Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Madencilerin açlık grevi 3. gününde, direniş sürüyor

    22 Nisan 2026

    İran gemi vurdu, Trump “abluka” dedi

    22 Nisan 2026

    İzmir’de belediye emekçilerinden TİS isyanı: “Emek kırımına izin vermeyeceğiz”

    22 Nisan 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Adalet zorlanınca yürür: Gülistan Doku dosyasının gerçek sahibi ‘kadınlar’ 

      21 Nisan 2026

      Nitelikli okul, nitelikli eğitim için de demokratik toplum

      21 Nisan 2026

      Çocukların kanı üzerinde yükselen karanlık

      17 Nisan 2026

      Yapay zekâ: İşçi sınıfı mücadelesi ve komünizm

      17 Nisan 2026

      Erdoğan ve Netanyahu: Ekokırımın iki mimarı

      14 Nisan 2026
    • Seçtiklerimiz

      Okul saldırıları hakkında kısa bir değini

      20 Nisan 2026

      Ortak sorunlar, ayrı 1 Mayıs’lar!

      20 Nisan 2026

      İşaret fişeği atıldı

      19 Nisan 2026

      İsrail hem Yahudiler hem de Yahudi olmayanlar için bir tehlikedir: Siyonizmin antisemitizmi üzerine

      18 Nisan 2026

      Halkların demokratik, toplumsal ve ekolojik ittifakı

      17 Nisan 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Av. Sevda Karataş: Zulüm varsa direniş de var!

      21 Nisan 2026

      ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

      7 Nisan 2026

      Newroz, Akitu ve Paskalya: Mezopotamya’nın kadim bayramları yeniden sahipleniliyor

      5 Nisan 2026

      Dr. Levent Koşar: ‘İşçi sağlığı bir sağlık sorunu değil, sınıf mücadelesi sorunudur!’

      1 Nisan 2026

      Gazze’de soykırım hâlâ sona ermedi

      26 Mart 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Şişli’de iki yaşlı Ermeni evlerinde domuz bağlı saldırıya uğradı

    Şişli’de iki yaşlı Ermeni evlerinde domuz bağlı saldırıya uğradı

    Siyasi Haber6 Şubat 2016
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Şişli’de, yaşlı bir Ermeni ailenin evine giren kimliği belirsiz 3 kişi, ev sahibi Hagop Yakup Demirci (87) ve Seta Ayda Demirci’yi (79) domuz bağıyla bağladıktan sonra evde bulunan kasayı boşaltıp kayıplara karıştı. Yakup Demirci hayatını kaybederken, Seta Ayda Demirci eve merdivenle camdan giren itfaiye ekipleri tarafından kurtarıldı.

    Olay, Şişli Cumhuriyet Caddesi 85 numarada bulunan bir apartmanın 3. katında meydana geldi. İddiaya göre; her cumartesi günü Hagop Yakup Demirci (87) ile Seta Ayda Demirci (79) çiftinin evine temizliğe gelen temizlikçi, öğle saatlerinde eve geldiğinde şahısların kapıyı açmaması üzerine durumu çiftin yakında bulunan akrabalarına bildirdi. Akrabaları çifte ulaşamayınca olay yerine polis ekipleri çağrıldı. Binanın üst katları iş yeri olarak kullanıldığı için tatil nedeniyle iş yerlerinde kimse olmaması sebebiyle kapıyı açan olmadı. Polis ekipleri, dış kapıdan giremeyince olay yerine itfaiye ekipleri çağrıldı. 



    İtfaiye ekipleri, merdivenle çiftin evinin camından eve girmeyi başardı. Eve giren itfaiye ekipleri ve çiftin bir yakını, yaşlı çifti domuz bağıyla bağlanmış halde buldu. Olayı öğrenen polis ekipleri, binaya kapıyı kırarak girdi. Çiftin bağlandığı ipleri çözen ekipler, yaşlı kadının yaşadığını fark edince olay yerine sağlık ekipleri istedi. Yüzü morluklar içinde bulunan yaşlı kadın, ambulansla hastaneye kaldırıldı. Hagop Yakup Demirci'nin naaşı ise adli tpa götürüldü.



    Olaydan yaralı kurtulan Seta Ayda Demirci, polise verdiği ilk ifadesinde eve 3 kişinin girdiğini eşi ve kendisini bağladıktan sonra kasayı boşaltıp kaçtıklarını söyledi. Olay yerinde bulunan polis ekipleri, binayı giriş ve çıkışlara kapattı. Polis, dairede delil çalışması yaptı. Evdeki incelemeler sürüyor.


    Geçtiğimiz yıllarda Samatya semtinde Turfanda Aşık, Maritsa Küçük ve Sultan Aykar adlı yaşlı Ermeni kadınlar da benzer saldırılara uğramıştı. Konuya dair İHD bir rapor hazırlamıştı.


    İHD raporu şöyleydi:


    İnsan Hakları Derneği

    İstanbul Şubesi

    Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon


    Raporun konusu


    Samatya’da 28 Kasım 2012’den itibaren yaşlı Ermeni kadınlar saldırıya uğramaktadır. İlk başta bunların ‘ırkçı’ saldırılar olabileceği kuşkusu yalnızca ‘endişe’ düzeyindeydi. Ancak saldırıların sistematikleşmesi, gerçekleştirilme biçimlerinin birbirine çok benzemesi ve en son derneğimizin Aksaray Emniyet Müdürlüğü ile görüşme yapacağını duyurduğu gün ve saatte, 23 Ocak 2013 günü saat 16.00’da, bu görüşmeye yönelik bir mesaj izlenimi verecek şekilde yine yaşlı bir Ermeni kadının saldırıya uğraması, bunun ırkçı bir kampanya olduğuna ilişkin hiçbir kuşkuya yer bırakmamaktadır.


    28 Kasım 2012’de Samatya’da, yalnız yaşayan 84 yaşındaki Turfanda Aşık evinde öldüresiye dövülmüş halde ve kan kaybından can vermek üzere bulunmuştur. Ev karıştırılmamış, para ve değerli eşya aranmamış, hiçbir şey alınmamıştır. Yaşlı kadın iki hafta yoğun bakımda kalmış, ölümden dönmüş ve bir gözünü kaybetmiştir. Bundan tam bir ay sonra, 28 Aralık 2012’de Samatya’da yine yalnız yaşayan 87 yaşındaki Maritsa Küçük evine girdiği sırada darp edilmek ve kesici aletle yaralanmak suretiyle öldürülmüştür. 6 Ocak 2013’te yine yaşlı bir kadın kaçırılma tehdidi yaşadığını belirterek polise başvurmuştur. 22 Ocak 2013’te ise bir başka yaşlı Ermeni kadın evine girerken saldırıya uğramış, ertesi günü ameliyata alınmış, ancak bir gözünü kaybetmiştir. Bu haber alınınca derneğimiz, Aksaray Emniyet Müdürlüğü’ne giderek konunun görüşüleceğini ve ardından bir basın açıklaması yapılacağını duyurmuştur.



    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyonumuz, Maritsa Küçük cinayeti üzerine yerinde araştırma çalışmalarına başlamış, mağdurların aileleriyle, mahalle esnafıyla ve Maritsa Küçük’ün cenaze töreninde Samatya’lı kişilerle görüşmeler yapmıştır. Bu temasların sonucunda Komisyonumuz gözlem ve izlenimlerini bir rapor haline getirmiştir.


    Samatya saldırılarının arka planı


    Maritsa Küçük cinayeti ve saldırıların her biri işlenen yüzlerce cinayet ya da suçtan biri olarak da ele alınabilir, yaşanan süreç içindeki yerine bakılarak zamansal ve mekânsal ‘bağlam’ı içinde de ele alınabilir. Birinci yaklaşımda, örneğin Maritsa Küçük cinayetinin ‘fail’i bulunduğu anda görev biter, sorumluluk yerine getirilmiş olur. Ama adaletin sağlanması için ikinci yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Devlet ırkçılığa, ırkçılığı besleyen koşullara, potansiyel ırkçı saldırılara karşı konumunu ancak bu şekilde kamuoyuna ilan etmiş olur. En az bunun kadar önemli olan da, bu şekilde, yasalarda halen yazmayan bir suçun kolektif şekilde işlendiği bir adaletsizlik ortamının, kısaca ırkçılığı besleyen bir ortamın her gün yeniden üretildiği koşullara karşı kamuoyu oluşturma olanağı yaratılmış olur. İnsan hakları savunucuları bu ikinci yaklaşımı benimserler.


    Maritsa Küçük cinayetinin ve Samatya saldırılarının zamansal ve mekânsal bağlamına baktığımızda şöyle bir büyük resim ortaya çıkıyor:


    • 24 Nisan 2011’de Ermeni er Sevag Balıkçı askerlik hizmetini yaparken ırkçı bir cinayete kurban gitti. Cinayetin ırkçı yönü yetkililer tarafından sonuna kadar gizlenmeye çalışıldı. Sevag Balıkçı’nın katil zanlısı serbest.


    • 2011 yazında Marmaris’te gümüş takı dükkanı olan bir Ermeni kadın, açıkça kimliğine yönelik ırkçı hakaret ve tacizler son bulmayınca polise başvurdu. Hiçbir sonuç alamadı ve çare kalmayınca Türkiye’yi terk etmek durumunda kaldı.


    • Aynı yılın Ekim ayında gündüz vakti bir taksi sürücüsü müşterisi Ermeni kadını, sadece Ermeni olduğu için dövdü ve sokağa attı.


    • Şubat 2012’de Azerbaycan ve Türkiye hükümetlerinin organizasyonu ve tanıtım kampanyasıyla düzenlenen Hocalı mitinginde “Hepiniz Ermenisiniz Hepiniz Piçsiniz” pankartları açıldı. Irkçılığın meydanlara taştığı mitingde Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı konuşma yaptı. Bu, Ermeni toplumun maruz kaldığı tehdidin devlet destekli olduğunun ilanı anlamına geliyordu.


    • Aynı gün, aylardır Ermeni kimliği nedeniyle taciz ve hakarete uğrayan hayvan hakları savunucusu bir başka kadının bahçesine, mitingde kitleye dağıtılan ve ırkçı pankartları taşıyanların başına taktıkları şapka atıldı. Kadın polise başvurdu, şikayette bulundu, ancak hiçbir sonuç elde edemedi.


    Samatya cinayeti ve aynı semtte gerçekleşen saldırılar böyle bir olaylar zinciri içinde yer almaktadır. Bireysel mağdurlardan hepsinin de kadın olması ayrıca dikkat çekmektedir.


    Samatya’da saldırılar


    Turfanda Aşık’ın öldüresiye dövülmesi


    Turfanda Aşık, 87 yaşında, ufak tefek, yalnız yaşayan, üç evladını kaybetmenin acısını yaşamış bir kadın. 28 Kasım 2012 günü, Maritsa Küçük cinayetinden tam bir ay önce, evine girerken arkadan saldıran bir kişi tarafından arka odaya götürüldü ve dakikalarca, yüz kemiklerinin kırılması ve korneasının parçalanması nedeniyle bir gözünü kaybetmesiyle sonuçlanacak şekilde, tanınmayacak hale getirilinceye kadar dövüldü. Tesadüfen bir akrabası o gün ona uğramayacak olsa kan kaybından can vereceğine yakınları tarafından kesin gözüyle bakılıyor. Yaşlı kadının dolapları, çekmeceleri son derece derli toplu ve düzenli olduğundan evin hiçbir şekilde karıştırılmadığı görüldü. Amaç hırsızlık değildi. Turfanda Aşık iki hafta yoğun bakımda kaldı. Hâlâ yaşadığı travmayı atlatabilmiş değil ve ziyaretçilere hep aynı şeyi söylüyor: “Beni dövdüler.”


    Olayla ilgili polis araştırması sürüyor.


    Maritsa Küçük cinayeti


    Maritsa Küçük dört çocuk sahibi, 84 yaşında, Samatya’nın dar gelirli halkının yaşadığı sokaklardan birinde yaşamını yalnız sürdüren, çevresindeki komşu ve esnafın iyilikle andığı ve “Kimseye zararı yoktu” diye tarif ettiği bir kişiydi.


    28 Aralık günü küçük oğlu onu evinde kanlar içinde, ölmüş halde buldu. Maktulün oğlunun polis tarafından sorgusu neredeyse 24 saat sürdü. Bu durum, bazı mahalle sakinleri tarafından, polisin aile içi bir cinayetten şüphelenmesine yoruldu. Civarda bazı işyerlerinin güvenlik kameraları vardı. Kameraların, söylenene göre “binlerce saat” süren kayıtları geniş bir ekip tarafından incelemeye alındı. Evde Maritsa Küçük’ün “kefen parası” diye sakladığı bir miktar parası vardı. Para alınmamıştı. Sadece kulaklarındaki küpeler ve üzerindeki birkaç takı alınmıştı. Hatta girişteki masanın üzerinde açıkta duran kâğıt paralara bile dokunulmamıştı. Yaşlı kadının üzerinden giysileri tamamen çıkarılmıştı. Oğlunun ilk andaki anlatımları çevreye ve bazı internet sitelerine yaşlı kadının ağır şekilde dövüldüğü, boğazının kesildiği ve gövdesinde haç şeklinde bir kesik olduğu şeklinde yansıdı. Ancak hemen sonrasında haç şeklinde kesik ifadesi geri alındı. Yanlış görüldüğü belirtildi.


    Polis Küçük ailesine olay yeri tutanağını ve fotoğrafları göstermedi. Bu yüzden cesedin üzerindeki kesikler konusu karanlıkta kaldı. Avukatlarımızdan aldığımız, ailenin savcılığa başvurması halinde fotoğrafların gösterileceği bilgisi üzerine konuyu araştırdığımızda, savcılığın dosya üzerine gizlilik kararı aldığı öğrenildi. Dosya üzerinde gizlilik kararı, bir cinayet davası için olağan olmayan bir durumdur ve soruşturmayla ilgili bazı bilgilerin kamuoyuna ulaşmasının istenmediğini göstermektedir. Nitekim, ailenin kendisi bunu hiçbir şekilde belirtmemekle birlikte, yurtdışındaki uzak akrabalarından polisin aileyi cinayetle ilgili olarak “dışarıyla konuşmamaları” konusunda uyardığı öğrenildi. Öte yandan görüşme sırasında ailenin polise ve soruşturmayı yürüten bütün ekibe büyük bir güven duyduğu gözlendi. Aileden cinayetin ırkçı saiklerle işlendiğini düşündüklerine dair hiçbir görüş belirtilmedi, tersine olayı adi bir cinayet vakası olarak algılamanın tercih edildiği görüldü.


    Dikkat çekici bir nokta da, Samatya Surp Kevork Kilisesi’nde düzenlenen cenaze töreninde dini vecibelerin yerine getirilmesinden sonra bir konuşma yapan Samatya’nın yerlisi din adamının, Maritsa Küçük’le 60 yıllık komşulukları ve dostlukları olduğunu belirttikten, ortak anılarını aktardıktan, insanların her şeye rağmen iyiliğe yönelmesi gerektiğini anlattıktan, güvenlik güçlerine büyük güven duyduklarını söyledikten sonra cemaati şu sözlerle uyarmasıydı: “Şimdi sizden dedikoduların hiçbirine inanmamanızı istiyorum. Şu ana kadar duyduğunuz ne varsa hepsini unutun.”


    Bir din adamı olarak inanılan ve güven duyulan bir kişinin ağzından duyduğumuz bu sözlerin insanlar için birbiriyle çelişen ikili bir anlam taşıdığını söyleyebiliriz. Bir yandan Samatya Ermeni toplumu korkuyla karşı karşıya, insanlar evlerinde yalnız kalmaktan korkmakta ve herkes aile büyüklerini korumanın yollarını aramakta. Dolayısıyla bu sözler bir yandan Ermeni kimliğine yönelik ırkçı bir tehdit korkusunu ve endişesini yatıştırmayı amaçlıyor, ama diğer yandan da ‘bir şeylerin gizlendiği’ izlenimini yaratıyordu.


    Cinayetle ilgili derneğimizin araştırmasında ortaya çıkan somut gerçekler şunlardır:


    1. Maritsa Küçük’ün üzerindeki giysiler tamamen çıkarılmıştı.

    2. Cenazenin yıkanması sırasında vücudunda falçataya benzer kesici bir aletle açılmış kesikler görüldüğü belirtildi.

    3. Yaşlı kadın ağır bir şekilde dövülmüştü.

    4. Masanın üzerindeki küçük bir meblağda da olsa kâğıt paralara dokunulmamıştı.

    5. Evde fail tarafından gasba yönelik bir arama yapılmamış, saklanmış olan ‘kefen parası’ bulunup alınmamıştı.

    6. Yaşlı ve güçsüz bir kadın çok küçük bir zor kullanma sonucunda saf dışı bırakılabilecek, etkisiz hale getirilebilecekken, kasti olarak, hukuk diliyle “canavarca duygularla” dövülmüş, çırılçıplak soyulmuş ve kesici aletle bedensel bütünlüğüne zarar verilmişti. Çıkar amaçlı cinayet ya da gasp için bu şekilde şiddet kullanılmasına ihtiyaç yoktu.


    Soruşturma süreciyle ilgili olarak sormak istediğimiz önemli soru şudur: Savcılık dosya üzerinde neden gizlilik kararı aldı? Mevcut hukuk diliyle bir “suç örgütü”ne karşı yürütülmekte olan bir soruşturma ya da ulusal güvenliği tehdit eden bir tehlike söz konusu olmadığına göre, bir cinayet dosyasıyla ilgili bilgilerin basından ve kamuoyundan saklanma nedeni nedir?


    Bir başka yaşlı kadının kaçırılma girişimi


    6 Ocak 2013’te, Ermenilerin Noel’i olan Surp Dzınunt bayramı günü yine Samatya’da yaşayan, adı öğrenilemeyen yaşlı bir Ermeni kadının önü, içinde bir kişinin daha oturduğu beyaz bir araçtan inen iki kişi tarafından kesildi. Kendisine önce “Fatoş” diye bir kadını tanıyıp tanımadığı soruldu. Tanımadığı cevabını alan şüpheli kişiler, söz konusu kadını maddi yardım yapmak için aradıklarını, kendisine de yardım yapabileceklerini söylediler. Yaşlı kadın, son zamanlarda yaşanan olaylar nedeniyle tedirgin olduğu için ürktü ve oradan uzaklaşmak istedi. Ancak şüpheli kişiler kadının uzaklaşmasını engelleyerek, sohbete devam etmek istediler ve bu arada aracı göstererek, “Buyurun sizi istediğiniz yere götürelim” dediler. Bundan iyice korkan kadın kendi ifadesiyle “kendini kiliseye dar attı.” Yaptığımız görüşmelerde bir kısım kişiler, böyle bir ‘kaçırma’ teşebbüsünün olmadığını, ‘beyaz araç’ın belediyeye ait ‘çıktığını’ öğrendiklerini, başka bir deyişle bu kişilerin belediyenin yardım görevlileri olduğunun anlaşıldığını söylerken, başkaları semt sakinlerinin buna inanmadıklarını, bunun kaçırılma girişimi olarak algılandığını belirtmekteler. Bizler, belediye yardımlarının sistemli ve resmi bir şekilde, belirli bir prosedüre bağlı olarak yapılması gerektiğini, sokaktan insan çevirerek yapılmayacağını söylediğimizde tatmin edici bir cevap alamadık. Ancak güvenlik görevlilerinin belediyeyle temas kurup böyle bir ‘ekip’in varlığının doğru olup olmadığını, o gün ve o saatlerde böyle bir ekibin görevde olup olmadığını, görevlerini nasıl yaptıklarını kolaylıkla sorgulayabilecekleri açıktır.


    Sultan Aykar’a yönelik saldırı


    22 Ocak 2013’te bir başka yaşlı Ermeni kadın saldırıya uğradı. Apartmanın giriş katında yalnız yaşayan 80 yaşındaki Sultan Aykar, saat 16.00-17.00 arası evine girerken bir kişi arkasından gelerek saldırdı. Aykar’ı eve sokmaya çalıştı. Dirençle karşılaşınca gözüne yumruk attı. Yaşlı kadının çığlığının çevreden duyulması üzerine yardım için gelenleri görünce saldırgan kaçtı ve kaçarken kar maskesini çıkardı. Görgü tanıkları, 30-35 yaşındaki saldırganın kar maskesini binaya girerken taktığını aktardılar. Polis, görgü tanıklarına dayanarak saldırganın robot resminin çizildiğini ve araştırmaların devam ettiğini bildirdi.


    23 Ocak saldırısı


    Derneğimiz yöneticileri Aksaray Emniyet Müdürlüğü’nü ziyaret ederek yetkililerle görüşeceğini aynı gün basına ve kamuoyuna duyurmuştu. Irkçılık ve ayrımcılık karşıtı kuruluş ve çevrelerden temsilcilerle birlikte Aksaray Emniyet Müdürlüğü’ne gidildi. Diğer kişiler bina önünde beklerken yöneticilerimiz emniyet yetkilileriyle görüştüler. Görüşmenin saat 16.00’da olacağı duyurulmuştu. Aynı saatte, Samatya’dan bir başka yaşlı kadının iki kişi tarafından, yine eve girerken arkadan saldırıya uğradığı görgü tanıklarınca ifade edildi. Mahallede görevli sivil polisin, olayın tanığı bir anne ile oğlunu kimlik kontrolünden geçirdikten sonra sokakta ifadelerini aldığı bildirildi. Ancak emniyet güçlerine herhangi bir şikayette bulunulmadığı öğrenildi. Önce Ermeni toplumu tarafından kendisine uzun süre ulaşılamayan kadın, neden sonra tespit edilebilmiş, telefonla görüşülmüş, ancak kendisiyle konuşanın Ermeni toplumundan bir kişi olmasına rağmen gerçek adını vermeyerek, ‘kod adı’ ile görüşmeyi kabul etmiştir. Bu durum bile, yani mağdurların kendilerini mağduriyetlerini bile gizleme durumunda hissetmeleri yaşanan sürecin dehşet boyutunu ortaya koymaktadır.


    Görüşmeler sırasında dile gelen duygu ve düşünceler


    Görüşme yapılan Samatya’nın Ermeni halkından kişiler ülkelerine olan bağlılıklarını, emniyet güçlerine, semt halkına, komşularına, semt yaşamına duydukları güveni altını çizerek dile getiriyorlar. Müslüman halkla ilişkilerinin çok iyi olduğunu, akraba gibi olduklarını, hiçbir düşmanlık görmediklerini anlatıyorlar.


    Ancak sohbet derinleştikçe, Samatya’da korkunun egemen olduğu, Ermenilerin gerçek anlamda yurttaş olamadıkları, düşmanlıkla karşılaştıkları, ayrımcılığın toplumda doğal olduğu hissiyatı içinde oldukları ortaya çıkıyor. Bu sohbetler sırasında dile gelen görüşleri şöyle sıralayabiliriz (aynen ağızdan çıktığı şekilde ifade edilmiştir):


    1. “Yaşlılarımızı yalnız bırakmak istemiyoruz. Çok tedirginiz, çok korkuyoruz.”


    2. “Ermeni sözcüğü küfür olarak kullanılıyor. Ermeni sözcüğü küfür olarak kullanılmaya devam ettikçe, saldırı ve cinayetler de devam edecektir. Bugün 80’lik insanlar, yarın 30’luk, 40’lık insanlar. Bizim adımız küfür yerine kullanıldıkça bunların sonu gelmeyecek.”


    3. “Bir kişi, bir Mustafa’yı, Osman’ı, Ahmet’i öldürürse katil olur, cezaevine girer ve orada da katil muamelesi görür. Ama bir kişi Hagop’u, Haçadur’u öldürürse kahraman olur, cezaevinde de kahraman muamelesi görür. Arada böyle bir fark var.”


    4. “Bugün İstanbul’da Ermeni nüfusu, toplam nüfusun binde birinin altında. Ama Ermenilerin bir suça kurban gitme oranı, bunun tam tersine bu kadar yüksek.”


    5. “Ben vatandaş olmak istiyorum. Devlet dairelerinde çalışmak istiyorum. Beni hâkim yapsınlar, savcı yapsınlar, vazgeçtim, çöpçü yapsınlar. Eşit vatandaş olayım yeter.”


    6. “Bir tinerciyi bulup çıkaracaklar, işte suçluyu bulduk diyecekler. Sağ olsunlar, var olsunlar ama bu cinayet ve saldırıların ardındaki duygu ve dürtüleri açıklamayacak.”


    7. “Malatya katliamından ağızları yandı, öldürülenlerin ne şekilde öldürüldüğü bir anda bütün kente yayıldı ve gizlenemedi. Aynı hataya düşmemek için Maritsa Yaya’nın cesedinin ne şekilde bulunduğunu gizlemek istiyorlar.”


    Sonuç


    Yaptığımız görüşmelerin sonucunda vardığımız belli başlı sonuçlar aşağıdaki gibidir:


    1. Samatya’nın Ermeni halkı bir saldırıyla karşı karşıyadır. Bir toplumun ve bireylerinin en hassas noktası güçsüz, ilgi ve yakınlığa ihtiyaç duyan aile büyükleridir, yaşlılarıdır. Samatya’nın Ermeni halkı en zayıf, en incitici, kendisine en ağır gelen, en hassas yerinden vurulmaktadır. Adeta Ermenilere, “Yatağınızda ölemeyeceksiniz, yatağınızda ölmenize izin vermeyeceğiz” denmektedir.


    2. İşlenen cinayet salt öldürme ya da gasp kastıyla açıklanamayacak bir şiddet içermektedir. Semt sakinlerinden naklen duyduğumuz, polisin ihtimaller arasına aldığı herhangi bir ‘aile içi cinayet’ vakasıyla bağdaşmayacak bir acı çektirme güdüsü, bedensel bütünlüğe yönelik uzun süreli şiddet içermektedir.


    3. Samatya’nın Ermeni halkı tedirgindir. Resmi sayılabilecek görüşmelerimiz sırasında cinayetin ve saldırının adi bir kriminal vaka olduğuna inandıklarını söylemelerine rağmen, daha dolaylı görüşmeler ve sohbetler sırasında, açıkça ifade edilmese bile, cinayetin Ermeni kimliğine yönelik ırkçı bir nefret saiki de taşıyabileceği duygusu kendini hissettirmektedir. Kilisedeki cenazede bir kadının ilk cevabı, “Bunun ırkçı bir cinayet olduğunu düşünüyoruz” olmuştur.


    4. Samatya’nın Ermeni halkı, sorulduğunda çok net ve ısrarlı bir şekilde emniyet güçlerine güvenlerinin tam olduğunu söylemektedir. Özellikle konuyla ilgili cinayet masası ekiplerinin ne kadar özveriyle, gecelerini gündüzlerine katarak çalıştıklarını dile getirmektedirler.


    5. Emniyet güçlerinin bazı bakımlardan anlaşılabilecek nedenlerle olayın üzerine gizlilik perdesi örtmesinin korkuları azaltma/giderme bakımından yararlı olabileceği düşünülebilir; ancak şeffaflık her zaman daha fazla güven vereceğinden, bu gizlilik, aileye yapılan tembihler, daha da derin bir tedirginlik ve bilinmezliğe yol açmaktadır.


    Talebimiz


    Samatya’da yaşananlar, ülke genelinde yakın geçmişte gayrimüslimlere yönelik düşmanlık sergileyen olaylarla birlikte ele alındığında genel olarak tüm Türkiye’de insan hakları, demokrasi, adalet ve özgürlükleri tehdit eden ırkçı atmosferin işaretlerinden biri olarak algılanmakta ve hissedilmektedir.


    Bu nedenle İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi olarak İçişleri Bakanlığı’ndan konuyla ilgili aşağıdaki önlemlerin alınmasını talep ediyoruz:


    1. Soruşturma şeffaf yürütülmelidir. Adalet Bakanlığı’yla koordinasyon halinde adım atılarak dosya üzerindeki gizlilik kararı kaldırılmalıdır.


    2. Soruşturma, sadece faili bulmakla sınırlandırılmamalı, failin bağlantıları, yaşadığı ortam, aldığı etkiler, görüştüğü çevre de mercek altına alınmalı, başka bir deyişle olaylar tekil olarak değil, her anlamda ‘bağlam’ı içinde analiz edilmeli, soruşturulmalıdır.


    3. Devletin ırkçılığa, ayrımcılığa, nefret suçlarına ve cinayetlerine izin vermeyeceği mesajını vermek, bu yönde faaliyet içinde bulunanların kendilerini güvende hissetmemelerini sağlamak, arkalarında devletin olmadığını göstermek için, ilgili mülki amirler tarafından Samatya halkına yönelik birtakım adımlar atılmalı, iletişim faaliyetlerinde bulunulmalı, gizli değil gözle görünür önlemler alınarak yetkililerin bu konudaki samimiyeti kanıtlanmalıdır.


    4. Irkçılığı suç sayan yasa derhal çıkarılmalıdır. Devlet ırkçılığa göz yummayacağını kanıtlamalıdır.


    Ancak şunu da belirtmek istiyoruz: Devletten taleplerimiz, hiçbir şekilde bu konuda devlete güven duyduğumuzun göstergesi değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin uzak ve yakın tarihi ve bugünü, bu konuda devlete güvenmemizi engellemektedir. Ne var ki, devlete görevlerini hatırlatmayı da biz insan hakları savunucuları olarak kendimize görev biliyoruz, bu nedenle taleplerimizde ısrarcıyız. Irkçılık yalnızca egemen resmi ideolojinin kışkırttığı, normalleştirdiği ve sıradanlaştırdığı, devlet politikalarıyla beslenen bir silah değildir. Irkçılık aynı zamanda toplumsal bir gerçektir. Türkiye toplumunun geniş kesimlerinde farklı ölçüler ve farklı tonlarda da olsa derin kökleri vardır. Bu yüzden insan hakları savunucuları ve ırkçılık karşıtlarının, ırkçılığa karşı toplumsal refleks geliştirmeye yönelik çalışmalar yapması esas mücadele hattı olarak benimsenmelidir. Makro düzeyde ülke genelinde olmasının yanı sıra mikro düzeyde, en küçük toplumsal birimden başlayarak mahallelerde, işyerlerinde, çarşıda, pazarda ırkçılığa, ırkçı nefrete ve düşmanlığa karşı güçlü bir toplumsal refleks yaratılmalı ve geliştirilmelidir.


    Kamuoyunun ve yetkililerin bilgi ve dikkatine sunulur.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    İran’da üç Kürt mahpusa idam cezası

    21 Nisan 2026

    Ayşegül Doğan: “Türkiye’de kimsenin hayatı güvende değil, siyasi sorumluluk alınmalı”

    16 Nisan 2026

    Ücretlerini alamayan işçiler vinç tepesine çıktı

    6 Nisan 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Mehmet Murat Yıldırım

    Adalet zorlanınca yürür: Gülistan Doku dosyasının gerçek sahibi ‘kadınlar’ 

    Kenan Temir

    Nitelikli okul, nitelikli eğitim için de demokratik toplum

    Mehmet Murat Yıldırım

    Çocukların kanı üzerinde yükselen karanlık

    Muhsin Dalfidan

    Yapay zekâ: İşçi sınıfı mücadelesi ve komünizm

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Sertan Batur

    Okul saldırıları hakkında kısa bir değini

    Aziz Çelik

    Ortak sorunlar, ayrı 1 Mayıs’lar!

    Ümit Akçay

    İşaret fişeği atıldı

    Yakov M. Rabkin

    İsrail hem Yahudiler hem de Yahudi olmayanlar için bir tehlikedir: Siyonizmin antisemitizmi üzerine

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Madencilerin açlık grevi 3. gününde, direniş sürüyor

    22 Nisan 2026

    İzmir’de belediye emekçilerinden TİS isyanı: “Emek kırımına izin vermeyeceğiz”

    22 Nisan 2026

    Bakanlık önündeki 110 işçi gözaltına alındı

    21 Nisan 2026
    KADIN

    Gemlik’te kadınlardan barış yürüyüşü: “Müzakere koşulları derhal oluşturulmalı”

    19 Nisan 2026

    İskoçya’da sistematik erkek şiddet sonucu ölüme sürüklenen kadının davasında 8 yıl ceza

    12 Nisan 2026

    AKP’li vekilden “tek taraflı boşanma” çıkışı: Kadın örgütlerinden tepki

    11 Nisan 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.