Kasım ayında Anadolu Üniversitesi öğrencileri, rezervasyon yaptıranlar için 35 TL, yaptırmayanlar için ise 100 TL olarak belirlenen adaletsiz yemekhane sistemini protesto etmek için bir araya gelmişti. Sistemin tamamen işlemez olduğunu belirten dava sanığı öğrencilerden Burak Öztürk, süreci şu sözlerle anlattı:
“Rezervasyon sistemi çok saçma. İki gün önceden ne yiyeceğini seçmen gerekiyor, yoksa yemek fiyatı birden 100 TL’ye fırlıyor. İnternet sitesi sürekli çöküyor, ödeme yapılamıyor. İki gün sonra yemek yiyebileceğimizin garantisi bile yok. Geçen yıl yemek paylaşım özelliği vardı, israfı önleme bahanesiyle bu yeni sistemi getirdiler ama madem amaç israfı önlemek, o zaman yemek paylaşım özelliğini neden iptal ettiler? Akla mantığa sığmıyor.”
Güvenlikten öğrencilere küfürlü, coplu saldırı
Derslerin işlenmediği öğle molası saatinde barışçıl bir şekilde bildiri dağıtmak isteyen öğrencilere, okulun Özel Güvenlik Birimleri (ÖGB) adeta savaş açtı. Bildirileri öğrencilerin elinden zorla alan güvenlik görevlileri, gençleri feci şekilde darp etti. Yaşanan arbedede çok sayıda öğrencinin vücudunda morluklar oluştu, ceketleri yırtıldı ve telefonları kırıldı.
Olay anında gönüllü muhabirlik yaparak arkadaşlarına uygulanan şiddeti kayıt altına almaya çalışan Burak Öztürk, “Kamerayı bıraktığım bir anda yaklaşık 20 özel güvenlik görevlisi birden üzerime saldırdı. Arkadaşlarımız işkence gördü, güvenlikler bize küfürler ve hakaretler yağdırdı” dedi.
Adaletin böylesi: Mağdura ceza, saldırgana koruma!
Yaşanan vahşetin ardından hukuk, saldırıya uğrayan öğrenciler aleyhine işletildi. Toplu halde şikayetçi olan ÖGB çalışanlarının ardından üniversite yönetimi jet hızıyla disiplin soruşturması başlattı. Soruşturma sonucunda çok sayıda öğrenciye kınama ve okuldan uzaklaştırma cezaları verildi. Üstelik ceza alan öğrencilerin neyle suçlandıklarını görmek için istedikleri soruşturma evrakları, üniversite tarafından “gizlilik” gerekçesiyle reddedildi.
İşin daha da trajik tarafı, üniversitenin kendi açtığı davadaki savunmasında itiraf niteliğinde ifadeler yer aldı. Burak Öztürk, “Cezanın iptali için dava açtığımızda üniversite açıkça savunmasında benim sadece eylemi görüntüye aldığımı yazmış. Ceza vermek için ellerinde hiçbir delil yok” diye konuştu. Öğrencilerin emniyette verdikleri darp şikayetleri ise ne üniversite yönetimi ne de savcılık tarafından dikkate alındı; güvenlik görevlilerinin ifadeleri dahi alınmadı.
8 öğrenci 9 Aralık’ta hakim karşısına çıkacak
Üniversite cezalarıyla yetinmeyen yargı, 8 öğrenci hakkında “hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla Eskişehir 7. Asliye Ceza Mahkemesinde dava açtı. Gençler, 9 Aralık’ta hakim karşısına çıkacak.
Yaşanan bu baskı sarmalının sıradan bir yemekhane protestosuyla sınırlı olmadığını, üniversitelerdeki muhalif sesi kısmak için organize bir hareket olduğunu belirten Öztürk, sözlerini şöyle tamamladı:
“Okulun ÖGB şefinin ve çalışanlarının en basit bir yemekhane protestosunda bile nasıl vahşileştiğini gördük. Bunun arkasında daha geniş bir siyasal süreç var. 19 Mart direnişinde üniversite gençliği ‘Kayyumlar gidecek biz kalacağız’ iradesini ortaya koymuş ve büyük bir hareketlilik başlamıştı. Bugün yaşanan bu baskıları, soruşturmaları ve davaları o dönemin intikamı olarak görüyorum. Amaç, ortaya çıkan gençlik hareketini baskıyla sindirmek, cezalandırmak ve benzer itirazların yeniden yükselmesini engellemektir.”
Kaynak: Muzir (Müberra Ünsal)
