Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    İran savaşı asıl şimdi mi başlıyor?

    13 Nisan 2026

    Irak’ta cumhurbaşkanı seçildi ancak kriz bitmedi: KDP sonuçları tanımıyor

    12 Nisan 2026

    Macaristan’da değişim: Peter Magyar ve Tisza Partisi 16 yıllık Orban dönemini sonlandırdı

    12 Nisan 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Öğretmenlik Meslek Kanunu pedagojik reform mu, hegemonik yeniden yapılanma mı?

      10 Nisan 2026

      KSK70’te “toplumsal cinsiyet” krizi

      7 Nisan 2026

      Yapay zekâ: Kapitalizmin ihyası mı sonu mu?

      2 Nisan 2026

      Fedakârlık değil hak ihlali: Engelli politikalarında devletin geri çekilişi

      28 Mart 2026

      COP neyi başaramadı ve kapitalizmde yeşil dönüşüm mümkün mü?

      27 Mart 2026
    • Seçtiklerimiz

      İran savaşı asıl şimdi mi başlıyor?

      13 Nisan 2026

      Emperyalizmin krizi

      12 Nisan 2026

      ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

      7 Nisan 2026

      Yeni bir yol yapmak

      1 Nisan 2026

      İşsiz gençler, çalışan emekliler!

      30 Mart 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

      7 Nisan 2026

      Newroz, Akitu ve Paskalya: Mezopotamya’nın kadim bayramları yeniden sahipleniliyor

      5 Nisan 2026

      Dr. Levent Koşar: ‘İşçi sağlığı bir sağlık sorunu değil, sınıf mücadelesi sorunudur!’

      1 Nisan 2026

      Gazze’de soykırım hâlâ sona ermedi

      26 Mart 2026

      Iskalanmış Hayatlar: Tarihsel ayrımcılık, deprem ve Domariyi yitirmek

      23 Mart 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Bahçeli ne demek istedi?

    Bahçeli ne demek istedi?

    ERTUĞRUL KÜRKÇÜ Yeni Yaşam için yazdı: Toplumu aydınlatmak, bir çözüm fikrini derinleştirmek, bunun yapı taşlarını oluşturmak Bahçeli ya da Saray’ın işi değil, onların “devlet aklı”yla buraya kadar. Bundan ötesi, parlamento dışında yürütülecek bir siyaseti talep ediyor; bu toplumun bütün demokratik, insancıl, kurucu, yenilikçi, özgürlükçü dinamiklerini ayağa kaldıracak bir sosyal cumhuriyet talebidir…
    Ertuğrul Kürkçü20 Kasım 2025
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Devlet Bahçeli’nin önceki gün MHP TBMM Grup Toplantısı’nda, TBMM Komisyonu’nun PKK lideri Öcalan’ı dinlemek üzere İmralı’ya bir heyet göndermesinin gerekliliğiyle ilgili çıkışının adresinin doğrudan doğruya Tayyip Erdoğan ve AKP olduğuna artık kimsenin kuşkusu kalmamış olmalı. 

    Bahçeli ittifakın kırılgan karakterini hatırlatıyor

    Doğrusu, Bahçeli’nin bu çıkışını, sesini Erdoğan’a ulaştırmak için başka bir yol kalmadığını düşünmesine bağlayamayız. Cumhur İttifakının küçük ortağının bunları geçtiğimiz haftalardaki “baş başa” görüşmelerinde Erdoğan’ın yüzüne söylemesi mümkündü. İki ortak arasında bir acil iletişim hattı olduğunu ve gerektiğinde her şeyin her saat konuşulabildiğini öngörmek de büyük bir feraset gerektirmiyor. Bahçeli buna karşın, ikilinin görüşmesinin üzerinden iki hafta geçmeden grup toplantısında tüm Türkiye’nin önünde “Yüze yüze kuyruğa gelinmiştir. Çıktığımız sahilde gemiler yakıldığından geriye dönüş imkânı da kalmamıştır” diye haykırırken belli ki, yalnızca Erdoğan’a seslenmiyor: MHP Genel Başkanı’nın, Erdoğan’ın başının üzerinden Saray ve AKP cephesinde süreci yavaşlattığını varsaydığı unsurlara seslendiğini, onlara sürecin ve Cumhur İttifakının kırılgan karakterini hatırlatmayı gözettiğini düşünmek için daha çok neden var. Bahçeli ortaklarına alarm veriyor. 

    Erdoğan’ı yavaşlatan etmenler

    Bununla birlikte, Bahçeli’nin Erdoğan’ı yavaşlatanın ne olduğuna ilişkin kanaatini bilmiyoruz ya da bundan çok emin değiliz; üç etmen akla geliyor. 

    Başta, 2028’de kaybedilecek bir seçime girmenin kaçınılmazlaşmaya başladığını ve Sarayda adı ne konulursa konulsun halk arasında esasen “yeni çözüm süreci” olarak algılanan “çatışmasızlık”ın AKP ve Erdoğan’ın siyasal desteğini artırmadığını, tersine her iki ortağın da ırkçı ve milliyetçi rakiplerine kan kaybetmekte olduklarını gösteren kamuoyu yoklamalarının duraksattığı AKP kadroları var. Bu kadrolar, yürüyüş zorunluğunun gündeme getirdiği her yeni adımda eskisinden daha cesaretsiz, ipe un serici ve eldekiyle idareyi marifet sayan çürütücü bir ruh halini kendi zeminlerine ve bütün topluma yayıyor. 

    İkinci olarak, güvenlik ve istihbarat kurumlarından gelmekte olan ve hâlâ giderilememiş olan bir reaksiyonun varlığından söz edebiliriz. “Süreç” başladığından bu yana yayımlanan tüm Milli Güvenlik Kurulu (MGK) bildirileri bu açıdan semptomatik, yani MGK’nin açıklamalarında ifadesini bulan süreç algısı “kırmızı kuvvetler-mavi kuvvetler” ikiliğinin ötesine geçemiyor. MGK Genel Sekreterliği, cereyan etmekte olan “silah bırakma”, “PKK’nin feshi”, “silahlı mücadelenin terki”, “kuvvetlerin sınır dışına çıkarılması” gibi, ordu ve MİT’in bilgisi dahilinde atılan geri dönülmez adımlara karşın her bildirisinin ilk maddesini “PKK/KCK-PYD/YPG […] terör örgütleri başta olmak üzere millî birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla yürütülen faaliyetler”e ayırmaya devam ediyor. Özetle, hükümete milli güvenlik “tavsiyeleri”nde bulunmakla görevli ve askerlerin sivillerle birlikte çalıştığı en yüksek düzeyli kurul, sürecin Kürt muhatabını “düşman” olarak tanımlamayı ve ilanı sürdürüyor. Bunun süreçte yavaşlatıcı bir rol oynamayacağını ileri sürmek kolay değil.

    Üçüncüsü, gidişatın İmralı’da tutsak Öcalan’ı sürece yön veren, hatta stratejik açıdan devasa önemdeki kararları -silahlı mücadeleyle sivil ve demokratik siyasetin ikamesi, çatışmayla karakterize olmuş olan bütün kurumların lağvı vb.-  verebilen tek söz sahibi özne olarak öne çıkartması ve büyütmesi karşısında Erdoğan’ın da ne yapacağını bilememesi. Erdoğan’ın dilinde Öcalan’ın hala adı yok. Henüz kendisinden “o”, “İmralı’daki”, “terör elebaşı” gibi ifadeler dışında adını anarak söz ettiği bir tek cümle bile kurmuş değil. 

    Bahçeli bu çıkışıyla Erdoğan’ı ve AKP’yi süreçteki sorumluluğunu üstlenmek ve muhatabını tanımak dışında yapılabilecek bir şey olmadığı ve esasen yola böyle çıkılmış olduğu konusunda kamuoyu önünde uyararak, Cumhur İttifakının devamı olanağını nerede gördüğünü de bir kez daha vurgulamış oluyor. 

    Öcalan’ın özgül konumunu tanımak veya tanımamak

    Bahçeli’nin çıkışı özellikle, Erdoğan’ın Öcalan’ı “tanımama” eğilimini zayıflatan sonuçlarıbakımından önemli. MHP Genel Başkanı, böylece ilk günden bu yana sürdürdüğü çizgide kalarak, Öcalan’ın süreçteki yerini maksimize etmiş, meşruiyetini tanımış ve bunun sürecin doğası gereği böyle olması icap ettiğini ortaya koymuş, “süreci” esasen Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan üçlüsü arasında cereyan eden bir müzakere olarak bir kez daha tarif etmiş oldu.

    Bahçeli’nin tutumu, sürecin bu anı -Komisyon heyetinin İmralı ziyareti- bakımından Öcalan’ın, DEM Parti’nin ve Özgürlük Hareketinin beklentilerini karşılıyor. Fakat neye karşılık? Bahçeli bunu yapmakla, yalnızca “çatışmasızlık”ı mantıksal sonuçlarına mı ulaştırmayı hedefliyor ve hangi nihai plana göre bunda ısrar ediyor bunu henüz tam bir güvenle ve onun gelecek tasavvurlarına kefil olarak söylemek ne mümkün ne de gerekli. Bu tutumun Bahçeli’nin başlangıç önermeleriyle tutarlı olduğunu tespit etmekle yetinebiliriz. 

    Cumhur İttifakı’nı Erdoğan da Bahçeli de riske atmayacak

    Bahçeli’nin bu adımının Cumhur İttifakı’nı bozmayı siyasal gündeme taşıdığını ileri sürmek de abartılı bir yargı olmaktan ileri gitmez. Erdoğan’ın henüz bu yazı yazılırken ifade etmiş olmadığı tepkisinin de ne olursa olsun böyle bir olasılığa yol açacağını öngörmek gerçekçi olmaz. Böyle bir adım, ipleri muhalefetin eline vererek her iki ortak için de toplumsal onayda tehlikeli bir evreye girmiş olan gerilemeyi hızlandırmaktan başka bir sonuç vermeyecektir. Bu, Bahçeli’nin de, Erdoğan’ın da gelecek hesabında yok. 

    Kaldı ki, Bahçeli grup konuşmasında Erdoğan’ın Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) belediyelerine, CHP’nin kendisine ve il örgütlerine ve Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığına yönelik, Fethullahçı  savcılar geleneğine layık bir biçimde sürdürdüğü yasa ve hukuk dışı saldırıları takdis etmekten geri durmadı. Muhalefetle aynı hat üzerine gelme olasılığını peşinen tartışma dışı bıraktı, duruşmaların usul kanununa aykırı olarak açık yapılması yönündeki ifadeleriyse esasa yönelik olmadığı gibi boş laftan öteye de gitmedi. 

    Bahçeli’nin müdahalesi, Öcalan’la görüşmek üzere İmralı’ya bir Komisyon heyeti gitmesinin önünü büyük olasılıkla açacaktır. Bunun, mevcut aşama itibariyle Öcalan’ın çözüm ve müzakere çizgisinde gerçekleştirdiği muazzam yatırım yanında, TBMM Komisyonu’nun yetkisi dahilindeki rutin bir işlem gerçekleştirmekten öteye gitmeyecek, ama siyasi imaları dolayısıyla Öcalan’ın “baş aktör” statüsünü güçlendirecek bir adım olacağını söylemek mümkün. 

    Bir müzakerenin imkanları

    Ancak asıl soru şu: Bahçeli bütün bunları neden yapıyor? 

    Yasamaya yönelik olacağı söylenen ama asla kamusal olarak paylaşılmış bir yürüyüş planına bağlanmayan bir sonraki adımın Saray’ın Mehmet Uçum marifetiyle önümüze koyduğu “1293 Sayılı Kanun” dairesinde atılması konusunda Bahçeli ve baş hukukçusu Feti Yıldız’ın ne düşündüğünü biliyor muyuz? 

    “Sarayın aklı”na tam da bu saatte “Şeyh Sait isyanı” sonrasında ele geçirilmiş “isyancılar”ı ya da böyle suçlanan herkesi derebey yetkisiyle donatılmış bölge valilerinin insafına terk eden, Kürtleri Kürtlüklerinden arındırma genel planı kapsamındaki “1239 Sayılı Kanun”un düşmüş olmasına “küçük ortağın” ne diyeceğini hangimiz biliyoruz? 

    Ama şunu biliyoruz: Bahçeli “Şayet terörist başının tecridi kaldırılırsa gelsin TBMM’de DEM Parti grup toplantısında konuşsun, terörün tamamen bittiğini, örgütün lağvedildiğini haykırsın” diyerek Öcalan’ın “umut hakkı”nı gündeme getirdiği 22 Ekim 2024’teki ünlü konuşmasında “tek çıkış” dediği şeyi şöyle özetlemişti: “Bütün teröristlerin silahlarıyla dağdan inip Türkiye Cumhuriyeti devletine teslim olması, Türk adaletinin vereceği hükme razı olarak cezalarını çekmeleri […]”. Onun çıkış dediği şey pratikte buydu.

    Bahçeli’nin ve Saray’ın 2025’in son aylarında “kardeşiz” diyerek bir kez daha kucaklaşmaya davet ettikleri Kürtlere ve onların oğullarına ve kızlarına 100 yıl sonra reva gördükleri geleceğin esinini 1925’in sömürge hukukundan devşirmesi yeterince uyarıcı. Ama geçen bir yıldan alınacak bir de hisse var: Müzakere de tıpkı çatışma gibidir; ya da müzakere silahsız yapılan bir çatışmadır. Bir taraf bir şey der, öteki başka şey, sonunda hangisi toplumun genel eğilimine yatkınsa müzakere o yana akar. 

    Toplumu aydınlatmak, bir çözüm fikrini derinleştirmek, bunun yapı taşlarını oluşturmak Bahçeli ya da Saray’ın işi değil, onların “devlet aklı”yla buraya kadar. Bundan ötesi, parlamento dışında yürütülecek bir siyaseti talep ediyor; bu toplumun bütün demokratik, insancıl, kurucu, yenilikçi, özgürlükçü dinamiklerini ayağa kaldıracak bir sosyal cumhuriyet talebidir…

    “Devlet aklı”nı toplumun dehasıyla kuşatmak -demokratik kampın görevi ve sorumluluğu budur, başka hiçbir güce devredilemeyecek bir sorumluluk. 

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    İran savaşı asıl şimdi mi başlıyor?

    13 Nisan 2026

    DEM Parti’den Akbelen tutuklamalarına tepki

    12 Nisan 2026

    Emperyalizmin krizi

    12 Nisan 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Ertan Eroğlu

    Öğretmenlik Meslek Kanunu pedagojik reform mu, hegemonik yeniden yapılanma mı?

    Elif Gamze Bozo

    KSK70’te “toplumsal cinsiyet” krizi

    Muhsin Dalfidan

    Yapay zekâ: Kapitalizmin ihyası mı sonu mu?

    Elif Gamze Bozo

    Fedakârlık değil hak ihlali: Engelli politikalarında devletin geri çekilişi

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Akdoğan Özkan

    İran savaşı asıl şimdi mi başlıyor?

    Ümit Akçay

    Emperyalizmin krizi

    Ertuğrul Kürkçü

    ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

    Ertuğrul Kürkçü

    Yeni bir yol yapmak

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Doruk Madencilik işçileri Ankara’ya yürüyüş başlatıyor

    12 Nisan 2026

    TGS’den basın özgürlüğü uyarısı: “Gazetecilik suç değildir”

    10 Nisan 2026

    Ankara’da 1 Mayıs çağrısı: “Tandoğan’da birleşelim”

    10 Nisan 2026
    KADIN

    İskoçya’da sistematik erkek şiddet sonucu ölüme sürüklenen kadının davasında 8 yıl ceza

    12 Nisan 2026

    AKP’li vekilden “tek taraflı boşanma” çıkışı: Kadın örgütlerinden tepki

    11 Nisan 2026

    Tedbir var, koruma yok: 2025’te 1 milyonu aşkın karar, şiddet sürüyor

    9 Nisan 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.