Bu makale, Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi Dijital Arşivi’nde muhafaza edilen iki temel belge üzerinden Erken Cumhuriyet Dönemi Türk müzeciliğindeki kurumsal, idari ve bilimsel aksaklıkları çözümlemeyi amaçlamaktadır. Ele alınan ilk belge, dönemin önde gelen müze yöneticilerinden Aziz Ogan tarafından kaleme alınan ve Maarif Vekâleti’ne (Millî Eğitim Bakanlığı) sunulan 11 Haziran 1929 tarihli Ankara Etnografya Müzesi Teftiş Raporu’dur. İkinci belge ise Eski Şark Eserleri Müzesi asistanı tarafından Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü’ne hitaben yazılan 2 Ekim 1950 tarihli resmî rapordur.
Söz konusu belgeler farklı dönemlere tarihlense de, aralarında yaklaşık yirmi bir yıllık bir zaman dilimi bulunmakta ve Türkiye’deki müzecilik anlayışı ile koruma politikalarının süreklilik arz eden yapısal sorunlarını gözler önüne sermektedir. Bu yönüyle belgeler, birincil kaynak niteliğinde önemli veriler sunmaktadır.
Aziz Ogan ve müzecilik kariyeri
Türkiye’nin ilk arkeologlarından biri olan Aziz Ogan, 1910 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’nden mezun olduktan sonra arkeolojik bilgi ve saha tecrübesini artırmak amacıyla İzmir, Manisa ve Aydın’daki kazılarda müze komiseri olarak görev yapmıştır. Sahadaki çalışmaları sonucunda 1914 yılında İzmir Âsâr-ı Atîka (Eski Eserler) Müfettişliği’ne tayin edilmiş; Birinci Dünya Savaşı sonrasında, 1918 yılında fiilen başladığı bu görevini 1931 yılına kadar sürdürmüştür.
İzmir, Efes ve Bergama müzelerinin inşasında ve bölgedeki eski eserlerin muhafazasında önemli roller üstlenen Ogan, 1931’de İstanbul Arkeoloji Müzeleri Umum Müdürlüğü’ne atanmış ve 1954 yılında emekli olana kadar bu görevini sürdürmüştür. Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi ve Süleymaniye Külliyesi içerisindeki Tabhane Medresesi’nin Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ne tahsis edilmesi süreçleri de Ogan’ın genel müdürlüğü döneminde gerçekleşmiştir.
Etnografya Müzesi’nin kuruluşu ve ideolojik/sosyolojik paradoks
Ankara Etnografya Müzesi’nin kuruluş süreci incelenirken Şükrü Aslan’ın “Etnografya Müzesi’nden Kalanlar” başlıklı çalışması önemli bir zemin sunmaktadır. Aslan, müzenin inşa öyküsündeki çelişkilere dikkat çekerek, Afgan Kralı Amanullah Han’ın Türkiye ziyareti (27 Mayıs 1928) vesilesiyle açılışının sembolik olarak yapıldığını, ancak yapının halkın ziyaretine ancak 18 Temmuz 1930 tarihinde açılabildiğini ifade etmektedir.
Bu noktada belirleyici olan husus, müzenin koleksiyon niteliği ve meşruiyet kaynağıdır. 1925 yılında çıkarılan 677 sayılı Kanun ile Hacıbektaş Dergâhı başta olmak üzere tüm tekke ve zaviyeler kapatılmıştır. Buna karşın, söz konusu ibadethanelerin bünyesindeki ritüelistik ve kültürel objeler “Türk kültürünün kıymetli unsurları” olarak toplanarak Etnografya Müzesi’nde sergilenmeye başlanmıştır.
Müzenin kendisi “millî kültürün müstesna bir mekânı” olarak ideolojik bir kurguyla sunulurken, bu objelerin asıl vatanı olan dergâhların yasaklanmış olması dikkat çekici bir devlet politikası paradoksu ortaya çıkarmaktadır. Bir ibadethanenin kanunla lağvedilip eşyalarının kamulaştırılarak “müze nesnesi” sıfatıyla teşhir edilmesi, Cumhuriyet ideolojisinin mekân ve nesne üzerindeki sekülerleştirme pratiğini göstermesi bakımından önemlidir.
Dergâhların kapatılması süreci yalnızca hukuki bir tasfiye değil, aynı zamanda büyük bir envanter kaybının da başlangıcı olmuştur. Nitekim Hacıbektaş Dergâhı’nın eşyaları kanunun hemen ardından ve takip eden yıllarda haraç mezat satılmış; Halim Baki Kunter’in raporlarında kaydettiği üzere, 1939’da Kırşehir Vakıflar Memurluğu eliyle Balımevi (Balım Sultan Evi) enkazı satılmış ve dergâha ait birçok taşınır kültür varlığı ise 1953-1959 yılları arasında imha edilmiştir.
1929 tarihli Aziz Ogan raporunun analizi
Tekkelerin kapatılmasından dört yıl sonra ve müzenin resmî açılışından yaklaşık bir yıl önce, 11 Haziran 1929 tarihinde kaleme alınan Ogan’ın raporu, deyim yerindeyse kurumun açılış öncesindeki idari ve bilimsel röntgenini çekmektedir.
Ogan’ın raporu, kuruluş yıllarındaki idari kaosu ve koruma zafiyetlerini belgelemesi bakımından önemli bir birincil kaynaktır:
1. Kaynak Tanımlamasındaki Eksiklik
Raporda, müzedeki koleksiyonun ağırlıklı bölümünün kapatılan tekkelerden getirildiği açıkça belirtilmektedir. Ancak bu eserlerin hangi tekkelerden toplandığına ve miktarlarına ilişkin nicel veya nitel verilerin rapora işlenmediği görülmektedir.
2. Belgeleme ve Envanter Yetersizliği
Sergilenen eserlerin bilgi etiketlerinin dahi hazırlanmadığı, detaylı bir envanter defterinin bulunmadığı tespit edilmiş; basılı defterlerin temin edilerek envanter kayıtlarının en geç altı ay içerisinde tamamlanması talep edilmiştir.
3. Zilyetlik ve Güvenlik Zaafiyeti
Alişar kazısından getirilen buluntuların bir kısmının yedi vitrinde sergilendiği, bir bölümünün ise 32 sandıkta saklandığı; ancak eser listeleri ile vitrin anahtarlarının hâlâ eski komiser Şerafettin Bey’de bulunduğu anlaşılmıştır. Bu durum, kamuya ait kültür varlıklarının kişisel zilyetlik altında tutulduğunu göstermektedir.
4. İdari ve Fiziki Altyapı Noksanları
Personel ve gece bekçisi yetersizliği, kapalı salonların düzenlenmesi ihtiyacı, Türkçe ve yabancı dilde rehber yayın eksikliği ile Anadolu’dan yeni eser alımının yapılamaması, raporda öne çıkan başlıca eksikliklerdir.
1950 tarihli asistan raporu ve kurumsal atalet
Müzecilikteki kurumsal aksaklıkların kronikleştiğini gösteren diğer belge, Eski Şark Eserleri Müzesi asistanının (asistanın kimliği tespit edilememiştir) 2 Ekim 1950 tarihli raporudur. Raporda dile getirilen hususlar, 1929 raporunda ortaya konulan sorunların yaklaşık yirmi yıl boyunca bütünüyle aşılamadığını göstermektedir.
Eserlerin İhmali ve Tahribatı
Çekmecelerde yıllardır toz ve toprak içinde tutulan, paslanarak yok olmaya yüz tutan madeni ve pişmiş toprak eserlerin kurtarılmasının artık imkânsız hâle geldiği, birçok eserin envanter numarasının dahi tespit edilemediği belirtilmektedir.
Kurumsal Liyakat ve Zihniyet Eleştirisi
1950 yılına kadar kurumu ziyaret eden yerli ve yabancı araştırmacıların, örneğin Prof. J. B. Pritchard’ın rehber kitap taleplerine olumsuz yanıt verilmesi, asistan tarafından yalnızca idari bir eksiklik değil, bilimsel açıdan ciddi bir kurumsal sorun olarak değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak:
1929 tarihli Aziz Ogan Teftiş Raporu ile 1950 tarihli Asistan Raporu yan yana getirildiğinde, Erken Cumhuriyet dönemi müzeciliğinde envanter tutma, eserleri koruma, bilimsel yayın yapma ve uzman personel istihdamı gibi temel alanlarda uzun süre devam eden sorunlar görülmektedir.
Aralarında yirmi yılı aşkın bir süre bulunan iki ayrı raporun benzer kurumsal ve bilimsel zafiyetlere işaret etmesi, sorunun yalnızca arızi veya kişisel olmadığını; Türk müzeciliğinin erken dönem kurumsal yapısında daha derin, yapısal sorunların bulunduğunu düşündürmektedir.
