Editör: Mehmet Murat Yıldırım, (SH)
Türkiye’de toplumsal, siyasal ve ekonomik yapıyı sermaye lehine kökten dönüştüren 12 Eylül 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin üzerinden 46 yıl geçti. ABD destekli darbe; Anayasa’yı askıya alarak siyasi partileri, sendikaları ve kitle örgütlerini kapattı, ağır insan hakları ihlalleriyle ülkeyi karanlığa gömdü.
24 Ocak kararları ve sermaye odaklı dönüşüm
12 Eylül, yalnızca askeri bir kliğin yönetime el koyması değil, 24 Ocak 1980’de Turgut Özal imzasıyla açıklanan neo-liberal programın kanla uygulanması hamlesidir. İthal ikameci modelin terk edilerek Türkiye’nin küresel sermayeye eklemlenmesini hedefleyen bu kararlar, ücretlerin düşürülmesini, kamu harcamalarının kısıtlanmasını ve grevlerin yasaklanmasını içeriyordu.
1970’ler boyunca gelişen işçi eylemlilikleri ve sokağın devrimci dinamikleri, kontrgerilla destekli katliamlar ve sağ-sol çatışması söylemiyle bastırılmak istenmiş, nihayetinde 12 Eylül darbesiyle işçi sınıfının örgütlülüğü tamamen tasfiye edilmiştir.
12 Eylül’den Erdoğan dönemine uzanan miras
12 Eylül, Türkiye’deki siyasal ve ekonomik dengeleri kalıcı biçimde değiştiren bir dönüm noktası oldu.
1970’li yıllarda güçlenen işçi hareketi, sendikal örgütlenme ve devrimci gençlik hareketleri ağır bir baskıyla
tasfiye edilirken, neoliberal ekonomik dönüşümün önündeki toplumsal direnç de zayıflatıldı.
Darbe döneminde oluşturulan bazı kurum ve mekanizmalar sonraki yıllarda farklı hükümetler tarafından sürdürüldü.Yükseköğretim Kurulu (YÖK), seçim sistemindeki yüksek baraj ve grev ile örgütlenme alanındaki sınırlamalar bununbaşlıca örnekleri arasında yer aldı.
AKP ve Recep Tayyip Erdoğan döneminde 12 Eylül rejiminin bütün mirası ortadan kaldırılmadı. Aksine, özellikle son yıllarda yürütme gücünün merkezileşmesi, toplantı ve gösteri hakkına yönelik sınırlamalar, grev ertelemeleri, gazetecilere ve muhaliflere yönelik yargısal baskılar gibi uygulamalar, darbe döneminin otoriter yönetim anlayışının farklı biçimlerde yeniden üretildiği yönündeki eleştirileri güçlendirdi.
ABD icazeti ve darbenin aktörleri
Küresel konjonktürde İran Devrimi ve SSCB’nin Afganistan müdahalesi sonrası Türkiye’yi NATO’nun sadık bir karargâhı olarak tutmak isteyen ABD, darbe yönetimine açık destek verdi. Dönemin ABD Ankara Büyükelçisi Spain’in yazışmalarında “Askeri liderlerin tamamını iyi tanıyoruz, NATO üyeliği açısından endişemiz yok” ifadeleriyle onaylanan darbenin karar verici komuta kadrosu Kenan Evren, Nejat Tümer, Nurettin Ersin, Tahsin Şahinkaya, Sedat Celasun ve Ali Haydar Saltık’tan oluşuyordu.
İşkence, idam ve Kürt sorununda derinleşen inkâr
Darbenin bilançosu Türkiye halkları açısından son derece ağır oldu:
- 650 bin kişi gözaltına alındı, 230 bin kişi askeri mahkemelerde yargılandı.
- Cezaevlerinde işkence sonucu 171 kişi olmak üzere yaklaşık 300 kişi yaşamını yitirdi, 14 kişi açlık grevlerinde öldü.
- 48 kişi idam edildi, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
- Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi başta olmak üzere cezaevlerinde yürütülen vahşet ve Türkçe dayatması (“Kamber Ateş nasılsın?” simgesinde ifadesini bulan), Kürt sorununda inkâr ve asimilasyon politikalarını derinleştirdi.
Göstermelik yargılama ve cezasızlık
2010 referandumu sonrası Geçici 15. Maddenin kaldırılmasıyla Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında açılan dava, darbe rejimiyle gerçek bir yüzleşmeye dönüşmedi. 2014’te verilen cezalar sanıkların ölümü gerekçesiyle düşürülürken, 12 Eylül’ün kurumları, anayasası ve zihniyeti günümüz iktidarı tarafından sürdürülmeye devam etti.
