Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    İspanya, ABD’nin üslerini İran’a karşı kullanmasını yasakladı: Trump’tan tehdit, Sanchez’den “Savaşa hayır” çıkışı

    4 Mart 2026

    İran-ABD-İsrail hattında çatışmalar 5’inci gününde: 18 kentte 60 üs hedef alındı

    4 Mart 2026

    Bakanlık raporu: Milyonlarca hane temel ihtiyaçlarını sosyal yardımlarla karşılıyor

    4 Mart 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Kapitalizmde ahlaki çürüme, oligarşik iktidar ve şantaj ekonomisi

      2 Mart 2026

      Meslek odalarına neler oluyor?

      2 Mart 2026

      Halkın Hafızası, Toprağın Sesi; Yaşar Kemal

      1 Mart 2026

      Yoksulluğun normalleşmesi ve gündelik hayatın sessiz eğitimi

      27 Şubat 2026

      Zil sesi ilahi olan bir ülkede çocuk olmak

      26 Şubat 2026
    • Seçtiklerimiz

      İran’la savaşın sınırları

      1 Mart 2026

      Laiklik tamamlanmış bir hikaye mi? Bu ülke hiç gerçekten laik oldu mu?

      27 Şubat 2026

      Kemal Türkler 100 yaşında!

      23 Şubat 2026

      Cemil’in manifestosu

      16 Şubat 2026

      Sağlamlık Sözleşmesi’nin bir türlü reddedilemeyişi

      15 Şubat 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      HRANA: İran’daki protestolarda binlerce kişi öldürüldü, yüzlerce çocuk gözaltına alındı

      25 Şubat 2026

      Hatimoğulları: “Halk erken seçim isterse, biz hazırız; mobilizasyon kapasitesi en yüksek partiyiz”

      19 Şubat 2026

      Maden işkolunda bir kadın sendikacı

      15 Şubat 2026

      Epstein dosyası yeniden açılırken, Burak Oğraş’ın babası konuştu: “Oğlum otelde gördükleri yüzünden öldürüldü”

      10 Şubat 2026

      Musa Piroğlu: Halep’te yaşananlar, barış beklentilerinin ciddi biçimde zedelendiğini göstermiştir

      14 Ocak 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Arafta Düet yeri, önemi ve eleştiri

    Arafta Düet yeri, önemi ve eleştiri

    BAHAR AKPINAR Yeni Arayış için yazdı: Esaret altındaki kişinin bu saldırıya vereceği en güçlü cevap hafızasını diri tutma ve bir yeniden hatırlama/hatırlatma çabasıdır. Bu eylemin, insani bir refleksin çok ötesinde, kişide manevi bir direnç (yani içsel bir güçlenme) oluşmasını olanaklı kılan, gücünü kişinin kendisinden aldığı içsel bir karşı atak olarak algılanması gerekir. Esaret altında üretilen sanat eserleri, hayatta kalma gücünü diri tutan manevi direnç olarak adlandırdığımız bir alan, bir öz güçlenme aracıdır.
    Bahar Akpınar24 Temmuz 2024
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Esaret altında üretilen sanat eserleri diğerlerinden farklı başlık altında değerlendirilmeyi hakkeden yapıtlardır. Bu eserler yaratım sürecinde sanatçının içinde bulunduğu zor koşullar ve maruz bırakıldığı baskı ve sınırlandırmalar altında yaratıcılığını nasıl ifade ettiğinin ve bu deneyimlerin eserlerine nasıl yansıdığının anlaşılması bakımından önemlidir. Buna ek olarak, sanatçının esaret altındaki yaşamını ve psikolojisini anlamamıza yardımcı olan, insanlık tarihindeki önemli olaylara dair benzersiz bir bakış açısı sunan özel yapıtlardır.

    Nazi toplama kamplarında, Sovyet Gulag kamplarında, çeşitli siyasi baskılar altında hapishanelerde üretilen yapıtlar sadece sanatsal değerleri açısından değil, aynı zamanda tarihsel ve sosyolojik perspektiften de ele alınarak incelenir. Bu tür incelemeler düz bir okumadan çok daha katmanlı bir değerlendirmeye muhtaçtır. Çoğu zaman yazılanın değil, yazılmayanın izi sürülür, anlatılandan çok perdelenen görülmeye çalışılır. Yaratım sürecinde yazarın geçmişi hatırlama ya da geleceği inşa etme sırasında toplumsal ve kültürel hafızayla kurduğu ilişki, kıstırılmış olduğu mekan ve zamanın dışına çıkarak ulaştığı zihinsel özgürlük hali bir direniş olduğu kadar, bir hayatta kalma mücadelesidir. Doktora tezimde bu konuyu çalıştığım için Selahattin Demirtaş ve ’in eş yazar olarak kaleme aldıkları Arafta Düet ve sonrasında gözüme çarpan birkaç yorum beni bu konuda düşünmeye itti.

    Prag’daki o soru

    Yazının burasında kısaca kendi çalışmamdan söz etmem gerekiyor. Bir Nazi toplama kampı olan Terezin’de Yahudi tutuklular tarafından gizlice yazılıp oynanan tiyatro oyunlarında zaman, mekan ve hafıza arasındaki ilişkiyi ortaya koymayı amaçladım. Yazım aşamasındayken Amerika’da bulunan Defiant Requiem Vakfı’ndan aldığım bir bursla Çek Cumhuriyeti’ne ve Terezin toplama kampına bir araştırma gezisi yapma olanağı buldum. Bu gezi sırasında vakfın onursal başkanı Büyükelçi Stuart Eizenstat ile sohbet ederken, oyunların iyi yazılmış olup olmadıklarını sorması bende bir farkındalık yarattı. Çünkü o ana kadar yaklaşık dört yıldır haşır neşir olduğum bu oyunları iyi olup olmadıkları açısından hiç değerlendirmemiştim. Kimisi duygu olarak insanı çok zorlasa da oyunların neredeyse tamamı tiyatral açıdan iyi yazılmış metinlerdi. En acemice olanı – 14 yaşındaki bir çocuk tarafından yazılan ilk ve tek oyun olan eser- bile iyi bir dramaturgi çalışması ile sahnelenebilecek düzeydeydi. Ne var ki bu oyunların sahneyi hedef alan estetik bir tasarımdan çok daha farklı bir amaçla şekillendirildikleri belliydi.

    Savaş sırasında Terezin’de tutuklu olan ve bu oyunların bazılarında oynayan, bazılarını seyreden az sayıda Holokost kurtulanı ile görüştüğümde bu sorunun cevabını da bulmuş oldum. Kağıt üzerinden değerlendirildiğinde birer sahne metni gibi algılanan bu oyunlar o günün gerçekliğinde başlı başına hayatta kalma mücadelesiydi. Oyunları gün ışığına çıkaran Dr. Lisa Peschel’in verdiği isimle birer hayatta kalma performansıydılar. Peki bu nasıl bir mücade? Ne oluyor da bu insanlar akla hayale gelen en zor koşullardan birindeyken bile böylesi bir mücadele verebiliyor? Kısaca buna değinelim.

    Duvarların ötesine uzanan yol: hafıza

    Terezin Oyunları’nda yazarların toplama kampı koşullarından hiç bahsetmediğini, orada neler yaşadıklarını hiç anlatmadıklarını görürüz. Oyunların bir kısmı savaş öncesinde ve günlük yaşam mekanlarında geçerken bir kısmı savaşın çoktan geride kaldığı gelecekte bir zaman diliminde geçer. Başlangıçta bu durumun benim açımdan şaşırtıcı olduğunu belirtmem gerek. Zira beklentim toplama kampının ağır koşullarını okuyacağım, orada yaşananlara tanıklık edeceğim yönündeydi. Oysa zekice kaleme alınmış komedi ve dramlar ile kabarelerden oluşan bir seçki ile karşılaştım. Ancak direniş de, hayatta kalma mücadelesi de tam olarak yazarların bu tercihleriyle başlıyordu. Buraya biraz yakından bakalım.

    Toplumlar Nasıl Anımsar adlı çalışmasında Paul Connerton, geçmişin yeniden kurulmasında toplumsal hafızanın önemine dikkat çeker. Totaliter bir devlet yapısının ilk hedefinin toplumsal hafızayı yok etmek olduğunu belirtir ve yurttaşların belleğini silme konusunda sistemli adımlar atıldığının altını çizer: “Bir büyük güç, küçük bir ülkeyi ulusal bilincinden yoksun bırakmak istediğinde, sistemli unutturma yöntemi kullanır. (…) Zamanın yazarları mahkûm edilir, tarihçileri görevden alınır ve susturulup işlerinden uzaklaştırılmış kimseler, göze görünmez duruma düşüp unutturulurlar. Totaliter rejimlerde ürkütücü olan yanı, yalnızca insan onurunun çiğnenmesi değil, aynı zamanda bazen geçmişin dürüst tanıklığını yapacak kimsenin bırakılmamasıdır” der.

    Esaret altındaki kişinin bu saldırıya vereceği en güçlü cevap hafızasını diri tutma ve bir yeniden hatırlama/hatırlatma çabasıdır. Ancak bu basit bir çaba değildir. Bu eylemin, insani bir refleksin çok ötesinde, kişide manevi bir direnç (yani içsel bir güçlenme) oluşmasını olanaklı kılan, gücünü kişinin kendisinden aldığı içsel bir karşı atak olarak algılanması gerekir. İşte, esaret altında üretilen sanat eserleri, hayatta kalma gücünü diri tutan manevi direnç olarak adlandırdığımız bir alan, bir öz güçlenme aracıdır. Kendisi de bir Holokost kurtulanı olan nörolog ve psikiyatr Victor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı’nda esaret altındaki bir insan için hafızanın geçmişin tüm yaşanmışlığı ile bir anılar denizi olmasının çok ötesinde, sığınılan bir yuvaya dönüştüğünü söyler. Buraya tutunuşun kişide içsel bir güçlenme yaşanmasını sağlayarak böylece kişinin kendisini bekleyen korkuya, uğradığı haksızlıklar karşındaki derin öfkeye katlanmasının mümkün olabildiğini belirtir.

    Selahattin Demirtaş’ın hapishanede yazdığı kitapların böyle bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çok kısaca bahsettiğim Terezin Oyunları’nı yazanlar nasıl toplama kampı duvarlarını yıkıp geçerek, duvarların dışında, öncesinde veya sonrasında bir anlatı kuruyorlarsa, Demirtaş da satırlarıyla hapishane duvarlarının dışına çıkmayı başarıyor. Yaklaşık sekiz yıldır hapsolan Demirtaş’ın yaptığı bir diğer şey ise bizi buna tanık kılması. Eş zamanlı olarak yaşadığımız bu tanıklığın son halkası Arafta Düet. Diğer kitaplarından farklı olarak bu sefer Demirtaş’ın yanında eş yazar olarak Yiğit Bener var. Peki bu durum Arafta Düet’i nasıl bir yere konumluyor? Gelin biraz ona bakalım.

    Arafta Düet

    Yiğit Bener, Youtube’da yayın yapan ‘alan’ adlı platformda kendisiyle yapılan söyleşide kitabın yazım sürecinden bahsederken Demirtaş’la ortaklaşa aldıklarını bir kararın altını çiziyor. Yazarlar, kimin hangi bölümleri yazdığının okuyucuya açıklanmaması konusunda ortak bir karar almışlar. Çok anlaşılır olmasının yanı sıra çok da doğru bulduğum bir karar bu. Nasıl ki ortaklaşa kaleme alınan senaryolarda kimin hangi karakterleri yazdığının, hangi replikleri kaleme aldığının seyirci tarafından bilinmesine gerek yoksa Arafta Düet’te de hangi bölümlerin kimin tarafından yazılmış olduğunun bir önemi yok. Bu eşit düzlem bizi yer yer Demirtaş’ın cezaevi duvarlarını yıkıp dışarı çıktığı, yer yer de Bener’in aynı yolla içeri girdiği bir hibrit zemine götürüyor. Her iki yazar tarafından da toplumsal hafızanın kullanıldığı bu zeminin amacıysa yukarıda saydıklarımdan çok farklı değil. Arafta Düet, içeriğinden bağımsız olarak öncelikle Bener’in Demirtaş’ın uğradığı haksızlığın getirdiği vicdani yükle kurduğu iletişimin seneler içinde kitaplar üzerinden gelişen bir yol arkadaşlığına dönüşmesiyle oluşan bir dayanışma hikayesi. Burada mesele biraz da okurun bu dayanışmanın neresinde duracağı ile ilgili.

    Bener, söyleşisinde ‘bizde siyasette hatta siyasetin belli kesiminde devletin gadrine uğrayanlara biraz zayiat gözüyle bakma alışkanlığı var. Bu ahlaken çok yanlış bulduğum bir şey’ dedikten sonra bu gibi durumlarda toplum olarak gösterilmesi gereken olağan refleksin dayanışma olduğunun ancak bizim toplumumuzda bunun aksine insanların sıklıkla kendi kaderlerine bırakıldıklarının altını çiziyor. Katılmamak mümkün değil. Buraya bir ekleme yaparak okur için de olağan refleksin dayanışma olması gerektiğini ve elinde tuttuğu kitabın diğer kitaplardan farkının idrakine varabilmesi gerektiğini belirtmek istiyorum. Zira bu nokta Demirtaş’ın kimliğinden bağımsız olarak buluşmamızın zorunlu olduğu insani bir nokta.

    Nasıl bugün soykırım kurbanlarına kimlikleri her ne olursa olsun, ayrım yapmaksızın insani değerler üzerinden yaklaşıp haklarını savunmamız gerekiyorsa, nasıl haksızlığa uğrayan tüm canlıların sesi olmak zorundaysak, çalışıyorsak, Demirtaş’la da aynı noktada buluşmamız, dayanışmamız yerine getirilmesi gereken insani bir ödev.  Bu satırı Voltaire’den beri sağlanamayan bir ideal politikten bahsettiğimin bilincinde olarak yazıyorum. Zira bunu reel politikte kendiliğinden ve tartışmasız biçimde uygulayabilir olsaydık hiç bunları konuşuyor olmayacaktık. Peki bu durum bizi böylesi yapıtları eleştirmekten alıkoyar mı?

    Eleştiri Meselesi

    Elbette koymaz. Ancak öncelikle eleştirinin ne olduğu ve nasıl yapılması konusunda anlaşmamız gerekiyor. Eleştiri kişisel beğeni beyanlarının çok ötesinde, farklı sosyal alanlardan bilgilerin çağrılarak yapıldığı, neden – sonuç ilişkilerinin nesnel bir çerçevede kurulduğu bir yazın alanı. Feminist eleştiri, Marksist eleştiri, yapılsalcı eleştiri, psikanalitik eleştiri, vb gibi başlıklar altında üretilen eleştiri metinleri de edebiyata dahil, dahası eleştiriye açık metinler. Bir eleştirinin de eleştirisi pekala yapılabilir.

    Nasıl hiçbir yazar eleştiriden kaçamıyorsa Demirtaş ve Bener de elbette bundan kaçamaz. Dahası ben ne Demirtaş’ın ne de Bener’in bu konuda herhangi bir çekincesi olduğunu düşünmüyorum. Mesele okur olarak böylesi bir dayanışmanın neresinde durduğumuzun farkında olmakla alakalı. Zira bu farkındalığın gelişmediği durumlarda ıskalanan şey bir edebi eserin niteliği değil, dayanışmanın kendisi oluyor. Böylesi bir ülkede ve böylesi bir zamanda bu üzerinde tartışamayacağımız kadar vazgeçilmez bir nokta. Dayanışmak zorundayız. Zira gelinen noktada bu artık bir ‘ya içindesindir çemberin, ya da dışında yer alacaksın’ meselesi.

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    İran’la savaşın sınırları

    1 Mart 2026

    Laiklik tamamlanmış bir hikaye mi? Bu ülke hiç gerçekten laik oldu mu?

    27 Şubat 2026

    Kemal Türkler 100 yaşında!

    23 Şubat 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Ertan Eroğlu

    Kapitalizmde ahlaki çürüme, oligarşik iktidar ve şantaj ekonomisi

    Muhsin Dalfidan

    Meslek odalarına neler oluyor?

    Elif Gamze Bozo

    Halkın Hafızası, Toprağın Sesi; Yaşar Kemal

    Ertan Eroğlu

    Yoksulluğun normalleşmesi ve gündelik hayatın sessiz eğitimi

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Evren Balta

    İran’la savaşın sınırları

    Adil Okay

    Laiklik tamamlanmış bir hikaye mi? Bu ülke hiç gerçekten laik oldu mu?

    Aziz Çelik

    Kemal Türkler 100 yaşında!

    Mehmet Horuş

    Cemil’in manifestosu

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilen Prof. Dr. İbrahim Barut işten çıkarıldı

    3 Mart 2026

    Ankara’da 3 Mart açıklaması: “İş cinayetleri kader değil, siyasal tercihtir”

    3 Mart 2026

    Polyak eyleminde gözaltına alınan sendika uzmanı Başaran Aksu serbest bırakıldı

    3 Mart 2026
    KADIN

    8 Mart 2026: Kadınlar yoksulluğa, şiddete ve baskılara karşı feminist isyanda!

    2 Mart 2026

    Barışa İhtiyacım Var: Kadınlar konuştu Rapor sustu

    27 Şubat 2026

    DEM Parti’nin kadın cinayetleri önergesi Meclis’te reddedildi

    25 Şubat 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.