Britanya Komünist Partisi’nin yayın organı olan Morning Star gazetesinde John Green imzasıyla yayımlanan “A clear-minded, if taciturn, Marxist” başlıklı yazı, Monroe’nun yaşamı boyunca sendikal hakları, siyahların eşitlik mücadelesini ve ilerici toplumsal hareketleri desteklediğini ortaya koyuyor.
Sinema tarihinin en tanınmış isimlerinden biri olan Marilyn Monroe, uzun yıllar boyunca kamuoyuna “güzel ama saf sarışın” imajıyla sunuldu. Ancak son yıllarda yayımlanan araştırmalar ve arşiv belgeleri, Monroe’nun bu kalıbın çok ötesinde, toplumsal sorunlarla yakından ilgilenen ve siyasi gelişmeleri takip eden bir figür olduğunu gösteriyor.
Zor bir çocukluktan Hollywood yıldızlığına
Asıl adı Norma Jeane Mortenson olan Monroe, 1 Haziran 1926’da Los Angeles’ta dünyaya geldi. Çocukluğunun önemli bir bölümünü koruyucu ailelerin yanında ve yetimhanelerde geçirdi. Henüz 16 yaşındayken evlenerek bu yaşamdan uzaklaşmaya çalıştı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında bir uçak fabrikasında çalışırken keşfedilen Monroe, önce modellik yaptı, ardından Hollywood stüdyolarının dikkatini çekerek sinema kariyerine adım attı. Bazı biyografi yazarları, çocukluk yıllarında yaşadığı yoksulluk ve savaş döneminde fabrikada çalışmasının, onun emekçilere yönelik duyarlılığını etkilediğini belirtiyor.
FBI’ın yakın takibindeydi
Soğuk Savaş döneminde ABD’de anti-komünist ve “kızıl avı” politikaları yürürlükteyken Marilyn Monroe, Hollywood’un en büyük yıldızlarından biri olarak FBI ve Senato soruşturmalarının dikkatini çekti.
1950’li yıllar ABD’de McCarthy döneminin antikomünist baskılarının yoğunlaştığı yıllardı. FBI Direktörü J. Edgar Hoover ve Kongre’deki Amerikan Karşıtı Faaliyetleri Araştırma Komitesi (HUAC), ilerici ve sol görüşlü isimleri yakından izliyordu.
FBI belgelerine göre Monroe da bu takipten nasibini aldı. Özellikle 1955 yılında Sovyetler Birliği’ni ziyaret etmek için vize başvurusu yapan sanatçılar arasında yer almasının ardından hakkında dosya oluşturulduğu ve ölümüne kadar izlendiği belirtiliyor.
Belgelerde Monroe’nun sendikal haklara destek verdiği, ırkçılığa karşı tutum aldığı ve siyahların yurttaşlık hakları mücadelesine sempati duyduğu aktarılıyor. Ayrıca nükleer silahlara karşı kampanyaları desteklediği ve Mao Çin’ine yönelik ilgisini gizlemediği ifade edilir.
Sol çevrelerle ilişkileri dikkat çekti
Monroe’nun yakın çevresinde çok sayıda sol görüşlü sanatçı, yazar ve aktivist bulunuyordu. Özellikle ABD’li sol entelektüel Frederick Vanderbilt Field ile ilişkisi FBI dosyalarında ayrıntılı biçimde yer aldı.
Field, anılarında Monroe’yu “sessiz ama berrak düşünceli bir Marksist” olarak tanımladı. Ancak Monroe’nun ABD Komünist Partisi üyesi olduğuna dair kesin bir kanıt bulunmuyor. Araştırmacılar, dönemin yoğun baskı ortamı nedeniyle böyle bir üyeliğin kamuoyu önünde açıklanmasının zaten mümkün olmayacağını vurguluyor.
Monroe’nun 1956 yılında oyun yazarı Arthur Miller ile evlenmesi de dönemin muhafazakâr çevrelerinde tartışma yaratmıştı. Miller, geçmişte Komünist Parti ile ilişkili olmakla suçlanan isimlerden biriydi.

Irkçılığa karşı tavır aldı
Monroe’nun siyah sanatçılara verdiği destek de yaşam öyküsünün önemli başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.
Ünlü caz sanatçısı Ella Fitzgerald’ın Los Angeles’taki prestijli Mocambo kulübünde sahne almasının engellendiği dönemde Monroe devreye girdi. Kulüp yönetimine, Fitzgerald’ın sahne alması halinde ön sıralarda oturacağını ve başka ünlü isimleri de getireceğini söyledi. Teklif kabul edildi ve Fitzgerald kulüpte sahne alma fırsatı buldu.

Bu olay, Monroe’nun siyah sanatçılara yönelik ayrımcılığa karşı aldığı tavrın en bilinen örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Kendi şirketini kurarak Hollywood’a meydan okudu
Monroe yalnızca oyunculuğuyla değil, sektördeki güç ilişkilerine karşı attığı adımlarla da dikkat çekti. 1954 yılında film stüdyolarıyla yaşadığı anlaşmazlıkların ardından kendi yapım şirketi olan Marilyn Monroe Productions’ı kurdu.
Sinema tarihçileri, bu girişimin Hollywood’daki klasik stüdyo sisteminin çözülme sürecinde önemli bir dönüm noktası olduğunu belirtiyor.
Yeniden değerlendirilen bir miras
Monroe’nun yaşamı uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak özel hayatı ve seks sembolü kimliği üzerinden anlatıldı. Ancak son dönemde yapılan çalışmalar, onun kadınların sektördeki konumuna meydan okuyan, toplumsal meselelerle ilgilenen ve eşitlik mücadelelerine destek veren yönlerini de görünür kılıyor.
Bugün birçok araştırmacı, Marilyn Monroe’nun yalnızca Hollywood’un efsanevi yıldızlarından biri değil, aynı zamanda döneminin toplumsal çelişkilerine duyarlılık gösteren ve siyasi gelişmeleri yakından izleyen bir figür olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
