Editör: Mehmet Murat Yıldırım–Kaynak: ANF
Savaş bölgelerinden deprem sahalarına kadar 7/24 canı pahasına çalışan gazetecilere, yabancı medya tarafından “ucuz iş gücü” muamelesi yapılmasına karşı isyan bayrağı çekildi. AFP Türkiye çalışanlarının, TÜİK rakamlarının bile altındaki yüzde 25’lik sefalet zammına karşı başlattığı süresiz grev, 9’uncu gününde uluslararası medyanın çifte standardını gözler önüne seriyor.
“TÜİK’in sahte rakamlarının bile altında zam dayatıyorlar”
AFP Türkiye bürosu ile TGS arasında Şubat ayında başlayan Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmelerinin tıkanması üzerine grev kararı aldıklarını belirten Yasin Akgül, ajans yönetiminin ekonomik gerçeklerden tamamen kopuk olduğunu söyledi. Üç yıl önce de aynı gerekçeyle greve çıktıklarını hatırlatan deneyimli foto muhabiri, süreci şu sözlerle özetledi:
“AFP yönetimi yıllık ücret artışını yüzde 25 ile sınırlamak istedi. Bu oran, TÜİK’in açıkladığı ve kimsenin inanmadığı yıllık yüzde 30,87’lik enflasyon oranının bile altında bir sefalet dayatmasıdır. Son 6 yılda Türkiye’de enflasyonun yüzde 1000 arttığını kendi yaptığımız haberlerde dünyaya duyuruyoruz. Bunu ajans da çok iyi biliyor ama iş kendi çalışanına gelince gerçeği hiçe sayıyorlar. Biz hak ettiğimiz, erimeyen bir ücret için yüzde 32 zam talep ediyoruz.”
“Çalıştığınıza şükredin” diyerek şantaj yapıyorlar
Sektördeki tekelleşme ve yapay zeka teknolojilerinin gazetecileri düşük ücretlere mahkûm etmek için bir silah olarak kullanıldığını vurgulayan Akgül, uluslararası ajansların Türkiye’deki emeği nasıl değersizleştirdiğini anlattı:
“Geçinemediğimizi söylediğimizde AFP’nin mali işler yöneticileri bize, ‘Biz en az işçi çıkartan kurumuz, BBC ve AP çok adam çıkarıyor, halinize şükredin’ diyerek resmen şantaj yapıyor. Biz BBC, CNN International, AP, Reuters gibi devlerle rekabet ediyor, aynı işi yapıyoruz. Ancak oradaki meslektaşlarımız bizden iki kat fazla ücret alıyor.
Üstelik bizim çalışma koşullarımız çok daha ağır. Deprem bölgesinde 7/24, adliye önlerinde iş bitene kadar saat mefhumu olmaksızın büyük bir özveriyle çalışıyoruz. Kurum bu emeği bile bile hiçe sayıyor.”
Paris merkezli kontrat ile yerel kontrat arasında uçurum var
AFP bünyesinde “çifte standart” uygulandığına dikkat çeken Akgül, Paris merkezli sözleşmesi olan çalışanların kira yardımı dahil tüm yan haklarının eksiksiz ödendiğini, ancak Türkiye’deki yerel sözleşmeli çalışanların “Ortadoğu ülkesi” muamelesi gördüğünü belirtti:
“Bizi ucuz iş gücü olarak kodlamışlar. Türkiye’deki mevcut ekonomik kriz ve istihdam açığı da bu sömürü konusunda yabancı işverene güç veriyor. İstanbul’daki kiralar ve yaşam maliyeti şu an Fransa’nın başkenti Paris’ten daha yüksek. Ama bize layık görülen ücretler ortada.”
“Evimiz çürük, devlet okulu 150 bin TL bağış istiyor, nasıl geçinelim?”
İki çocuk babası olan Yasin Akgül, İstanbul’da bir asgari ücretlinin ve basın emekçisinin yaşadığı acı gerçekleri kendi hayatı üzerinden paylaştı:
“Biri ortaokula gidiyor, diğeri kreş çağında. Oturduğum Küçükçekmece’de evden kentsel dönüşüm için karot alındı, yüzde 99 çürük raporu çıkacak ve taşınmak zorunda kalacağım. Bölgede kiralar 25-30 bin TL. Çocuğumu daha nitelikli bir devlet okuluna vermek istesem adrese dayalı sistem yüzünden benden 150 bin TL kayıt parası isteniyor. Nitelikli okulların olduğu ilçelerde ise kiralar 60-70 bin TL’den başlıyor. Astronomik bir şey istemiyoruz; yoksulluk sınırını gözeterek çocuklarımızın eğitimini ve barınmasını karşılayabileceğimiz insani bir ücret istiyoruz.”
“Süresiz grev hakkımız var, sonuna kadar gideceğiz”
Greve çıktıklarından beri karşılarında hiçbir muhatap bulamadıklarını ve yönetimin onların direncini ölçmeye çalıştığını ifade eden Akgül, geri adım atmayacaklarını ilan etti:
“Avrupa’daki gibi ‘iki saat işi bırakayım, sonra masaya döneyim’ şeklinde süreli bir grev yapmıyoruz. Türkiye hukukuna göre süresiz grevdeyiz. Bu grevin ne zaman biteceğine işverenin atacağı adil adım karar verecek. Yönetim direncimizi ölçmeye çalışıyor ama yanılıyorlar. Biz yaşayacak bir ücret, eşit işe eşit ücret istiyoruz ve direnerek hakkımız olanı alacağız.”
