Derleyen: Mehmet Murat Yıldırım, (SH)
Siyasette bir süredir Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelere ait olduğu ileri sürülen notlar üzerinden yürüyen tartışma, “Alevi Aydınlar Bildirgesi” ile birlikte Alevi kamuoyunun bir kesimi ile DEM Parti yönetimi arasında bir polemiğe dönüştü.
Tartışmanın bir tarafında, Alevilerin tarihsel hafızasında son derece ağır bir travmaya karşılık gelen İdris-i Bitlisî–Yavuz Sultan Selim ittifakına yapılan göndermenin günümüz siyasal sürecine taşınmasına yönelik kaygılar bulunuyor. Diğer tarafta ise Kürtler, Aleviler, demokratlar ve sosyalistlerin ortak mücadele zemininden rahatsız olan çevrelerin bu tarihsel tartışmayı mevcut demokratik çözüm sürecini hedef almak için kullanabileceği eleştirisi yer alıyor.
Tartışmanın merkezinde İdris-i Bitlisî–Yavuz Sultan Selim referansı var
Aralarında akademisyen, yazar, sanatçı ve eski siyasetçilerin bulunduğu 53 Alevi yurttaş ve aydın, Öcalan ile yapılan görüşmelere ait olduğu ileri sürülen notlarda Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisî arasındaki ittifaka referans verildiği iddiası üzerine “Alevi Aydınlar Bildirgesi”ni yayımladı.
Bildiride, tarihsel bir ittifak modelinin bugünün siyasal çözüm arayışına örnek olarak sunulmasının Aleviler açısından ciddi kaygılar yaratacağı ifade edildi. Bildirgeyi imzalayanlar, olası demokratik çözüm sürecinin Alevileri dışlayan yeni bir siyasal ittifak anlayışına dönüşmemesi gerektiğine dikkat çekti.
Bu kaygının Alevi toplumsal hafızasında somut bir tarihsel karşılığı bulunuyor. 1514 Çaldıran Savaşı sürecinde Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim ile Kürt beyleri arasında kurulan ittifak, Alevi-Kızılbaş toplulukların katliam ve baskıya uğramasıyla birlikte hatırlanan tarihsel bir döneme işaret ediyor. Bu nedenle İdris-i Bitlisî–Yavuz Sultan Selim referansı, Aleviler açısından yalnızca geçmişe ilişkin nötr bir tarihsel örnek değil, ağır bir travmanın ve dışlanmanın sembolü olarak değerlendiriliyor.
Dolayısıyla Alevi kamuoyunda ortaya çıkan kaygının yalnızca güncel siyasal hesaplardan ibaret görülmemesi gerekiyor.
Bildirge süreç karşıtı bir hatta mı çekiliyor?
Bununla birlikte, tartışmanın başka bir boyutu da bulunuyor.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, bildirgeye ilişkin daha sonraki açıklamasında, tarihsel referansların bağlamından koparılarak bugünkü demokratik çözüm tartışmasının karşısına konulmasına itiraz ettiklerini söyledi.
Bakırhan, T24’e yaptığı açıklamada kullandığı “sokaktan getirdiklerimiz” ifadesinin maksadını tam karşılamadığını belirterek, “sokaktan getirmek” sözünü siyasette alan açmak anlamında kullandığını ifade etti.
Bakırhan aynı açıklamada, Alevi kimliği üzerinden yapılan ve tarihsel gerçekliği bağlamından koparan değerlendirmelere ve yönteme itirazının sürdüğünü belirterek, Türkiye’nin zor bir meselenin demokratik ve barışçıl çözümünü konuştuğunu söyledi.
Bakırhan’ın dikkat çektiği bir başka nokta ise, Kürtlerle Alevilerin, demokratların ve sosyalistlerin yan yana gelmesinden rahatsız olan çevrelerin bulunduğu ve bu çevrelerin söz konusu tartışmayı mevcut sürece karşı kullanabileceği yönündeydi.
Bu açıdan bakıldığında, bildirgenin Alevi toplumundaki tarihsel kaygıları ifade etmesi ile bildirgenin farklı siyasal çevreler tarafından süreç karşıtı bir hatta kullanılma ihtimali birbirini dışlayan değerlendirmeler değil.
Tarihsel hafıza ile bugünün siyaseti birbirinden koparılamaz
Öcalan’a ait olduğu ileri sürülen görüşme notlarının doğruluğu konusunda ise önemli bir sorun bulunuyor. Söz konusu notlar doğrulanmış resmi belgeler değil ve Öcalan da kendisine atfedilen bu ifadeleri yalanlamış durumda.
Dolayısıyla doğruluğu kesinleşmemiş görüşme notlarından hareketle Öcalan’ın veya DEM Parti’nin Alevilere yönelik tutumuna ilişkin kesin sonuçlara ulaşmak sağlıklı değil.
Ancak bu durum, İdris-i Bitlisî–Yavuz Sultan Selim referansının Alevilerde yaratabileceği tarihsel ve siyasal kaygıyı da ortadan kaldırmıyor.
Çünkü bir tarihsel sembolün siyasal tartışmada nasıl kullanıldığı, yalnızca onu kullananın niyetiyle değil, o sembolün farklı toplumsal kesimlerin hafızasındaki anlamıyla da ilgilidir. Aleviler açısından Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisî ittifakının tarihsel anlamı dikkate alınmadan yapılacak değerlendirmeler, Alevi toplumunun hafızasını ve yaşadığı travmaları görmezden gelme riski taşıyor.
Bakırhan’ın “sokaktan getirdiklerimiz” sözleri neden tepki çekti?
Tam da bu noktada Bakırhan’ın ilk açıklamasında kullandığı dil ayrıca tartışılmayı hak ediyor.
Bakırhan, bildirge imzacılarından bazılarını “temiz, çok dürüst aydın arkadaşlar” olarak nitelerken, bazıları için ise “sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız, hangi aydın kimliği var onu da bilmiyorum” ifadelerini kullandı.
Bu sözler, özellikle daha önce HDP ve DEM Parti çatısı altında siyaset yapmış, Kürt özgürlük hareketiyle birlikte mücadele etmiş isimler açısından tepki çekti.
Bildirge imzacılarından eski HDP Milletvekili ve Kalkınma Bakanı Müslüm Doğan da Bakırhan’ın sözlerine tepki göstererek, kendisinin HDP’nin kurucu MYK üyelerinden biri olduğunu hatırlattı.
Bakırhan daha sonra yaptığı açıklamada sözlerinin maksadını tam karşılamadığını kabul etti ve “sokaktan getirmek” ifadesiyle kimseyi siyasetin dışında ya da aşağıda tarif etmediğini söyledi. Aksine, sokakta sözü, emeği ve mücadelesi olan insanların sözünü siyasetin merkezine taşıyan bir gelenekten söz ettiğini belirtti.
Bu düzeltme önemli olmakla birlikte, tartışmanın kendisi açısından çıkarılması gereken bir sonuç da var: Özellikle DEM Parti gibi farklı kimliklerin, mücadele deneyimlerinin ve toplumsal kesimlerin ortak siyasal zemini olma iddiasındaki bir partinin yöneticileri, kendilerine yöneltilen eleştirilere karşı daha sakin, kapsayıcı ve özenli bir dil kullanmak durumunda.
Alevi kamuoyunda tarihsel bir travmaya dokunan bir tartışma yaşanırken, eleştirinin içeriğine itiraz etmek ile eleştiriyi dile getirenleri küçümseyen veya hiyerarşik bir konuma yerleştiren ifadeler kullanmak birbirinden ayrılmalı.
“Aleviler bu hareketin misafiri değil, kurucusudur”
Bakırhan, düzeltme açıklamasında Kürt hareketinin Alevilerden bağımsız düşünülemeyeceğini belirterek, Alevi yol arkadaşlarının bu hareketin “misafiri değil, kurucusu” olduğunu söyledi.
Alevilerin parti içerisindeki konumunun bir temsil veya kota meselesi olarak görülmediğini belirten Bakırhan, Alevilerin eş başkanlıktan milletvekilliğine, belediye eş başkanlığından parti yönetimlerine kadar hareketin her kademesinde yer aldığını vurguladı.
Bu yaklaşım, DEM Parti’nin Alevilere yönelik politik iddiasını ortaya koyması açısından önemli. Ancak tam da bu nedenle, Alevi kamuoyundan gelen tarihsel kaygıların yalnızca “süreç karşıtlığı” veya dışarıdan yönlendirilmiş bir kampanya olarak değerlendirilmemesi gerekiyor.
Alevilerin tarihsel hafızası ile Kürt hareketinin Alevilerle kurduğu uzun süreli ortak mücadele deneyimi aynı anda dikkate alınabilir. Hatta demokratik ve eşitlikçi bir ortaklık zemininin güçlenmesi için bu tür itirazların bastırılması değil, açıkça tartışılması gerekiyor.
Tartışmanın gerçek zemini nerede?
Ortaya çıkan tablo, aslında birbirinden tamamen kopuk iki farklı sorunun aynı tartışmada iç içe geçtiğini gösteriyor.
Birincisi, Alevilerin tarihsel hafızasında ağır bir travmaya karşılık gelen İdris-i Bitlisî–Yavuz Sultan Selim ittifakının günümüz siyasetinde hangi anlamla kullanıldığı sorusu.
İkincisi ise, Kürtler, Aleviler, demokratlar ve sosyalistlerin ortak demokratik mücadele zeminini hedef alan çevrelerin bu tarihsel hassasiyeti mevcut çözüm sürecine karşı kullanma ihtimali.
Her iki gerçeklik de aynı anda var olabilir.
Bu nedenle tartışmayı “Aleviler süreç karşıtı mı?” ya da “Alevi aydınlar Kürtlerle Alevilerin yan yana gelmesinden mi rahatsız?” gibi basitleştirici ikiliklere hapsetmek, meselenin gerçek zeminini görünmez kılar.
Alevilerin tarihsel travmalarını ciddiye almak ile Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere demokratik güçlerin ortak mücadele zeminini savunmak birbirinin karşıtı olmak zorunda değil.
Tersine, demokratik ve barışçıl bir çözüm iddiasının inandırıcılığı, toplumların tarihsel hafızalarını, eşitlik taleplerini ve birbirlerinden kaynaklanan kaygılarını açıkça konuşabilmelerinden geçiyor.
Bu nedenle Bakırhan’ın da temsil ettiği siyasal sorumluluk gereği, tartışmayı kişiselleştiren veya imzacılar arasında ayrım yapan ifadeler yerine, Alevilerin tarihsel hassasiyetlerini tanıyan ve eleştirileri ortak demokratik zeminde tartışmaya açan daha sakin bir dil kullanması gerekiyor.
Çünkü ihtiyaç duyulan şey, Aleviler ile Kürtlerin, demokratların ve sosyalistlerin birbirine karşı konumlandırılması değil; tarihsel travmaların da, bugünkü ortak mücadele deneyimlerinin de açıkça konuşulabildiği eşitlikçi bir siyasal zeminin kurulmasıdır.
