Tüm Köy Sen Eğitim ve Örgütlenme Uzmanı Sedat Başkavak, Çukurova tarımının son 10 yılda derin bir dönüşüm ve kriz yaşadığını belirterek Mezopotamya Ajansı’na çarpıcı açıklamalarda bulundu. Yüksek girdi maliyetleri, plansız ithalat politikaları ve iklim krizinin kıskacındaki bölgede, üreticinin adeta hayatta kalma mücadelesi verdiğini söyleyen Başkavak, “Çiftçi artık hangi ürünü ekeceğini hesaplayamıyor. Her yıl ‘belki bu ürün para eder’ diyerek kumar oynuyor” dedi.
“Çukurova’da pamuk tarih oluyor”
Bölgenin simgesi olan pamuk üretiminde çok ciddi bir gerileme yaşandığına dikkat çeken Başkavak, üreticinin maliyetler karşısında ezildiğini ifade etti:
- Üretim Alanı Çakıldı: 2018 yılında 360 bin dekardan fazla olan pamuk ekim alanı, 2025 yılı itibarıyla 124 bin 500 dekara kadar geriledi.
- Kısır Döngü: Yüksek girdi maliyetlerine karşılık alım fiyatlarının yetersiz kalması çiftçiyi pamuktan kaçırdı. Pamuğu bırakan üretici mısır, narenciye ya da yaş sebzeye yöneliyor ancak orada da benzer krizlerle karşılaşıyor.
- Ağaçlar Kesiliyor: Geçtiğimiz yıl limon üreticisi para etmediği için ağacını keserken, mısır hasadı başlarken de ithalat kararlarının açıklandığını hatırlatan Başkavak, “Ürün değişiyor ama çiftçinin yaşadığı kriz değişmiyor” dedi.
Mazot, gübre ve tohum el yakıyor: Savaşın faturası sofraya kesiliyor
Üretim maliyetlerinin sürdürülemez bir noktaya geldiğini belirten Başkavak, sadece mazotun üretim maliyeti içindeki payının yaklaşık yüzde 20’ye ulaştığını söyledi. Gübre, ilaç, tohum ve sulama giderlerinin hızla arttığını vurgulayan Başkavak, küresel gerilimlerin de faturayı büyüttiğini ekledi:
“İran çevresindeki savaş gerilimi ve Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler petrol fiyatlarını, dolayısıyla mazotu yükseltiyor. Gübre sevkiyatındaki sorunlar da fiyat artışlarını hızlandırıyor. Savaşın faturası sofraya zam olarak dönüyor. Çiftçi maliyetten kaçmak için daha az gübre kullanıyor ya da kaçak/ruhsatsız ilaca yöneliyor. Bu durum hem verim kaybına hem de sağlıklı gıdaya erişim sorununa yol açıyor.”
İklim krizi vuruyor, çiftçinin emeği boşa gidiyor
Sermaye tekellerinin kâr hırsıyla tetiklenen iklim krizinin faturasını en ağır çiftçilerin ödediğini belirten Başkavak; zirai don, dolu, fırtına ve sel baskınlarının tarım alanlarını tahrip ettiğini söyledi. Antalya’da seraların, Dilok (Gaziantep) ve çevresinde ise sel baskınlarının ciddi kayıplara yol açtığını belirten Başkavak, “Çiftçinin emeği ve parası boşa gidiyor ama zarar gören bölgeler afet bölgesi ilan edilmiyor, çiftçi borçları silinmiyor” diyerek destek yetersizliğine isyan etti.
Tarımda büyük kriz: Gençlerin kopuşu ve 1.3 trilyonluk borç kamburu
Çukurova’daki bu sosyo-ekonomik çöküş, tarımın geleceğini ve kırsal yaşamı da doğrudan tehdit ediyor:
- Yaş Ortalaması Yükseliyor: Türkiye’de tarım nüfusunun yaş ortalaması 50-55 aralığını geçmiş durumda. Köylerde okul, sağlık ocağı ve sosyal alanların olmaması sebebiyle gençler geleceğini organize sanayi bölgelerinde ya da büyükşehirlerde arıyor.
- Borç Bataklığı: Tarımsal üretimin artık geçim sağlamadığını ifade eden Başkavak, bankalara olan toplam çiftçi borcunun 1.3 trilyon liraya ulaştığını açıkladı.
- Destek Yasası Çiğneniyor: Tarım Kanunu’na göre çiftçiye milli gelirin yüzde 1’i oranında destek verilmesi gerekirken, bu yıl verilmesi gereken 777 milyar liralık desteğe karşılık bütçeden yalnızca 168 milyar lira ayrıldı.
- Sulama Altyapısı İlkel: Kamu verilerine göre sulama suyunun yüzde 50’si tarlaya ulaşmadan kayboluyor. Devlet kapalı boru sistemi yatırımlarını yapmazken, çiftçiden modern sulamaya geçmesini bekliyor.
- Mevsimlik İşçilerin Sömürüsü: Narenciye tarlalarında yağmur ve çamur altında çalışan işçilerin, aracı ve dayıbaşı sistemi nedeniyle ağır sömürü koşullarında çalıştığı, örgütlenmedikleri sürece de emeklerinin karşılığını alamayacakları vurgulandı.
“En büyük hata ithalat politikaları”
Türkiye’nin buğdaydan mercimeğe, ayçiçeğinden ete kadar birçok temel üründe tamamen ithalatçı hale getirildiğini söyleyen Sedat Başkavak, “Son 20 yılda nüfus 20 milyondan fazla artarken buğday üretimi 20 milyon tonda saydı. Et ithalatı da fiyatları düşürmedi. İthalat politikası ne üretimi artırdı ne de enflasyonu düşürdü” diyerek acilen üretim odaklı destekleme politikalarının hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.
