Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Hatay’da depremzedelerin konteyner endişesi: “Evimizi almadan çıkmayacağız, gidecek yerimiz yok!”

    28 Mayıs 2026

    Çukurova’da tarım can çekişiyor: “Ürün değişiyor ama kriz değişmiyor!”

    28 Mayıs 2026

    “Avrupa savaşa hazırlanıyor”

    28 Mayıs 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Devlet Kemal Erdoğan

      28 Mayıs 2026

      CHP “Krizi”: Neo-faşist rejimin mimarisi ve muhalefetin dizaynı

      27 Mayıs 2026

      Abdülhamid’in Kürt ve Dersim politiği

      27 Mayıs 2026

      Titrek bir salyangozun demokrasiye inancı: Kelsen, Spinoza ve kırılganların dünyayı taşıyan sessiz direnişi

      26 Mayıs 2026

      Mutlak butlan ve süreç bağını kurabilmek

      22 Mayıs 2026
    • Seçtiklerimiz

      ‘CHP’ye operasyon yüz yıllık demokratik birikimin tasfiyesine yöneliktir’

      25 Mayıs 2026

      Tukidides Tuzağı’ndan kaçarken İran ve Küba’ya çarpmak!

      17 Mayıs 2026

      ODTÜ provokasyonu ve geç faşizmin yeni baskı rejimi

      14 Mayıs 2026

      İş cinayetlerine sessiz kalmak da politiktir

      9 Mayıs 2026

      Ana akım sendikacılığın krizi!

      4 Mayıs 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      “Avrupa savaşa hazırlanıyor”

      28 Mayıs 2026

      Şampiyonluk sevinciyle yurttaşlara forma dağıttı, ırkçıların hedefi oldu

      4 Mayıs 2026

      Hatimoğulları: Süreç, siyasi partilerin gündelik siyasetteki çıkarlarına kurban edilemez

      2 Mayıs 2026

      Av. Sevda Karataş: Zulüm varsa direniş de var!

      21 Nisan 2026

      ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

      7 Nisan 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Rafik Schami ve Suriye masalları – Sinan Gorgan

    Rafik Schami ve Suriye masalları – Sinan Gorgan

    Siyasi Haber15 Eylül 2015
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Rafik Schami ve Suriye masalları

    Bir aydının foseptik çukurunda yitip gitmesi ve masallarla büyütülen savaş kışkırtıcılığı

    Hayat bilgisinin değeri ve önemi üzerine bir kısa ders

     

    “Savaştan ve yıkımdan ne kurtarmak istediğini” soran gazeteciye şöyle der Rafik Schami:

    Kurtarmak istediklerim …

    Rafık Schami. Tanımıyor musunuz?

    Orhan Pamuk yarısı.

    Kendisi, Suriye üzerine bizim Orhan Pamuk’un 5 katı çoklukta “aydın açıklaması” yapmış, 10 kat daha fazla miktarda, “Suriye savaşında Batı’nın müdahalesi ve ayaklanmacıların silahlandırması” lehinde beyanatlar vermiş bir Suriyeli yazardır.

    Aslında barışın aydınıdır (idi) ve masalların, öykülerin yazarıdır. Öyle tanınmıştır.

    Filistin-İsrail barışı için de çok yazar ve çok konuşur(du) ayrıca, yıllardan beri.

    “Bunların hepsini yapmış ve söylemiş olsa da, “ne yazar” demeyin.

    Rafik Schami” yazarsa ve söylerse, kamuoyu hafızasına çok şey “yazar”.

     

    Böyle “söz gücü” olan bir yazarın hamaseti: “şimdi muhaliflerin silahlandırılması gerek” çağrısı yapınca yıkıcı oluyor(du).

    Rafik Schami, barış söylemlerini terk etmeden, savaş partisine yazılmayı tercih etti.

    Rafik Schami de kendi söz ustalığını, “büyük yalana” ekleyip, katanlar arasında yer aldı.

    “Büyük yalan”ın Rafik Schami’ye ve Schami gibi “onaylayıcılara” çok ihtiyacı var(dı).

     

    “Savaşlar yalandan can bulur” diyor Alman gazeteci Jürgen Todenhöfer.

    Kendisi, Almanya’nın saygın dış politika araştırmacılarından ve gazetecilerinden birisidir.

    Bu dediği doğrudur.

    Savaşın çıkarılması, derinleştirilip yaygınlaştırılması ve kazanılabilmesi için en az taraflardan birinin, “büyük yalan”a başvurması gerek.

     

    Jürgen Todenhöferder’e kulak vermeye biraz devam edelim: “Hiçbir savaş, Suriye savaşı kadar yanlış aktarılmamıştır”.

    “Humus’ta, Dar’a da, (Damaskus) Şam’da sokaktaki vatandaşla konuşup, akşamında da Batılı politikacıları okuyan birisi, yanlış bir filmin içinde olduğunu düşünecektir”

    …

    “ABD yönetimi hemen hemen her gün Suriyeli Diktatörü iç savaşı durdurmaya çağırıyor.

    Sorun şu ki: ABD ve Suudi Arabistan, savaşı durdurmaya Esad’ın kendisinden daha muktedirler.”

     

    Rafik Schami bence bu gerçeği hep bildi.

    Rafik Schami ama tersini söyledi. Hep.

     

    Onunla karşılaşmam Zürich’deki bir salon toplantısında oldu.

    Zürich’deki Riedberg Doğu Kültürleri Müze’sinin bir salonuna davet edilmişti.

    Tarihin bir cilvesi gibi, konuşmasını Wesendonck villasının bir salonunda yaptı.

    Nazizmin başat kültür değerlerinden birini oluşturan müzisyen Wagner’in uzun yıllar yaşadığı binada, bizlere hitap etti.

     

    Bu konuşmasında Rafik Schami’nin ilk aldığı rol, “Masalcı dede” rolü idi.

    Nasıl olmasındı ki.

    Suriye’nin sözlü kültürünü ve masallarını, hercümerc hikayelerini Avrupa kültürüne, Avrupa insanına ne güzel aktarmıştı.

    Öyle ün yapmıştı.

    Rafik Schami, bir saat süren toplantının sonuna doğru sadede geldi ve kendisini huşu içinde dinleyenlere “eski vatanı” Suriye’nin acılarını, özgürlüksüzlüğünü anlattı. Anlattı.

    Ve sonunda bizlere çağrısını yaptı: Suriye’deki muhalifler silahlandırılmalıydılar.

    Çok daha fazla ağır silaha ve desteğe ihtiyaçları vardı.

    Salondaki İsviçreli dinleyiciler adeta trans haline geçmişlerdi.

    Evet, evet, Diktatör yıkılmalıydı.

    Batı muhaliflere ağır silah ve mühimmat göndermeliydi acilen ve daha çok.

    Zürich sosyal-demokratların sürekli seçimleri kazandığı bir kenttir. Öyleyse, bu salonun izleyici bileşkesinin gereği, bu toplantının konservatiflerin bir tür ayini gibi olmaması gerekliydi.

    Salondaki bu huşu duygusu ve savaş ruhu da ne olaydı ki?

    Neyse!

    Sesimi çıkarmayı arzu etmedim pek.

    Sonra, izleyicilerin soru sırası geldiğinde, dayanamadım, “bir çift laf” da ben söylemek istedim.

    Savaş baltalarını çıkarıp kuşanmış, bir salon dolusu izleyiciye ne denirse etkili olurdu? Suhulet ve barış için?

    En güçlü “drama yüklü” olan örneği çıkardım heybemden.

    Salondaki İsviçreliler’in bir büyük acılarını kendilerine hatırlatma yolunu seçtim.

    “Batı, daha fazla silah ve lojistik destek versin deniyor.”

    Devam ettim: “Soruyorum: kime?”

    “O silahları eline alacak olanlar içindeki siyasi gruplardan biri, örneğin Mısır kökenli Cemaat-ül İslamiye’dir. Hatırlayın: birkaç yıl önce Mısır’da Luxor Piramidi’ni ziyaret eden turist grubuna bombalı saldırı olmuştu.

    “Aralarından 69 kişi öldürülmüştü. Bu ölenler arasında 34 tane de İsviçre vatandaşı vardı. Unutmayın, Luxor’daki bu saldırıyı Cemaat-ül İslamiye adlı İslamcı grup üstlenmişti.”

    “Onlar, diğerleri yanında 34 İsviçre vatandaşının da katilleridir. Şimdi bunlara silah verilmesini mi savunuyorsunuz?”

     

    Bilgimden emindim. Bunun çarpıcı bir örnek olduğunu düşünüyordum.

    Bu sözlerin salondakileri etkileyeceğini düşünüyordum.

     

    Tesadüfen o sabah, Milliyet gazetesinde okuduğum bir haberin bilgisini de sözlerime eklemek istedim:

    “İstanbul’da Britanya konsolosluğuna ve bir Musevi sinagogu’na saldırılandan birisinin de bugün Suriye’de öldürüldüğü haberi Türk gazetelerinde yer aldı.

    Sizin silah verilmesini istediğiniz kişiler işte bunlar.”

     

    Haberin orjinali şöyleydi:

    Milliyet, 18 Ağustos 2012

    “Suriye’de El Kaideci 3. Türk de öldürüldü”

    “Suriye’de muhaliflerin saflarında, Esad ordusuna karşı savaşan El Kaide üyeleri Osman Karahan ve Metin Ekinci’den sonra Baki Yiğit de öldürüldü.”

    “Yiğit, İstanbul’da 2003’teki ikiz saldırıları organize ettiği iddiasıyla müebbet hapis istemiyle yargılanmıştı.”

    “İstanbul’da 15-20 Kasım 2003 tarihlerinde gerçekleştirilen saldırıyı organize ettiği gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Baki Yiğit’in de Halep’te ordu güçlerince öldürüldüğü iddia edildi. Suriye’de muhaliflerin saflarında, orduya karşı savaşan El Kaide terör örgütü üyeleri Avukat Osman Karahan ve Metin Ekinci’den sonra Yiğit’in de öldürülmesi El Kaide’nin Türk yapılanmasının Suriye’de kamp kurduğunu ortaya koydu.”

     

    Konuşmam sırasında gerilmiştim.

    Kızgınlığımı ana dilim olmayan bir dilde ifade etmek zor gelmişti bana.

    Ama konuşmanın etkisi olacağını, taşı gediğine koyduğumu düşünüyordum.

    Oturdum. Bekledim. Şimdi etkinin sonucunu duymak istiyordum.

    Yaşlıca bir kadın söz aldı benden sonra. Ayağa kalkması ile söze başlaması arasında bir süre geçti. Bir an önce duymak istiyordum.

     

    Yaşlı kadın: “Bu Esad’a karşı neden suikast yapıp, onu hemen öldürmezler?” dedi.

     

    Sarsılmıştım. Bunu beklemiyordum.

    Salonda bulunan diğerlerinin gözlerinde bana bir tür destek bakışı aradım. Yoktu.

    O gün, toplantının adından sürekli düşündüm: derdimi anlatmakta, duygularımı aktarmakta ve iletmekte, neden başarısız olmuştum?

    Dil yetersizliği? İfade güçsüzlüğü?

    Bulamamamıştım.

     

    Üzerinden yıllar geçti.

    Binlerce Suriyeli daha öldü. Binlercesi ise daha yerlerinden yurtlarından oldu.

    Kan büyüdü. Acı katlandı. Yıkım derinleşti, çığlık kulakları sağır edecek duruma geldi.

    O gün, geleceği tasavvur edemeyenler, yaşanacak acıyı gözlerinin önüne getiremeyenler, akacak kanın çokluğunu tahayyül edemeyenler, şimdi bilebilmeliler. Gerçeği. Neyin ne olduğunu.

    Hristiyanlar, Sünniler, Aleviler katledildiler. Ermeniler sürüldüler.

    Ezidiler. İsmaililer. Caferiler. Dürziler. Yahudiler…

    Kafalar kesildi. Kan nehir oldu, aktı. Mozaik parçalandı. Yıkılmadı ama, artık mecalsiz, perişan.

    Halep, Lazkiye, Humus harap. Tüm ülke harap.

     

    Yok.

    Anlayışta bir değişiklik yok.

    Bakış açısında bir farklılık hala yok.

    Hala.

     

    O yaşlı kadına bugün yine sorsak, “söyle, ne yapılmalı şimdi” desek, sözü muhtemelen şöyle olur: “Bu Esad’a karşı neden suikast yapıp, onu hemen öldürmezler?”

     

    Bu süre içinde, bu geçen aylar ve yıllar içinde gazete matbaalarında dönen rotatifler boşuna mı döndüler?

    Binlerce, milyonlarca, milyarlarca pixel renk hücresi ile resimleri bizlere aktaran ekranlar boşuna mı doldular?

    Kare kare gerçekleri bize aktaran binlerce ve milyonlarca fotoğraf boşuna mı çekildi?

    Ya sözler?

    Sözler nereye gitti?

     

    Gerçeği anlamak için gözler görmez. Bu yetmez.

    Kulaklar duymaz. Bu yetmez.

    Görme eylemi, beyin hücrelerinin herhangi bir yerinde meydana geliyor.

    Duyma eylemi, beynimizin her hangi bir yerinde gerçekleşiyor.

    Gerçeği görmek ve duymak için, anlamak gerekiyor: esnasında ve sonrasında olayın / olgunun.

    Anlamak için ise bilgi gerek. Bilimsel bilgi. Siyasal bilgi. Felsefi bilgi. Hayat bilgisi.

    O olmadan, onlar olmadan, ne yaparsan yap, görülmüyor ve duyulmuyor gerçek.

     

    Şimdi anlıyorum, o toplantıda neden başarısız olduğumu.

    11 Eylül 2014

     

    HER ŞEYE TIPATIP UYAN VE HER ŞEYİ ÇOKTAN BİLENLERİN ŞARKISI

    bir şey yapılması gerektiğini ve de hemen

    çoktan biliyoruz

    ama daha erken olduğunu bir şey yapmak için

    ama artık geç olduğunu bir şey daha yapmak için

    çoktan biliyoruz

     

    ve işlerimizin yolunda olduğunu

    ve bunun böyle süreceğini

    ve bunun anlamı olmadığını

    çoktan biliyoruz

     

    ve suçlu olduğumuzu

    ve suçlu oluşumuzda bir suçumuz olmadığını

    ve elimizden bir şey gelmeyişinde suçlu olduğumuzu

    ve bunun bize yettiğini

    çoktan biliyoruz

     

    ve belki de ağzımızı tutmanın daha iyi olacağını

    ve ağzımızı tutmayacağımızı

    çoktan biliyoruz

    çoktan biliyoruz

     

    ve kimseye yardım edemiyeceğimizi

    ve bize kimsenin yardım etmeyeceğini

    çoktan biliyoruz

     

    ve yetenekli olduğumuzu

    ve hiç ve gene hiç arasında seçme yapabileceğimizi

    ve bu sorunu temelden incelememiz gerektiğini

    ve çaya iki tane şeker attığımızı

    çoktan biliyoruz

     

    ve baskıya karşı olduğumuzu

    ve sigaraların pahalılaştığını

    çoktan biliyoruz

     

    ve her seferinde bir şeyin olacağını önceden kestirdiğimizi

    ve her seferinde haklı çıkacağımızı

    ve bundan bir şey çıkmayacağını

    çoktan biliyoruz

     

    ve her şeyin yalan olduğunu

    çoktan biliyoruz

     

    ve bir şeyi atlatmanın her şey değilde hiçbir şey olduğunu

    çoktan biliyoruz

     

    ve bizim bunu atlatacağımızı

    çoktan biliyoruz

     

    ve bütün bunların yeni olmadığını

    ve yaşamanın güzel olduğunu

    ve bunun her şey olduğunu

    çoktan biliyoruz

    çoktan biliyoruz

    çoktan biliyoruz

     

    ve bunu çoktan bildiğimizi

    çoktan biliyoruz.

     

     

    Hans Magnus ENZENSBERGER

    Çeviri: Sezer DURU

     

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    İran üç Kürt tutsağı daha idam etti: Aileleriyle son görüşmeye bile izin verilmedi!

    27 Mayıs 2026

    Sezai Temelli: “İmralı Heyeti 24 Mayıs’ta Öcalan ile görüşecek”

    22 Mayıs 2026

    Hayır!

    20 Mayıs 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Mehmet Murat Yıldırım

    Devlet Kemal Erdoğan

    Siyasi Haber

    CHP “Krizi”: Neo-faşist rejimin mimarisi ve muhalefetin dizaynı

    Nevzat Onaran

    Abdülhamid’in Kürt ve Dersim politiği

    Elif Gamze Bozo

    Titrek bir salyangozun demokrasiye inancı: Kelsen, Spinoza ve kırılganların dünyayı taşıyan sessiz direnişi

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Ertuğrul Kürkçü

    ‘CHP’ye operasyon yüz yıllık demokratik birikimin tasfiyesine yöneliktir’

    Fehim Taştekin

    Tukidides Tuzağı’ndan kaçarken İran ve Küba’ya çarpmak!

    Şebnem Oğuz

    ODTÜ provokasyonu ve geç faşizmin yeni baskı rejimi

    Mehmet Türkmen

    İş cinayetlerine sessiz kalmak da politiktir

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    P&G’de Kurban Bayramı grev gölgesinde: 85 işçi bayramı direniş çadırında kutladı!

    27 Mayıs 2026

    MESEM’ler ve OSB’lerdeki meslek liseleri: Eğitim kurumu mu, çocuk işçi bulma kurumu mu?

    17 Mayıs 2026

    Üsküdar’da emekçilerden ara zam haykırışı: “Açlık sınırının altında yaşamayı reddediyoruz”

    17 Mayıs 2026
    KADIN

    Kızılay Kayseri İl Başkanı Cafer Beydilli’ye çalışan kadınları hedef alan paylaşımı nedeniyle suç duyurusu!

    20 Mayıs 2026

    EŞİK: “Eşitlikten ve laiklikten vazgeçmiyoruz”

    18 Mayıs 2026

    Kadınların sesini sahneye taşıyan “Adımı Hatırla” oyunu yoğun ilgi gördü

    18 Mayıs 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.