Bilindiği üzere 30 Kasım 1925 günü kabul edilen 677 sayılı yasa ile tekkeler, zaviyeler ve türbeler kapatılmış; türbedarlıklar ile şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyyitlik, çelebilik vb. birtakım unvanlar da kaldırılmıştır.
Fakat 1935 yılında ve daha sonraki yıllarda da Nakşiler, Aleviler, Fellahlar, Bektaşiler ve diğer tarikatlar takip edilerek adliyelere sevk edilmişlerdir.
Konu ile ilgili belgeler Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi[1]’nde yer almaktadır.
Bazı belgelere kısaca değinmek gerekir ise; Adana’nın Akkapı köyünde geçen yıl ölen bir Alevi şeyhinin mezarı başında ayin yapanların suçüstü yakalanarak adliyeye verildikleri Adana İlbaylığı tarafından bildirilmiştir.
Adana’da Alevi ayinlerine yönelik takibat
Dahiliye Vekili Şükrü Kaya tarafından CHP Genel Sekreteri Recep Peker’e gönderilen 13.06.1935 tarihli belgeye göre, Adana’ya bir saat mesafede bulunan ve Fellahların oturduğu Akkapı köyünde, geçen yıl ölen Alevi şeyhlerinden Molla Ahmet İbrahim’in evinin arkasında, kamışlarla çevrili bahçede ve şeyhin mezarı karşısında müritleri toplanarak kazanlarla pişirilmiş aş ile ayin yapacakları sırada, önceden alınan tedbirler sonucu; başta önayak olanlardan Adana’da fabrikatör İsa Şakir, “Küçük Şeyh” adıyla anılan Abdurrahman ve ölü şeyhin karısı Fatma olmak üzere 15 kişi suçüstü yakalanarak adliyeye sevk edilmiş ve sorgu hâkimliğince tutuklanmışlardır. Bu durumun Seyhan İlbaylığı’nın bildirişinden anlaşıldığı belirtilmiştir.
Eyüp’te Bektaşi ayinine yapılan baskın
Dahiliye Vekili Şükrü Kaya tarafından CHP Genel Sekreterliği’ne gönderilen 27.11.1936 tarihli belge[2] Eyüp’te yakalanan Bektaşiler hakkındadır.
Eyüp’te yakalanan Bektaşilerin grup hâlinde çektirilmiş olan fotoğraflarından birer adedinin ilişik olarak takdim kılındığı belirtilmiştir.

12.11.1936 Cuma gecesi, Adliye mübaşirlerinden Nihat’ın Eyüp’te Şifa Yokuşu’ndaki 17 numaralı evinde, Nihat ile eski Bektaşi dedelerinden İbrahim’in eli altında, kadın ve erkekten mürekkep 30 kişinin toplanarak Bektaşi ayini yaptıkları sırada; Nihat ve İbrahim’in tarikat kisveleri arkalarında, yeşil sarıklı kavukları başlarında bulunduğu hâlde kadın erkek 30 kişi müritleriyle birlikte yakalandıkları; toplantı odasının duvarlarına levha, boynuzlar, teber, lüle, şamdan vb. koymak suretiyle semahane hâline getirildiği; ortada içki ve mezelerle birlikte afyon vb. uyuşturucu maddelere de rastlandığı ve haklarında kanuni muameleye başlandığı İstanbul Valiliği’nden bildirilmiştir.
Tokat’ta “yeni tarikat” iddiası
Dahiliye Vekili Y. Siyasi Müsteşar M. Öker tarafından CHP Genel Sekreterliği’ne gönderilen 18.10.1937 tarihli belge, Tokat ilindeki Cer Köyü’nde “şeriat, marifet, sırr-ı hakikat” adlı yeni bir tarikatın meydana çıkarıldığı hakkındadır.
Buna göre, Tokat ilinin Niksar ilçesine bağlı Cer Köyü ahalisinden ve eski Alevilerden Tankaz oğlu Hasan ile aynı köyden Ali oğlu İsmail’in, “şeriat, marifet, sırr-ı hakikat” adı altında yeni bir tarikat tesisine çalıştıkları ve ayrıca mürit toplamak üzere köylerde dolaştıkları sırada; Niksar’a bağlı Oluk Alan Köyü’nden Ali oğlu Mahmud’un evine kız almak bahanesiyle halkı toplayıp ayin yaptıkları haber alınarak, cümlesinin yakalanmış ve tahkikat evrakları ile birlikte adliyeye teslim edilmiş oldukları belirtilmiştir.
Maraş’ta Kürt Alevilere yönelik sistematik takip
CHP Maraş İl Yönetim Kurulu Başkanı Burdur Saylavı tarafından CHP Genel Sekreterliği Yüksek Katı’na gönderilen 28.04.1935 tarihli belge[3], Maraş’ta Tercan mültecilerinden birinin evinde, Muharrem ayı dolayısıyla çeşitli yerlerden gelen bazı Alevilerin birleşerek ayin yaptıkları sırada suçüstü yakalanarak, 20 erkek ve 7 kadın olmak üzere mahkemeye verildiklerini bildirmektedir. Bunlardan erkeklerin çeşitli cezalara çarptırıldığı, kadınların ise beraat ettikleri belirtilmiştir.
Bu gibi hareketler için parti ve hükümetin daima uyanık bulunduğu ifade edilmiştir.
Belgenin devamında, çeşitli cezalara çarptırılan erkeklerin ve beraat eden kadınların adları da aktarılmıştır.
Dahiliye Vekili Şükrü Kaya’nın CHP Genel Sekreteri Recep Peker’e gönderdiği 30.04.1935 tarihli belge, Maraş’ta Tercanlı Hüseyin’in evinde gizli ayin yaptıkları sırada yakalanan 27 Kürt Alevinin durumuna ilişkindir.
Muhtelif yerlerden Maraş’a gelerek, Tercan mültecilerinden İbrahim oğlu Hüseyin’in evinde geceleyin kadınlı erkekli gizli ayin yaparlarken suçüstü yakalanan 27 Kürt Alevinin adliyeye verildikleri; bunlardan yedisinin tutuklandığı, yerli olan yirminin ise sulh hâkimliğince serbest bırakıldığı, savcılığın itirazı üzerine yeniden tutuklama yoluna gidildiği; ancak ancak 19 kişinin yakalanabildiği belirtilmiştir. Firarda bulunan ve Elbistan’a gittiği anlaşılan Tercanlı Mehmet oğlu Ali’nin yakalanması için takip edildiği ifade edilmiştir.
Maraş’ın taassup cihetinden ileri olduğu ve bu gibi rejime aykırı hareketlerin devamına elverişli bir mıntıka teşkil edebileceği, adliyelerin bu hususa gereken önemi vermediği belirtilmiştir.
Erzincan’da Dersim bağlantılı suçlamalar
Dahiliye Vekili Şükrü Kaya’nın CHP Genel Sekreteri Recep Peker’e gönderdiği 14.05.1935 tarihli belge, Erzincan’ın Selepür nahiyesine bağlı Kiştim Köyü’nde “Ağadede” adlı bir şahsın, çevre kaza ve köylerden Alevi mensuplarını gizlice evine toplayarak tarikat ayini yaptığı ve bu sırada İskân Kanunu üzerinden Dersimlilere yardım çağrısı yaptığı gerekçesiyle tutuklandığını bildirmektedir.
İşe bakanlıkça önemle el konulmuştur.
CHP Genel Sekreteri olan Erzurum Mebusu tarafından Dahiliye Vekili Faik Öztrak’a gönderilen 26 Haziran 1939 tarihli belge[4], Mustafa Savaş adında bir vatandaşın millî vicdanı rencide eden bazı hâl ve hareketlerinden bahseden bir rapor örneği ile ilgilidir.
Mustafa Savaş, Turaç köyünden olup Umumi Harp esnasında kasabaya yerleşmiştir. Bir müddet medrese tahsili gördükten sonra arzuhalciliğe başlamış, kazada baro teşkilatı bulunmamasından da istifade ederek daha sonraları vekâlet yapmaya koyulmuştur. Seciyesi zayıf ve inkılabın temeline muhalif bir şahsiyet olarak tanımlanmaktadır.
Mustafa Savaş, menfaati icabı olarak Aleviliği ve anavatanını benimsemiş; hiç cami ve mescidi olmayan ve Alevilikle tanınmış Soğukpınar köyüne kendisini hatip yaptırmak suretiyle, muhitteki bu zümre üzerinde nüfuz ve tesirini hâkim kılmıştır. Saltanat devrinin seyyiatından olarak cahil kalan bu zavallı vatandaşları, köle gibi işlerinde çalıştırmakta bulunduğu belirtilmiştir.
Atatürk’ün ölümünde ve millî matem günlerinde ufak bir teessür dahi duymamış; cenaze töreninde karşıdan seyirci kalmak suretiyle kalpsizliğini göstererek mahiyetini ortaya koymuştur.
Son belediye intihabı esnasında, Aleviler üzerindeki nüfuzundan istifadeye kalkışarak CHP’nin namzetlerini kazandırmamak için elinden geleni yaptığı; ekseriyeti Alevilerden oluşan ve her biri birer leke ile devlet kapısından uzaklaştırılmış gayrimemnunlardan mürekkep bir heyet teşkil etmek amacıyla seçicilere dağıttığı kâğıtların ele geçirilerek muhafaza altına alındığı belirtilmiştir.
İzmir, Çorum ve Adana’daki diğer örnekler
26 Aralık 1936 tarihli belgede, İzmir’in Bulgurca Köyü’nde Veli oğlu Muharrem’in evinde toplanan kadınlı erkekli 18 kişinin Caferi/Alevi ayini yaptıkları sırada yakalanarak adliyeye sevk edildikleri; Şeyh Halil ve beraberindeki bazı kişilerin tutuklandığı bildirilmektedir. Benzer biçimde, Çorum Vilayeti’nden bildirilen bir belgede Bürhaniye Mahallesi’nde Aşık Ali’nin evinde ayin yapan kadın ve erkeklerin suçüstü yakalandığı; bazı dedelerin tutuklu, diğerlerinin tutuksuz yargılanmasına karar verildiği ifade edilmektedir.
15 Nisan 1936 tarihli bir başka belgede ise Adana’nın Salihiye Mahallesi’nde Arap Mahmud’un evinde Alevi ayini yapan dokuz erkek ve bir kadının suçüstü yakalanarak adliyeye sevk edildiği bildirilmektedir.
Devlet yazışmalarında inanç alanının kriminalizasyonu
Dahiliye Vekâleti ile CHP Genel Sekreterliği arasındaki yazışmaların bütününe bakıldığında, Alevi inancı ve ritüellerinin sistematik biçimde “rejime aykırı”, “tehlikeli” ve “takip edilmesi gereken” faaliyetler olarak kodlandığı görülmektedir. Bazı belgelerde adliyelerin “yeterince sert davranmadığı” eleştirisi yapılmakta; tecil ve serbest bırakma uygulamalarının rejime zarar verdiği açıkça ifade edilmektedir. Bu arşiv belgeleri, Cumhuriyet’in erken döneminde laiklik söylemi altında Alevi inancının kamusal ve özel alanda yoğun bir baskıya maruz kaldığını; inanç özgürlüğünün fiilen askıya alındığını devletin kendi resmî kayıtları üzeri
[1] Başkanlık Cumhuriyet Arşivi 490-1-0-0 587-24-5.
[2] Başkanlık Cumhuriyet Arşivi 490-1-0-0 582-8-1.
[3] Başkanlık Cumhuriyet Arşivi 490-1-0-0 590-38-1.
[4] Başkanlık Cumhuriyet Arşivi 490-1-0-0 590-39-1.
















