Kaynak: Evrensel
Yaz döneminin sonuna gelinirken, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı altında ezilen işçi ve emekçiler ara zam alamadan bir dönemi daha geride bıraktı. Tuzla’da bir araya geldiğimiz metal işçileri, ücretlerdeki erimenin yalnızca geçim sıkıntısı yaratmadığını; çalışma saatlerinden yıllık izinlere, tezgah başındaki arkadaşlık ilişkilerinden aile hayatına kadar tüm yaşamı ağır bir sömürü cenderesine soktuğunu anlatıyor.
Yıllık izinler dinlenmeye değil ek işe dönüşüyor
Dört yıldır bir metal fabrikasında çalışan bir işçi, patronların zam dönemlerinde “iş yok” bahanesine sığındığını, zam dönemi geçtikten sonra ise üretim baskısının arttığını ifade etti. Enflasyon karşısında eriyen maaşlar yüzünden dinlenme hakkı olan yıllık izinlerin dahi ek işe dönüştüğünü belirten metal işçisi, yaşadığı tabloyu şu sözlerle özetledi:
“Ne kadar çalışırsak çalışalım günün sonunda aldığımız ücret artmıyor, tam tersi günden güne eriyor. Yılın başında geçinemediğimizi söylediğimizde kırk takla atarak bizi bu aylara kadar zamsız çalıştırdılar. Patron istediği zaman tatilde ama bize gelince çalışmak da dinlenmek de haram. Yıllık iznimin yarısında yevmiye işlerine gidip çocuğumun en küçük isteğini karşılamaya çalıştım. Ücretin eridiği yerde zamanımız da eriyor.”
Yoksulluk sınırı 121 bin TL’yi aştı
TÜRK-İŞ’in Ağustos 2026 araştırmasına göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 37 bin 400 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 121 bin 800 TL’ye yükseldi. Mutfak enflasyonunun yıllık yüzde 40,33 arttığı koşullarda, asgari ücret ve etrafında şekillenen maaşlar işçileri en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale getiriyor. Okul sezonunun açılmasıyla birlikte kırtasiye ve kira masrafları arasında sıkışan işçiler, geçim hesabını yapamaz noktaya geldiklerini vurguluyor.
“İş yükü birbirimize öfkelenmemize neden oluyor”
Yaz aylarında izin dönemleri nedeniyle eksilen personel sayısının kalan işçilere ek vardiya ve fazla mesai olarak yüklenmesi, tezgah başındaki dayanışmayı da tehdit ediyor. Aynı makinede çalıştığı arkadaşı izne çıktığında iş yükünün iki katına çıktığını aktaran başka bir metal işçisi, sistemin işçileri nasıl karşı karşıya getirdiğini şu sözlerle aktardı:
“Daha önce hastalıkta, düğünde birbirimizi idare eder, yükümüzü paylaşırdık. Şimdi arkadaşım izne çıkıp iş bana kalınca kendimi ona kızarken buluyorum. Kiramızı ödesek dolaba koyacak iki lokma bulamıyoruz. Aynı derdin ortağıyken bizleri birbirimize kızacak hale getiren bu düzeni sorgulamamız gerekiyor.”
“Yan yana gelmekten başka çözümümüz yok”
On yıldır sektörde çalışan bir diğer metal işçisi ise işsizlik tehdidi ve işten çıkarma baskısı yüzünden tepkilerin baskılandığını, ancak çaresizliğin aşılmasının tek yolunun birleşmek olduğunu belirtti. Maden işçilerinin ve direnişteki diğer emekçilerin mücadelesine değinen işçi, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sesini çıkaranı kapı önüne koyuyorlar, bizleri çocuklarımızın karnının tokluğuyla sınıyorlar. Yanı başımızdaki arkadaşımızla aramıza duvarlar örüyorlar ki etrafımızı görmeyelim. Ama ne olursa olsun yan yana gelmekten başka çözümümüz yok. Mücadele etmeden hiçbir şey değişmez. Bütün bu yaşatılanlar zaten biz kulağımızı tıkayalım, mücadele etmeyelim diyedir.”
