Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    İBB Ağaç AŞ’de 126 günlük direniş zaferle sonuçlandı: İşten çıkarılan işçiler işe iade edildi

    3 Eylül 2026

    ‘Alevi Aydınlar Bildirgesi’ içeriği ve Bakırhan’ın üslup tartışması sürüyor

    3 Eylül 2026

    Asgari ücret 6 bin 196 lira eridi; Enflasyon TÜİK’e göre yüzde 31,51, ENAG’a göre yüzde 49,03

    3 Eylül 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      1 Eylül Dünya Barış Günü’nün düşündürdükleri: Muhalefet, savaş ve birleşik mücadele

      3 Eylül 2026

      Erken cumhuriyet dönemi Türk müzeciliğinde kurumsal ve bilimsel zaafiyetler: İki rapor üzerinden bir değerlendirme

      2 Eylül 2026

      Annemin Uyurgezer Geceleri: Geçmişe makyaj yapsanız değişir mi…

      2 Eylül 2026

      “Çerçeve Yasa” Ermeniler açısından ne anlama geliyor?

      31 Ağustos 2026

      Tahammülünüze muhtaç değiliz: Arap Alevilere yönelik nefretin politik anatomisi

      30 Ağustos 2026
    • Seçtiklerimiz

      Sendikalar ve hak arama özgürlüğü üzerine

      31 Ağustos 2026

      Müzakere ve mücadele

      28 Ağustos 2026

      Özgür Müftüoğlu ile Kürt meselesi ve emek mücadelesi üzerine söyleşi

      24 Ağustos 2026

      Sınıfı sonradan eklememek: Türklük Sözleşmesi, anti-kolonyalizm ve politik ekonomi üzerine bir diyalog

      24 Ağustos 2026

      Davanın saflığı, siyasetin gerçekliği Kürtlerin özneleşmesi, değişimin siyaseti ve “ihanet”in kolaylığı

      22 Ağustos 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Tülay Hatimoğulları: Garanti aramanın yolu süreci dönülmez hâle getirmek

      17 Ağustos 2026

      Dr. Toros Korkmaz: “Çerçeve yasa çözüm için hukuksal zemin oluşturabilir”

      6 Ağustos 2026

      Eski FARC komutanı Lida Ortiz: “Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, silah bırakmaktan çok daha zor”

      20 Temmuz 2026

      Yıkıma karşı bir direniş ve yaşam alanı: 26. Evvel Temmuz Festivali

      16 Temmuz 2026

      İsviçre’de iltica belirsizliğine karşı direniş: Welat Aydın Federal Mahkeme önünde açlık grevinde

      3 Temmuz 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Cumhuriyet üzerine 5 soru/5 cevap

    Cumhuriyet üzerine 5 soru/5 cevap

    Siyasi Haber29 Ekim 2020
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Seyfi ÖNGİDER yazdı – Cumhuriyetin kuruluşu 1908’de başlayan ve 1923’te biten bir “yukarıdan devrim” sürecinin son adımı olunca bir demokratik devlet olarak inşa edilmesi çok zordu. Sona eren bir devrimci süreç demokratik bir açılıma uygun şartlar yaratmaz.

     


    Cumhuriyetin kuruluşu bir “devrim” midir?


    Genellikle böyle söylenir. Özellikle son yıllarda artan Türk­İslam sentezine uygun düzenlemeler ve yerleşik laiklik anlayışından farklı politikalar “Cumhuriyet devriminin kazanımlarını savunmak” konusunda solda da daha gönül rahatlığıyla konuşmaya yol açıyor. Ancak 29 Ekim 1923’te cumhuriyetin ilanı aslında 1908’de başlayan ve içine Trablusgarp, Balkan, Birinci Dünya savaşlarıyla milli mücadeleyi de sığdıran çok çalkantılı, inişli­çıkışlı bir tür burjuva devriminin sonudur. 1908’de başlayan bu “yukarıdan devrim” süreci esasen İttihat ve Terakki Partisi’nin eseridir. Balkanlar’da Osmanlı egemenliğine karşı gelişen milli ayaklanmalardan, mücadelelerden etkilenen ve onları bastırmaya çalışırken kendileri de “Osmanlı” olmaktan çıkıp “Türk milliyetçisi” olan askerlerin çekirdeğini oluşturduğu İttihatçılar için “Kemalistlerin kostümlü provası” denilmiştir. Arkalarında on dokuzuncu yüzyıldan beri gelişmekte olan bir Batılılaşma, modernleşme hareketi önlerinde ise Kemalistler vardı. Bitmeyen savaşlar sırasında, Balkan Savaşı bozgunu ve dünya savaşı yenilgisi içinde Türk milliyetçiliğinin gelişmesi ve egemen hale gelmesi için pek çok şey yapılmıştır. Özellikle bugün “cumhuriyetin kazanımları” diye nitelenen ve “Kemalist inkılâplar” olarak bilinen düzenlemeler bu süreçte hazırlanmış, şekillenmiştir. Sonuç olarak, cumhuriyet monarşiye göre politik olarak elbette daha ileridir, halkın katılımına ve demokratik bir sistem kurulmasına daha elverişli ve uygun bir yönetim biçimidir ama bir “devrim” olması veya bir “devrim” haline dönüşmesi çok farklı bir süreçtir.


     


    Cumhuriyeti kim kurdu?


    Bu durumda İttihatçılar kurmuş oluyor. Hatta bugün hala İttihatçıların yönetmeye devam ettiği söylenebilir, elbette bir siyasi ve ideolojik anlayış bağlamında… Cumhuriyeti “Makedonyalı subayların kurduğu” da söylenir ama sonuçta onlar da İttihatçıdır. Daha sonra “Kemalist” olarak adlandırılacak bu yeni liderler köken ve zihniyet olarak İttihatçıdır ama çok önemli bir farkları veya geçmiş tecrübelerden öğrendikleri bir şey vardır: İttihatçılar gibi hayalci, maceracı değil, reel politiktirler. İslam coğrafyasına egemen olmaya kalkmayacak, kendi kurdukları ve ulus devlet olarak inşa etmeye yöneldikleri coğrafya ile yetinmeyi bilecek kadar gerçekçidirler. Bu, hiç de az bir fark değildir.


    itti1


    İttihat ve Terakki cemiyeti kurucuları 


    Cumhuriyete karşı çıkan, itiraz eden var mıydı?


    Milli mücadeleyi başlatmak için Anadolu’ya daha önce geçen ve milli hareketi örgütlemeye başlayan ilk ekibin, yani Kazım Karabekir, Rauf Orbay ve Ali Fuat Cebesoy’un, bu arada Birinci Meclis’teki “İkinci Grup” diye bilinen Mustafa Kemal’e muhalif kesimin cumhuriyete karşı olduğu iddia edilir. Ancak bu doğru değildir. 1 Kasım 1922’de Saltanat kaldırıldıktan sonra cumhuriyetin ilanı kaçınılmaz ve beklenen bir adımdı. Zaten var olan siyasi rejimin adı bir yıl sonra konulmuştur. Rauf Orbay “Babam ve ben saltanatın ekmeğini yedik” gibi sözlerine rağmen cumhuriyete açıkça karşı çıkmamış, çıkamamıştır. Karabekir ve diğerlerinin de cumhuriyetle bir sorunu olduğu söylenemez. Daha sonra kurdukları siyasi partinin adında Cumhuriyet vardır; Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası. Öyle ki, Halk Fırkası bunun üzerine adına Cumhuriyet kelimesini eklemek ihtiyacını duymuştur. Sonuçta Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşu yeni rejim içinde bir tür “iktidar savaşı” ilanı olarak algılanmış ve 1925 yılı başında patlak veren Şeyh Sait İsyanı gerekçe gösterilerek ilan edilen Takrir­i Sükun Kanunu ile bu ekip ve diğer bütün muhalifler tasfiye edilmiştir.[1] Haziran 1926’daki İzmir Suikastı Davası ile Karabekir ve bazı paşalar ordudan yükselen tepki sonucunda kellelerini kurtarmışlar ama Mustafa Kemal’in ölümüne kadar siyasi yasaklı, polis gözetimi altında veya Avrupa’da sürgünde yaşamak zorunda kalmışlardır.


     


    Cumhuriyet neden demokratik bir devlet olamadı?


    Cumhuriyetin kuruluşu 1908’de başlayan ve 1923’te biten bir “yukarıdan devrim” sürecinin son adımı olunca bir demokratik devlet olarak inşa edilmesi çok zordu. Sona eren bir devrimci süreç demokratik bir açılıma uygun şartlar yaratmaz. Bu durumu en iyi anlatanlardan biri Hollandalı tarihçi Eric Jan Zürcher’dir. Özellikle Şeyh Sait isyanının bastırılması ve Takrir-i Sükun Kanunu’nun devreye girmesiyle birlikte olanları Zürcher şöyle yorumluyor:


    “Siyasal sahnede tam hakimiyetin sağlanmasıyla Mustafa Kemal ve hükümeti yoğun bir reform programına girişti. Burada II. Meşrutiyet dönemiyle olan ilginç bir koşutluk var. II. Meşrutiyet döneminde anayasayı geri getirme mücadelesi olarak yola çıkmış olan bir hareket (1908’de) iktidara ulaşmış, bu iktidarı başkalarıyla çoğulcu ve nispeten özgür bir ortamda (1913’e kadar) belirli bir süre paylaşmış ve sonunda kendi iktidar tekelini kurmuş ve bu iktidar tekelini (1913- 1918’de) kökten bir laikleştirme ve modernizasyon programını meclisten zorla ve hızla geçirmede kullanmıştı. Şimdi de aynı kalıp, bir ulusal egemenlik hareketinin zafere ulaşması (1922’de), çoğulcu bir aşamadan geçmesi (1925’e kadar) ve sonra bir reform programına girişmiş olan otoriter bir yönetim biçimini kurmasıyla kendini tekrarladı. Kemalist dönemin de otoriter milliyetçi aşamaları, azınlık topluluklarının, ilkinde Ermenilerin, ikincisinde Kürtlerin acımasızca bastırılışlarına sahne olmuştu. Bu da şu izlenimi uyandırıyor ki, Jön Türk hareketinin bu her iki aşamasında, reform hızı daha yavaştan olan bir demokratik sistemle, kökten önlemler için daha çok olanağa sahip bir otoriter sistem arasında bir tercih durumu olduğunda, sonunda ikinci seçenek galip gelmekteydi, çünkü Jön Türkler için sonuçta önemli olan devletin güçlenmesi ve bekasıydı, demokrasi (veya ‘meşruiyetçilik’ ya da ‘ulusal egemenlik’) bu amaç için bir araçtı, amacın kendisi değildi.”[2]


    Kemalist inkılâpların daha demokratik bir düzen içinde gerçekleştirilemeyeceğini, “otoriter bir düzen” içinde mümkün olacağını ileri sürenler sonuçta bugün gelinen noktayı ve buraya nasıl geldiğimizi bir daha düşünmelidirler. Tarihe daha farklı bakmakta fayda var; tarih her zaman dün değildir, bazen bugündür, hatta bazen yarındır…


    Daha sonrasında ise Soğuk Savaş şartları Türkiye’de demokratik bir düzenin gelişmesine en büyük engeli oluşturmuştur. Sovyetler Birliği’nin komşusu olan ve NATO’nun ileri karakolu biçiminde şekillenen bir siyasal rejim sosyalist hareketin varlığına, meşruiyetine tahammül edemezken, sonuçta sadece sosyalistlere yaşam hakkı tanımamakla kalmamış demokratik bir düzenden de her daim uzak kalmıştır.


    itti2


    Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurucuları: Soldan sağa: Adnan (Adıvar), Ali Fuat (Cebesoy), Kâzım Karabekir, Rauf (Orbay) ve Refet (Bele).


     


    Demokratik bir cumhuriyet mümkün mü, ne zaman ve nasıl gerçekleşebilir?


    90’lı yıllarda Soğuk Savaş’ın bitmesi ve yeni bir uluslararası düzenin, daha doğrusu düzensizliğin/kaosun doğmasıyla birlikte Türkiye’nin de önünde yeni kapılar açılmaya başlandı. Yerleşik siyasal düzen bu yeni duruma göre şekillenmek, değişmek zorundaydı. Nitekim yeni siyasi aktörler/güçler ortaya çıktı ve daha demokratik bir ülke vaat eder oldular. Ve iktidar da oldular; ama bir süre sonra İttihatçı jargonu olan “devletin bekası” söylemini benimsediler ve Türk­İslam sentezine uygun olarak vaatlerinin tam tersi yönde ilerlediler. “Türklerin dini Kemalizmdir” diyecek kadar ileri giden, 18 yıl boyunca ezanı Türkçe okutan ikinci Jön Türk hareketinden çok İslam coğrafyasına gözünü diken ilk Jön Türk hareketine daha çok benziyorlar. Kemalistler “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” derken hadlerini bildiklerini gösteriyorlardı. Ne olursa olsun İkinci Dünya Savaşı’nın dışında kalmayı becerirken savaşın nasıl bir felaket olduğunu biliyorlardı. Bugün Türk­İslam sentezinde buluşanlar savaş için her fırsatı değerlendirmeye, neo­Osmanlı havalarda herkese had, hudut bildirmeye pek hevesli olduklarına göre ilkine daha çok benziyorlar.


    Yeni ve demokratik bir Türkiye vaadi toplumda ciddi bir karşılık bulmuştu; doğrusunu söylemek gerekirse, solun bile yüzleşmeyi ve tam olarak aşmayı başaramadığı, onun da siyasi kimliğinin bir parçası olan bu İttihatçı anlayıştan kurtulmak demokratik bir cumhuriyet için de ilk adım olacaktır…



    [1] Başvekil İsmet İnönü iki yıl sonra, 2 Mart 1927’de kanunun iki yıllık uygulamasını Meclis’te değerlendirirken şu itirafta bulunacaktı: “… iki sene evvel karşısında bulunduğumuz hadisatın en mühimi Şeyh Said isyanı ile tebarüz eden hareket-i fiiliye değildi. Asıl tehlike memleketin umumi hayatında hasıl olan teşevvuş (kargaşa) ve tezebzüb (karışıklık) idi. Söz konusu kargaşayı, “küçük ihtirasatı (tutkuları) işletmeye alışmış mütereddi (soysuzlaşmış) münevverler yaratıyorlardı.” (Mete Tunçay ,Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması, sf. 144­145)


    [2] Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, sf. 252

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    1 Eylül Dünya Barış Günü’nün düşündürdükleri: Muhalefet, savaş ve birleşik mücadele

    3 Eylül 2026

    Erken cumhuriyet dönemi Türk müzeciliğinde kurumsal ve bilimsel zaafiyetler: İki rapor üzerinden bir değerlendirme

    2 Eylül 2026

    Annemin Uyurgezer Geceleri: Geçmişe makyaj yapsanız değişir mi…

    2 Eylül 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Şebnem Oğuz

    1 Eylül Dünya Barış Günü’nün düşündürdükleri: Muhalefet, savaş ve birleşik mücadele

    Mahsuni Gül

    Erken cumhuriyet dönemi Türk müzeciliğinde kurumsal ve bilimsel zaafiyetler: İki rapor üzerinden bir değerlendirme

    Korkut Akın

    Annemin Uyurgezer Geceleri: Geçmişe makyaj yapsanız değişir mi…

    Toros Korkmaz

    “Çerçeve Yasa” Ermeniler açısından ne anlama geliyor?

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Bedri Tekin

    Sendikalar ve hak arama özgürlüğü üzerine

    Ertuğrul Kürkçü

    Müzakere ve mücadele

    Siyasi Haber

    Özgür Müftüoğlu ile Kürt meselesi ve emek mücadelesi üzerine söyleşi

    Şebnem Oğuz

    Sınıfı sonradan eklememek: Türklük Sözleşmesi, anti-kolonyalizm ve politik ekonomi üzerine bir diyalog

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    İBB Ağaç AŞ’de 126 günlük direniş zaferle sonuçlandı: İşten çıkarılan işçiler işe iade edildi

    3 Eylül 2026

    Milas’ta maden sahasında iş cinayeti: 23 yaşındaki İsa Sarıboğa yaşamını yitirdi

    3 Eylül 2026

    Başakşehir’de iş cinayeti: İstinat duvarı çöktü, 17 yaşındaki işçi Ferdi Yağşı yaşamını yitirdi

    3 Eylül 2026
    KADIN

    Gülistan Doku soruşturması: 5. dalga operasyonunda adliyeye sevk edilen 3 kişiden 1’i tutuklandı

    31 Ağustos 2026

    DEM Parti Milletvekili Ceylan Akça Cupolo’dan Sultan Kara cinayeti tepkisi: İhmaller Meclis gündemine taşındı

    31 Ağustos 2026

    TTB’den kürtaj denetimlerine tepki: “Kürtaj yasal bir tıbbi uygulamadır, hekimler cezalandırılamaz”

    27 Ağustos 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.