Sırtında elma sepeti, fırın kapısında ekmek arayışı
Özlem Karahan‘ın Kadıköy sokaklarında tanık olduğu 70 yaşını aşkın bir emeklinin yaşadıkları, emekli maaşlarının alım gücünü tamamen yitirdiğini kanıtlıyor. İşçi olarak geçirdiği yılların ardından emekli olan, ancak çocuklarının işsiz kalması üzerine 7 nüfuslu ailesine bakmak zorunda kalan yaşlı adamın fırın kapısındaki çaresizliği, sistemin emekliye biçtiği rolü gözler önüne seriyor:
“Yıllarca işçi olarak çalıştım. Çocuklar işsiz kalınca torunlarla bir eve toplandık. 70’i geçtim ve bu yaşımda 7 nüfusa bakıyorum. Ben hamallık yapıyorum, bir gün çalışmasam açız. Bize bu yaşta hamallık yapmayı reva gören bu sistem ne zaman düzelecek? İnsanca yaşamak bizim de hakkımız…”
Açlık sınırının altında yaşam mücadelesi
Yazıda dikkat çekilen Türk-İş’in Haziran ayı verilerine göre; 35 bin 759 liralık açlık ve 116 bin 478 liralık yoksulluk sınırı dikkate alındığında, 23 bin 552 lira olan en düşük emekli maaşı kiraya dahi yetmiyor. Metropollerde ortalama ev kiralarının 45 bin lirayı bulduğu koşullarda, kök maaşı daha da düşük olan yüz binlerce dul, yetim ve engelli yurttaş açlığa terk edilmiş durumda.
Yaklaşık 3 bin liralık son seyyanen zamların, ortalama 6 bin 500 lirayı bulan aylık faturaları bile karşılamadığını belirten Karahan; kaşıkla verilip kepçeyle alınan zamların mutfaktaki yüzde 40’ı aşan enflasyon karşısında dakikalar içinde eridiğini vurguluyor.
“Cebimde 20 lira kaldı, ölelim mi biz?”
Karahan’ın aktardığı pazar yerindeki bir başka tanıklık ise emeklilerin utanç ve mahcubiyetle yüzleştiği alanları ortaya koyuyor. Akşam saatlerinde ucuz sebze bulma umuduyla pazara çıkan yaşlı bir kadının, cebinde kalan son 20 lirayla pazarcıdan birkaç yemeklik soğan istemesi ve gözyaşları içinde sarf ettiği şu sözler tablonun vahametini gösteriyor:
“Yıllarca prim ödedim, başımı sokacak bir evim olsun diye çalıştım. Şimdi tek başımayım, bir sürü sağlık sorunum var. Ölelim mi biz evladım, bizim de yaşam hakkımız yok mu? Bizi bir yük gibi görenleri affetmiyorum…”
“Emekli bir ‘yük’ değil, hak ettiği yaşamı istiyor”
Köşe yazısında, bundan 10-15 yıl öncesine kadar kıdem tazminatıyla ev alabilen ve emekliliğini huzur içinde geçiren yurttaşların bugün bir bardak çay içebilmek için hesap yapmak, parklarda oturmak ya da ilerlemiş yaşlarına rağmen hamallık yapmak zorunda kaldığı ifade ediliyor.
Özlem Karahan; emeklileri omzundaki ağır küfeden kurtarmanın yolunun vicdan, akıl ve adil bir gelir dağılımından geçtiğini vurgulayarak, emeklilerin yük olarak görülmesinden vazgeçilmesi ve insanca yaşam standartlarının derhal sağlanması gerektiği çağrısıyla yazısını tamamlıyor.
