siyasal yapıdır. Dolayısıyla Kürt Özgürlük Hareketi’nin başarı şansı, Türkiye’nin antidemokratik rejimiyle sorunu olan bütün halk ve inanç kesimlerini demokratik bir ortak mücadele içerisinde buluşturabildiği ve devleti bir bütün olarak demokratikleştirebildiği ölçüde artacaktır.

    Kürt Özgürlük Hareketi’nin bugüne kadarki siyasi pratiği ve ideolojik yönelimi, böyle daha geniş bir demokratik ortaklık için önemli bir zemin sunmaktadır. Ancak bunun kalıcı bir siyasal projeye dönüşmesi için Ermeni, Süryani, Alevi ve diğer toplulukların tarihsel deneyimlerinin de ciddiyetle ele alınması gerekir. Özellikle 1915 konusunda gösterilecek siyasal tutum burada belirleyicidir. Kürt Özgürlük Hareketi ve onun siyasi temsilcisi DEM Parti’nin Ermeni Soykırımı’nı kabul etmesi ve bu soykırım suçuna iştirak eden Kürtler adına Ermenilerden özür dilemesi önemli bir siyasal olgunluk göstergesidir.

    Ancak bu yaklaşım yalnızca geçmişe ilişkin bir açıklama olarak kalmamalıdır. 1915 Ermeni ve Süryani Soykırımları ile 1919-1922 Pontus Soykırımı’nın kabulü ve bunlarla yüzleşme, Türkiye’nin demokratikleşmesinin önemli unsurlarından biri olarak ele alınmalıdır.

    Ermenilerin tutumu ne olmalı?

    Ermenilerin bugünkü barış sürecine yalnızca “Kürtlerin meselesi” olarak bakmaları doğru değildir. Ancak süreci koşulsuz biçimde desteklemek de yeterli değildir. Asıl soru şudur: Bu süreç Türkiye’yi daha demokratik ve çoğulcu bir ülkeye dönüştürecek mi?

    Ermeniler açısından en anlamlı siyasal tutum, barış sürecinin demokratik içeriğinin güçlendirilmesini savunmaktır. Kürtlerin anayasal hakları, siyasi temsil özgürlüğü ve kültürel hakları nasıl Türkiye’nin demokratikleşmesinin parçasıysa, Ermenilerin eşit yurttaşlığı, cemaat kurumlarının güvencesi, kültürel ve dini özgürlükleri, mülkiyet sorunları ve 1915’le ilgili hakikat ve hafıza talepleri de aynı demokratik çerçevenin parçalarıdır. Bu yaklaşım, Ermeni-Kürt ilişkilerinde de yeni bir sayfa açabilir. Geçmişte bazı Kürt aktörlerin Ermenilere karşı işlediği suçları kabul etmekle bugün Kürtlerin demokratik haklarını savunmak arasında hiçbir çelişki yoktur. Tam tersine, gerçek bir barışın koşulu budur: Geçmişin sorumluluğunu inkâr etmeden geleceğin ortaklığını kurabilmek.

    1914 ile bugün arasındaki temel fark

    Belki de bütün bu tartışmanın en önemli noktası 1914 ile bugün arasındaki farktır. 1914’te Ermeniler açısından çözüm büyük ölçüde “Ermeni reformları” şeklinde düşünülüyordu. Ermeni nüfusun yaşadığı bölgelerde idari ve güvenlik reformları yapılacak, dış denetim mekanizmaları oluşturulacak ve böylece Ermenilerin güvenliği sağlanacaktı. Bugün ise bundan daha büyük bir ihtimal bulunmaktadır. Kürt meselesinin çözümü, eğer demokratik bir çerçeveye oturtulabilirse, yalnızca bir halkın sorununu çözmekten öteye geçebilir ve Türkiye’nin vatandaşlık rejimini değiştirebilir. Bu, 1914 deneyiminin belki de en önemli dersidir.

    Ermenilerin geleceğini yalnızca Ermenilere tanınacak özel güvencelere bağlamak yerine, herkes için geçerli demokratik kurumların güçlenmesini savunmak daha kalıcı bir güvence sağlayabilir. Çünkü demokratik kurumlar varsa haklar yalnızca iktidarın iyi niyetine bağlı olmaz; hukuk tarafından korunur ve siyasal iktidar değişse bile devamlılık kazanır.

    Sonuç

    Kürt barış süreci başarılı olursa, bu elbette 1915’in sorunlarını kendiliğinden çözmeyecektir. Ermeni Soykırımı’nın tanınması, tarihsel sorumluluk, mülkiyetler, kültürel miras ve Ermeni toplumunun bugünkü sorunları ayrıca ele alınmak zorundadır. Fakat demokratik bir Türkiye, bütün bu meselelerin konuşulabileceği siyasal alanı genişletebilir. Bu nedenle Ermeniler açısından bugünkü barış süreci yalnızca Kürtlerin geleceğiyle ilgili değildir; Türkiye’nin geleceğiyle ilgilidir. Ermeniler için asıl fırsat Kürt meselesinin çözümünden “pay almak” değil, bu çözümün Türkiye’yi demokratikleştirmesinden yararlanmak ve kendi talepleriyle bu demokratikleşmeye katkıda bulunmaktır.

    Aynı şekilde Kürt Özgürlük Hareketi açısından da mesele yalnızca Kürtlerin haklarını güvence altına almakla sınırlı olmamalıdır. Amaç, sadece Türkleri ve Kürtleri ülkenin kurucu unsurları haline getirmek ve ortak Sünni Müslüman kimliği altında birleştirmek değildir. Kalıcı bir demokratikleşme, devletin bütün halklar ve Sünni İslam’ın dışındaki inanç toplulukları karşısındaki tutumunun değişmesini gerektirir. Ermenilerin, Süryanilerin, Yahudilerin, Rumların, Alevilerin ve diğer toplulukların tarihsel deneyimleri ve bugünkü talepleri bu demokratik dönüşümün dışında bırakılamaz.

    1914’ten bugüne uzanan tarih bize belki de en önemli dersi burada veriyor: Ermenilerin veya Kürtlerin özgürlüğünün ve güvenliğinin en sağlam güvencesi, Ermenilere ya da Kürtlere tanınan özel bir ayrıcalık değil; herkesin eşit yurttaş olduğu, farklı kimliklerin ve inançların ve inançsızların özgürce yaşayabildiği demokratik, çoğulcu bir Türkiye’dir. Kürt barış sürecinin gerçek tarihsel önemi de tam burada ortaya çıkacaktır. Eğer bu süreç yalnızca silahların susmasına değil, devletin ve toplumun demokratikleşmesine yol açarsa, bundan yalnızca Kürtler değil, Türkiye’de yaşayan bütün halklar ve inanç toplulukları yararlanacaktır.

    * Yazının ilk versiyonu Yeni Özgür Politika’da yayınlanmıştır.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Tahammülünüze muhtaç değiliz: Arap Alevilere yönelik nefretin politik anatomisi

    30 Ağustos 2026

    Aleviler neden hedefte?

    29 Ağustos 2026

    Füsun Demirel’den barış süreci açıklaması: “Gerçek barış Kürt kimliği ve dili kabul edildiğinde sağlanır”

    27 Ağustos 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Toros Korkmaz

    “Çerçeve Yasa” Ermeniler açısından ne anlama geliyor?

    Tuncay Yılmaz Sveydiyeli

    Tahammülünüze muhtaç değiliz: Arap Alevilere yönelik nefretin politik anatomisi

    Tuncay Yılmaz

    Aleviler neden hedefte?

    Korkut Akın

    Kuşatma Kayıtları: Kim, neye göre ahlaklı ya da değil!

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Ertuğrul Kürkçü

    Müzakere ve mücadele

    Siyasi Haber

    Özgür Müftüoğlu ile Kürt meselesi ve emek mücadelesi üzerine söyleşi

    Şebnem Oğuz

    Sınıfı sonradan eklememek: Türklük Sözleşmesi, anti-kolonyalizm ve politik ekonomi üzerine bir diyalog

    Siyasi Haber

    Davanın saflığı, siyasetin gerçekliği Kürtlerin özneleşmesi, değişimin siyaseti ve “ihanet”in kolaylığı

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Panelsan’da işten çıkarılan işçilerden kararlı duruş: Patronun tır engeline karşı fabrika kapısına çadır kuruldu

    29 Ağustos 2026

    Samsun’daki Volgo-Don 5021 gemisinde denizcilerin direnişi zaferle sonuçlandı: 4 aylık alacaklar tahsil edildi

    28 Ağustos 2026

    Ankara’daki madenci direnişi 18. gününde kazanımla sonuçlandı: “Zafer direnen emekçinin oldu”

    27 Ağustos 2026
    KADIN

    TTB’den kürtaj denetimlerine tepki: “Kürtaj yasal bir tıbbi uygulamadır, hekimler cezalandırılamaz”

    27 Ağustos 2026

    Rojin Kabaiş için adalet komisyonları 2 yıllık mücadele raporunu açıkladı

    27 Ağustos 2026

    TKDF Temmuz 2026 Raporu: İlk 7 ayda 231 kadın erkek şiddeti ve şüpheli ölümler sonucu hayatını kaybetti

    6 Ağustos 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.