Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademisi Üyesi Duran Kalkan, Medya Haber televizyonunda katıldığı röportajda İmralı’daki son görüşme trafiğini, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ndeki belirsizlikleri, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarını ve CHP’ye yönelik siyasi müdahaleleri değerlendirdi.
İmralı’da uzun bir sürenin ardından yeniden görüşme yapılmasına değinen Kalkan, sürecin açık ve şeffaf yürütülmesi gerektiğinin altını çizdi.
“27 Mart’taki somut yol haritası işletilmedi”
İmralı’da elli günü aşkın süre boyunca mutlak bir tecrit uygulandığını belirten Kalkan, 24 Mayıs 2026’da gerçekleştiği belirtilen son görüşmenin detaylarının DEM Parti heyeti tarafından açıklanmasını beklediklerini ifade etti. 27 Mart 2026 tarihli görüşmede taraflar arasında net bir mutlak mutabakat sağlandığını aktaran Kalkan, planın detaylarını şu sözlerle paylaştı:
- Nisan ortası planı: Nisan ortasına kadar bir yasa taslağı hazırlanacaktı. Taslak ilk olarak İmralı’da tartışılacak, ardından hareketin yönetimine gelecekti.
- Nisan sonu yasaları: Hareketin görüşleri İmralı’ya aktarıldıktan sonra, Nisan ayı sonunda bazı temel yasaların meclisten çıkması planlanıyordu.
Bu somut planlamaya rağmen sürecin işletilmediğini vurgulayan Kalkan, “Nisan ortası, Nisan sonu ve Mayıs ortası geçti, hiçbir şey gelmedi. En kısa vadeli planlama bile yürümüyorsa biz bu ağır sorunları nasıl çözeceğiz? Ciddi olmak lazım” eleştirisinde bulundu. İletişimi kesip psikolojik savaş yöntemleriyle kamuoyunun yanlış bilgilendirilmesinin dürüst bir yaklaşım olmadığını ekledi.
“Devlet Bahçeli’nin 18 Mayıs açıklaması ‘dağ fare doğurdu’ misalidir”
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarındaki zikzaklara ve çelişkilere dikkat çeken Kalkan, 5 Mayıs ve 18 Mayıs tarihlerindeki tutumlar arasında ciddi uçurumlar olduğunu söyledi:
“5 Mayıs’ta yapılan ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ tanımlaması önemliydi, üzerinde düşünülmüş bir adımdı. Ancak daha sonra 18 Mayıs’ta Bahçeli adına yayımlanan 7 maddelik sözde yol haritası tam anlamıyla ‘dağ fare doğurdu’ misalidir. 5 Mayıs açıklamasıyla bu metin örtüşmüyor. Muhtemelen AK Parti sözcülerinin tepkisinin ardından sürece dışarıdan müdahale edildi.”
Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’te Meclis kürsüsünden yaptığı “umut hakkı” ve “gelsin Meclis’te konuşsun” çağrılarını hatırlatan Kalkan, 18 Mayıs’taki metinde “umut hakkı” ve “siyaset hakkı” kavramlarının tamamen çıkarıldığını, Türk-Kürt kardeşliği yerine metnin bir PKK’yi tasfiye koordinatörlüğüne ve tehdit diline dönüştüğünü savundu.
“Demokratik siyasetin yolu Abdullah Öcalan’dan başlar”
Kalkan, sürecin başarıya ulaşması ve silahlı mücadelenin tamamen demokratik siyasal mücadeleye evrilmesi için şu net yol haritasını sundu:
“Biz silahlı mücadeleyi durdurma kararı almadık sadece; siyasi mücadele stratejisini sona erdirerek demokratik siyaset stratejisini benimsedik. Bunun yolu da başta Önder Apo olmak üzere özgürlük yasalarının çıkmasıdır. Nisan ayında bunu yapacaklardı. Çıksın, Önder Apo siyaset yapmaya başlasın, demokratik siyasetin önü açılsın. O zaman Avrupa’dan da dağdan da herkes onun yanına gider. Demokratik entegrasyon Önder Apo’dan başlamalıdır.”
CHP’ye yönelik müdahaleler: “Cumhuriyetin temelindeki demokrasi yoksunluğudur”
CHP Genel Merkezi’ne yönelik son yargı kararlarını ve polis müdahalelerini de değerlendiren Duran Kalkan, bu hamlelerin arkasında derin bir sistem krizi olduğunu belirtti. Darbelerin artık üniformalılar tarafından değil, cübeliler eliyle yargı odalarında planlandığını iddia eden Kalkan, şu bağı kurdu:
- İktidar kavgası: Tayyip Erdoğan, geçmişte kendisine seçim yasağı konulduğunda yargı vesayetine karşı çıkan ilk kişiydi. Şimdi ise yargı gücünü eline alarak, karşısına rakip olarak çıkabilecek kim varsa baskı altına alıyor. Özgür Özel liderliğindeki CHP’ye ve bugünkü “mutlak butlan” kararına yönelik polis zoruyla yapılan müdahaleler siyasete yakışmayan utanç verici bir durumdur.
- Kürt sorunuyla bağlantı: Türkiye’deki demokrasisizliğin temel kaynağı Kürt sorunudur. Kürtler haklarını aramasın diye Kürdistan’a dayatılan soykırım politikalarının Türkiye’deki izdüşümü faşist baskılardır. Özgür Özel ne zaman “Kürt halkı ve hakları” dese iktidar blokundan hemen tepki gecikmiyor. Eski liderler Özal ve Erbakan’ın başına gelenler, Kürt sorununa yaklaşmak istedikleri içindi; bugün Özgür Özel’e yapılan da aynısıdır.
Kalkan, “Cumhuriyeti kuran, Türk’ün partisi olarak ifade edilen CHP’ye bile bunu yapanlar; Kürt’ün adını söyleyene, özgürlüğünü isteyene, Türkiye’ye demokrasi isteyene ne yapmazlar ki?” diyerek sürecin pozitif etkisinin sadece iktidarın çıkarı için kullanıldığını savundu.
Üçüncü Dünya Savaşı ve dış politikadaki kırılmalar
Bölgesel gelişmeleri 3. Dünya Savaşı kapsamında değerlendiren Kalkan, AK Parti iktidarının dış politikada stratejik değil, tamamen günübirlik ve pragmatist yaklaştığını söyledi. Ortadoğu’daki savaş ortamında Türkiye’nin kendisini ABD-İsrail hegemonyasıyla uzlaştırmaya ve ittifak kurmaya çalıştığını belirten Kalkan, İran’daki kırılgan durum netleşmediği için iktidarın içeride barış sürecini tamamen bitirmeye cesaret edemediğini ve hâlâ bir açık kapı bıraktığını iddia etti.
