Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    SYKP’nin ‘X’ hesabına erişim engeli

    8 Temmuz 2026

    Ankara Kızılay’da Kanlı Trump Maskeleriyle NATO Protestosu

    7 Temmuz 2026

    İBB’de işçilere güvenlik görevlileri saldırdı: Ağaç A.Ş. emekçileri Merter Ek Binası’nda oturma eylemine başladı!

    7 Temmuz 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Ankara’nın 1919-1922 tasfiyesi

      7 Temmuz 2026

      NATO Zirvesi’nin ötesi

      3 Temmuz 2026

      Ateşin sesindeki hakikat: Madımak

      2 Temmuz 2026

      Madımak katliamını unutma, unutturma!

      1 Temmuz 2026

      Türkiye İşçi Partisi’nin enternasyonalizm sorunu: Devletçilik, milliyetçilik ve tarihle yüzleşememek

      23 Haziran 2026
    • Seçtiklerimiz

      Teşbihte hata olur…

      2 Temmuz 2026

      NATO Zirvesi’nin akla getirdikleri

      29 Haziran 2026

      2016’da kaldırılan dokunulmazlıklar ve CHP’nin rolü

      22 Haziran 2026

      Emeklilerin birliği ve dayanışması!

      22 Haziran 2026

      Mültecilerin canına okuyan belge: Ajanda 2030

      20 Haziran 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      İsviçre’de iltica belirsizliğine karşı direniş: Welat Aydın Federal Mahkeme önünde açlık grevinde

      3 Temmuz 2026

      Kuşadası Renkli Güvercin LGBTİ+ İnisiyatifi’nden Hikmet Hazer: “Bu yasak yalnızca bir gemiyi değil, LGBTİ+’ların kamusal yaşam hakkını hedef alıyor”

      30 Haziran 2026

      “Açlık grevine biz karar vermedik, buna mecbur bırakıldık”

      27 Haziran 2026

      Mehmet Türkmen: “Baskıyla bu mücadeleyi durduramazlar”

      26 Haziran 2026

      Elias Demetriou: “Kavazoğlu ve Mişaulis karanlığın içinde ışık oldular”

      17 Haziran 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Pan’ın Labirenti ya da neden HDP? – Zerrin Kurtoğlu

    Pan’ın Labirenti ya da neden HDP? – Zerrin Kurtoğlu

    Siyasi Haber15 Eylül 2015
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Tatava, argoda söz kalabalığı, kuru gürültü anlamındaki sözcük. Tatava yapmak, söz kalabalığı yapmak anlamına geliyor demek ki. Kim tatava yapmakla suçlanıyor peki? Politik sözü olanlar! Tartışanlar, içim rahat değil diyenler, tereddütlerim var, kaygılıyım diyenler! CHP-MHP-Cemaat ittifakından midesi bulanan ama kendisini çaresiz hissedenler… Argo bir dile mahkum olmak istemeyenler… Neyle suçlanıyorlar aslında? Politik düşünmekle!

    Gelin hep beraber tatava yapalım arkadaşlar… Çünkü HDP diyenler, gönlüm HDP’de ama AKP’den tek kurtuluş çaresi CHP mi acaba diyenler, seçimleri boykot etmeli diyenler, oyum sol cepheye diyenler; biz hepimiz politikanın söz ve eylem olduğunu biliyoruz! Politik sözümüzün tatava yapmak olarak algılandığı politika dışı bir çerçeveye mahkum olmayalım! Çünkü başımıza gelenlerin sorumlusu tam da bu bakış açısına ram olmamız! Ekonomi, ahlak, hukuk ve din tarafından içi boşaltılan, gasp edilen politik alanın şimdi de dikte edici, diyaloga kapalı, ötekileştirici bir dilin grameri ve lügati tarafından gasp edilmemesi için; politik olanın otonomisi için gelin tatava yapalım, yaptıralım…
    Gerçekten de çok kaygı verici ve ürkütücü bir dönem yaşıyoruz. Ama bu döneme son vermenin yolu, kendilerinin de faşist olduğunu, en azından faşist teamüllerinin güçlü olduğunu, geçmişlerinden, icraatlarından bildiğimiz partilere oy vermekten geçmiyor. Bu Tayyip’ten kurtulma meselesini “milli bir mesele” olarak addetmiş durumda herkes… Milli olan her girişim beni en az otoriterlik ve fevrilik kadar korkutuyor. Çünkü AKP de ona karşı tek çare olarak sunulan ittifak da, bütün ittifak ve icraatlarının meşruluğunu bu müphem, şiddeti kendinden menkul “millilik”ten alıyor. Bu, bütün hak ve özgürlük mücadelelerini erteleten, sonu gelmez bir iştahla öğüten, halkların barış ve eşitlik talebini birlik ve bütünlük çizmesiyle ezen, ezilenleri birbirine düşman eden, her koşulda ve durumda güvenlik ve istikrarı merkezi ilgisi kılan ve dolayısıyla muktedirlerin keskin kılıcı olarak iş gören millilik faşizminden kurtulmadan, gerçek anlamda politika yapmanın mümkün olmadığını düşünüyorum.
    Çok partili döneme geçildiğinden bu yana, her seçim döneminde içi başka başka “milli menfaatler”le doldurularak seçmene dayatılan iki kötü seçenekten daha iyi olanını seçme görevi (!), bir yandan demokrasinin, kendi tanımına aykırı olarak çoğulcu değil en iyi ihtimalle “ikici” bir rejim olarak yerleşmesinin; bir yandan da yurttaşlığın daimi bir ergenlik dönemine mahkûm edilmesinin zeminini güçlendiriyor. Şimdiye kadarki tüm seçimlerde, “yurttaşlık hakkını” milli bir görev addeden/zanneden seçmenlerin, bu demek ki çoğunluğun oy kullanma davranışı hep bu “ikici” dayatmayla karşı karşıya kaldı. İki kötüden birini seçmek zorunda kalan seçmen yurttaşın, seçimini yaparken üstlendiği sorumluluk, daima, devleti kendi çıkarları doğrultusunda kötüye kullandığını, zafiyete uğrattığını düşündüğü diğer seçenekten koruma/kurtarma “hayati” sorumluluğu oldu. Bu nedenle sandıktan çıkan sonuç ne olursa olsun iktidar hep “milli irade”ydi, devletti.
    Şimdi yine oyumuzu bir hak olarak değil bir görev olarak kullanmamız yönünde milli bir baskı ile karşı karşıyayız! Oysa artık bizim, devletin cebri karşısında yurttaşlık haklarımızı isyanla, direnişle, acı çekerek, kayıplar vererek keşfettiğimiz, bütün devlet mağdurlarını iktidarlandıran, eylerken yargı gücümüzü keşfettiğimiz Gezi direnişi gibi, bir direniş deneyimimiz var! Bu deneyim, hepimizin Zamyatin’in deyişiyle “ruh çıkarmamıza” neden oldu! Hepimiz kendi derdini alıp sokağa çıkan insanlardık! Farklı toplumsal gruplar olarak birbirimizi ilk kez gördük, birbirimize ilk kez temas ettik! Birbirimizle yardımlaştık, konuştuk! Birbirimizden öğrendik! Birbirimizi anladık! Hep birlikte anladığımız şey ise, aslında devletin, yurttaş olmamızdan ne kadar korktuğuydu! Devletin, nasıl düşünmemiz gerektiğinden, nasıl yaşamamız gerektiğine varıncaya kadar her konuda bizi denetleme ve hayatlarımızı düzenleme isteği karşısında, her birimiz kendi mağarasının dışına çıkıp, diğerinin derdiyle dertlendi! Dayanışmanın güçlendiren, korkularla baş etmeyi sağlayan sarhoşluğunu yaşadık! Devlet karşısında haklara sahip yurttaşlar olduğumuzu yeni fark ediyorduk ve bir daha asla hiçbir iktidar yurttaşlarına bunu yapamayacaktı! Hepimizi özgür ve eşit yurttaşlar olarak ortaklaştıracak kamusal iyiyi arıyorduk ve kamusal iyiyi nihayet, milliliğin vesayetinden kurtarmış gibiydik!
    Derken hızla, “bir daha asla hiçbir iktidar yurttaşlarına bunu yapamayacak” cümlesindeki yurttaş, “bize”; “hiçbir iktidar” ise “AKP iktidarına” dönüştü! Doğru, sokağa çıkanların çoğu zaten “AKP iktidarından” muzdaripti; ama direnirken artık devlet karşısında güçlenen yurttaşlar olmaya başlamıştık sanki! 
    Şimdi yine iki kötüden birini seçmeye zorlanıyor seçmenler! Mevcut iktidar karşısındaki en güçlü alternatifler belirleniyor ve tek bir milli cephe oluşturuluyor! İkicilik, sokakta haklarını keşfeden yurttaşları, sandıkta haklarından soyarak yeniden milli göreve çağırıyor! Oy kullanmayı bir hak olmaktan çıkartarak bir göreve, üstelik de bir ölüm kalım retoriğiyle kutsal bir göreve dönüştüren çağrılar, muhakeme gücümüze yeniden el koymaya çalışıyorlar! Mesele hala yurttaşlık ve kamusal iyi meselesi oysa! Kimin yönetmesini istemediğimiz değil, nasıl bir yönetim istediğimiz değil mi seçimimizi belirleyecek olan! Biz özgürlük mü istiyoruz yoksa RTE/AKP’den mi özgür olmak istiyoruz? Adaleti, barışı, halkların özgürlüğü ve eşitliğini tesis edebilecek bir politik düzen mi istiyoruz yoksa bu talebin, tıpkı şimdiki gibi, yok hükmünde olacağı milli bir düzen mi istiyoruz? 
    Demokratik hakların, özgürlüklerin, eşitliğin, barışın adını bile anmayan, Geziden bu yana sokakta direnenlerin AKP faşizminden kurtulma isteğini kendisine tahvil ederek, seçmenlerine yalnızca bu negatif özgürlüğü vaat eden milli ittifak partilerinden her hangi biri, benim herkes için, bütün halklar için, engelliler, yoksullar, işçiler, öğrenciler, kadınlar, çocuklar, yaşlılar, LGBTİ bireyler, duyum yetisine sahip olan olmayan tüm canlılar ve dahi doğa için talep ettiğim hak ve özgürlüklerin hiç birini, kendi politik tasarruflarının ilkesel çerçevesi olarak bile benimsemiyor! Evet, ben de Recep Tayyip Erdoğan’dan ve AKP’ den kurtulmak istiyorum. Ama benim kurtulmak istememin nedeni, tam da az önce saydığım politik taleplerim! Oysa dediğim gibi, bu talepler, söz konusu ittifak partileri ile gerçekleştirilemez! Onlar ne halkların eşitliğine, ne barışa, ne farklılığa, ne doğaya, ne canlılara, ne de bu son “tatava yapma bas geç” çağrılarında açık olarak ortaya çıktığı üzere, hak ve özgürlüklere sahip çıkıyorlar! Ben AKP’den kurtulmayı isterken, kurtulmayı istediğim şey açık olarak, benim politik taleplerimi tehdit olarak gören faşizm! Bu nedenle de bir yurttaş olarak, hak ve özgürlüklerden yana oy kullanmaya karar verdim. Bu kararımı belirleyen politik gerekçelerimi yukarıda ifade etmeye çalıştım. Oy hakkımı ise, politik taleplerimin hemen hepsini kendi politik talebi olarak sunan, dolayısıyla anti-faşist bir politik programa sahip olan bir partiden yana, HDP’den yana kullanacağım. Gezi’nin yanı sıra, ondan daha uzun ve daha köklü bir geçmişe sahip olan Kürt özgürlük hareketinin bakiyesini miras alan HDP, benim için gerçek sol bir seçenek. Kürt direnişi ile Gezi direnişi arasındaki mesafeyi aşabilecek, Kürt özgürlük hareketinin kazanımları ile Gezi direnişindeki yeni politik imkânları uzlaştırabilecek potansiyellere ve güce sahip olduğuna inandığım tek parti HDP olduğu için, HDP’ye oy vereceğim. Yeni bir parti olduğu ve çok kısa olan seçim sürecinde kamusal görünürlüğü, milliyetçi/milli/ulusalcı/bürokratik saldırılarla engellendiği için diğer partilerle eşit şartlara sahip değil… Aslında bütün fiziksel ve sözlü saldırıların amacı, HDP’yi bir seçenek olmaktan çıkartmak.
    Ama bana göre, gerçek bir sol seçeneği şimdi güçlendirmezsek, bir dahaki sefere diye bir şey olmayabilir… İktidarı değil güçlü bir muhalefeti önemsiyorum. HDP+BDP bu seçimlerde %10 barajını geçerse, gönlü HDP’de olan ama CHP’ye oy vermek zorunda hisseden, iktidar olamayacağı için HDP’ye oy vermekten imtina eden herkes için gerçek bir alternatif yaratılmış olacak… Bu, gönlü HDP’de olanlara bağlı… Bu sanal kamusal platformda tartışan, tereddütlerini ifade eden herkesin, sol politik değerleri benimsediğini, barış içinde, özgür, eşit ve adil bir politik alan için emek ve mücadele verdiklerini biliyorum. Ama çaresizlik ve umutsuzluk öyle karanlık bir atmosfer yarattı ki bu iyi insanlar bu karanlık içinde bir çıkış aramaya çalışıyorlar.
    Ben de korkuyorum. Ama umutsuzluk beni her şeyden daha fazla korkutuyor. Ben “Pan’ın Labirenti” filmindeki küçük kızı örnek aldım kendime. Yaşam alanın korkunç, kanla bezenmiş, gökyüzünü görmeni engelleyen, ufkunu daraltan duvarlarla çevrilmişse ve dışarıya açılan kilitli tek kapı aslında aynı türden başka duvarlarla çevrili bir haneye açılıyorsa, yapman gereken tek şey duvara tebeşirle kendi kapını çizip oradan dışarı çıkmaktır. Bu yüzden işte, bütün iktidar hayal gücüne diyorum… Bu yüzden birinin kilidi açarak beni “içeri” alması yerine, kendi seçeneğimi yaratmaya, onu güçlendirmeye, “dışarı” çıkmaya çalışıyorum… Kendim ve çocuklarım için… Öğrencilerim için… Hiç tanımadığım gençler için… Onların da aynı seçeneksizliğe ram olmamaları için… Onlara bir gelecek borcumuz olduğu için… Onları milliyetçi, ırkçı, ayrımcı, seçkinci, devletçi, militarist, ötekileştirici söylemlerin kucağına terk etmemek gerektiğini düşündüğüm için… HDP yerine çaresizlik içinde CHP’ye oy vermeyi düşünen arkadaşların da benim gibi düşündüklerini biliyorum. Ama ben İzmir’de CHP’li bir belediyede yaşıyorum ve İzmir’in adının faşizmle birlikte anılır oluşunun tesadüf olmadığını yaşayarak öğrendim.
    Görüldüğü üzere, politik gerekçelerime eşlik eden bireysel- ahlaki gerekçelerim de var! Bireysel olarak yeni bir faşizmin kapısını aralama sorumluluğuyla yaşayamam… Bu bir cellattan kurtulmak için, bir başka cellattan yardım istemek gibi bir şey olur ve bu defa masum hiç kimse kalmaz! İki faşizmden birini seçmek, bizi kendimizle yaşayamayacak insanlar haline getirebilir… Hangi faşizmin daha yararlı olacağına ya da hangisinin daha zararlı olduğuna dair bir muhakeme, benim muhakeme gücümü infilak ettirir! Hem de Ermenisinden Kürdüne, Alevisinden Süryanisine, çocuğundan yaşlısına, farklı iktidarlar tarafından ama aynı faşist devlet aklı mantığıyla katledilen ölülerimiz hala adalet beklerken! Hiçbirinin hesabı sorulmamışken! Ehven-i şeri seçmek, Arendt’in dediği gibi, kötüyü baştan kabullenmektir. Bu durumda, ben kendi adıma, ömrüm boyunca bir katille, kendimle birlikte yaşayamayacağımı biliyorum.
    Bana göre, AKP’den kurtulmak için kurulan “bas geç” ittifakın galibi, ezilen halklar, işçiler, mazlumlar, mağdurlar olmayacak! Faşizm olacak! Fark etmez nasılsa ikisi de faşizm ama bu bizimki diyecek olan var mıdır?

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Murat Karayılan: “Demokratik siyaset kararımız kesin, devlet güven tesis edecek yasal adımlar atmalı”

    7 Temmuz 2026

    RTÜK’ten NATO Zirvesi öncesi medyaya yayın talimatı

    6 Temmuz 2026

    Boğaziçi’nde mezun olan öğrenciden protesto: Akademisyen fotoğraf çektirmeyen öğrenciye diplomayı vermedi!

    3 Temmuz 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Nevzat Onaran

    Ankara’nın 1919-1922 tasfiyesi

    Tuncay Yılmaz

    NATO Zirvesi’nin ötesi

    Asya Erdal

    Ateşin sesindeki hakikat: Madımak

    Muhsin Dalfidan

    Madımak katliamını unutma, unutturma!

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Ertuğrul Kürkçü

    Teşbihte hata olur…

    Özgür Müftüoğlu

    NATO Zirvesi’nin akla getirdikleri

    Murat Sevinç

    2016’da kaldırılan dokunulmazlıklar ve CHP’nin rolü

    Aziz Çelik

    Emeklilerin birliği ve dayanışması!

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    İBB’de işçilere güvenlik görevlileri saldırdı: Ağaç A.Ş. emekçileri Merter Ek Binası’nda oturma eylemine başladı!

    7 Temmuz 2026

    Bursa’da bulunan Korteks Fabrikası’nda grev başladı!

    6 Temmuz 2026

    AFP Türkiye çalışanları “enflasyon altı zamma” karşı şalteri indirdi!

    6 Temmuz 2026
    KADIN

    EŞİK’ten 12. Yargı Paketi uyarısı: “Eşit miras hakkı tehlike altında”

    27 Haziran 2026

    Batman’da şüpheli şekilde yaşamını yitiren Rojwelat Kızmaz’ın otopsi raporu ortaya çıktı: Tırnak örneğinde erkek DNA’sı bulundu

    25 Haziran 2026

    TJA’nın Özel Batman Şifa Bakım Merkezi önündeki adalet nöbeti devam ediyor

    21 Haziran 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.