Avrupa genelinde yükselen sağ popülist dalga ve göçmen haklarının sınırlandırılması tartışmaları, İsviçre’de sağcı İsviçre Halk Partisi’nin (SVP) gündeme getirdiği “10-Milyon İsviçre” girişimi ile yeni bir boyut kazandı. Yeşiller Partisi’nin eski genel başkanı ve İsviçre Federal Parlamentosu eski üyesi Balthasar Glättli, gazeteci Mehmet Murat Yıldırım’a verdiği röportajda, bu girişimin kıta Avrupası’ndaki genel sağ popülist siyasetin tarihsel bir devamı olduğunu belirtti.
Kısa süre önce federal düzeydeki görevinden ayrılarak Zürih Şehir Konseyi’ne katılan Glättli, göç politikaları üzerinden yürütülen bu kampanyanın ardındaki sosyo-ekonomik ve hukuki gerçekleri deşifre etti.
“Stratejik hedef göçü azaltmak değil, hakları kısıtlamaktır”
Girişimin iddia edildiği gibi ekolojik ya da demografik bir “sürdürülebilirlik ve yaşam kalitesi” arayışı olmadığını savunan Balthasar Glättli, şu tespitte bulundu:
“SVP’nin 10-Milyon İsviçre girişimi, sürdürülebilirlik üzerine ciddi bir tartışma değildir. Çünkü SVP; kentsel yayılmayı sınırlamak ya da sosyal konut üretimi gibi yapısal çözümlerde hiçbir zaman yapıcı bir aktör olmamış, aksine problemin bir parçasını oluşturmuştur. Bugün yürütülen bu tartışmanın merkezinde göçü azaltma hedefinden çok, göçmenlerin sahip olduğu temel hakların sınırlandırılması ve toplumdaki konumlarının zayıflatılması yer almaktadır.”
Glättli, bu yaklaşımı İsviçre siyasi tarihinde 1960’lar ve 1970’lerde yabancı işçileri hedef alan “Schwarzenbach girişimi” ile 20. yüzyılın başındaki “aşırı yabancılaşma” (Überfremdung) kampanyalarının modern bir tezahürü olarak nitelendirdi. İsviçreli yazar Max Frisch’in 1965 yılındaki ünlü “İş gücü çağırıldı ve insanlar geliyor” sözüne atıfta bulunarak, sağ popülistlerin göçmenleri temel hakları, güvenli oturum statüsü ve aile birleşimi hakları olmayan birer “günah keçisi” olarak konumlandırmak istediğini vurguladı.
Ekonomik krizlerin faturası: Emlak lobisi ve sahte suçlamalar
Glättli, SVP’nin göç analizlerinin bilimsel temelden uzak, aşırı genelleştirilmiş ve yanlış olduğunu ifade etti. Birçok akademik araştırmanın göçmenlerin kamu yararına (ekonomik ve sosyal sistemlere) sorunlardan çok daha fazla katkı sağladığını gösterdiğini belirterek, ülkedeki barınma krizine dair şu küresel dinamiklere dikkat çekti:
- Boş konut oranları ve serbest dolaşım: İsviçre’deki mevcut boş konut oranı, Avrupa Birliği ile serbest dolaşım anlaşmasının uygulanmaya başlanmasından önceki 1990’lı yıllardan daha yüksektir. Dolayısıyla kira artışlarının doğrudan konut eksikliğinden kaynaklandığı iddiası gerçeği yansıtmamaktadır.
- Kira hukukunun delinmesi: Kiraların kontrolsüzce tırmanmasının esas nedeni, fahiş kiraları teorik olarak yasaklayan mevcut kira hukukunun denetlenmemesidir.
- Siyasi engellemeler: Federal parlamentodaki sağ-burjuva çoğunluk, etkili kira denetimleri getirilmesine yönelik yasal girişimleri sistematik olarak reddetmektedir. SVP, bu süreçte kiracıların değil, doğrudan emlak lobisinin çıkarlarını savunmaktadır.
Girişimin, kısa süreli oturum iznine sahip kişileri nüfus kotasına dahil etmeme önerisini de eleştiren Glättli, bu modelin İsviçre’nin geçmişindeki güvencesiz “mevsimlik işçi statüsü” (Saisonnierstatut) dönemini canlandırma riski taşıdığını söyledi.
Uluslararası ilişkiler ve Avrupa entegrasyonu riski
Küresel jeopolitikte Rusya, Çin ve ABD gibi güçlerin başında otoriter yönetimlerin bulunduğu istikrarsız bir dönemden geçildiğini hatırlatan Glättli, İsviçre’nin Avrupa Birliği (AB) ve komşu ülkelerle olan diplomatik ve ekonomik ilişkilerini “Bilateraller III” müzakereleri ile derinleştirmesi gerektiğini savundu.
“10-Milyon” tasarısının kabul edilmesi durumunda AB ile ilişkilerin geri dönülemez bir şekilde bozulacağını ifade eden Glättli, bunun İsviçre içinde yaşayan yabancılar ile Avrupa genelinde yerleşik İsviçre vatandaşları için hem ekonomik hem de insani açıdan çok ağır sonuçlar doğuracak bir “kaos girişimi” olduğunu belirtti.
Demokratik meşruiyet krizi: “Üçte iki demokrasi”
Yeşiller Partisi’nin demokrasi anlayışına göre, bir karardan etkilenen tüm bireylerin o kararın alınma sürecine katılması gerektiğini vurgulayan Glättli, İsviçre’nin demokratik yapısına yönelik küresel ölçekte de tartışılan şu eleştiriyi yöneltti:
“İsviçre demokrasisi açıkça yalnızca üçte iki demokrasidir. Çünkü bu ülkede yaşayan, vergi veren ve toplumsal yaşama katılan ancak İsviçre pasaportu bulunmayan milyonlarca insanın seçme ve seçilme hakkı yoktur.”
Glättli, Yeşiller olarak yabancıların oy hakkı kazanması, keyfi uygulamaların son bulması ve vatandaşlığa geçiş süreçlerinin adil hale getirilmesi için başlatılan “Demokrasi Girişimi”ni ilk günden beri uluslararası demokratik standartlar çerçevesinde desteklediklerini ifade etti.
