MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’te başlattığı çağrı ve ardından PKK lideri Abdullah Öcalan’ın hamlesiyle gelişen sürecin beklenmedik bir dönüm noktası olduğunu belirten Tuğçe Tatari, 11 Temmuz 2025’teki silah yakma töreninin atmosferini şu sözlerle aktardı:
“Bir gerilla grubunun kendi disiplin düzeni içinde bir dağın tepesinden tek sıra halinde aşağıya doğru inişini izlemek bile çok etkileyiciydi. Gazeteci olarak hayatta belki bir kez tanıklık edilebilecek bir deneyimdi. O sırada sürecin nereye evrileceğini düşünmekten çok, yaşadığımız ana odaklanmış ve gördüklerimize inanmakta zorlanmıştık. Gerillalar aşağıya yürürken alanda büyük bir sessizlik oluştu, ardından barış annelerinin zılgıtları ve gözyaşları duyuldu.”
Tatari, törende kendisini en çok barış annelerinin duruşunun etkilediğini vurgulayarak, “Gelenlerin hiçbiriyle akrabalıkları yoktu ama orada kendi çocuklarını gördüklerini ifade ettiler. Onların yaşadığı duygu, o atmosferin en vurucu anıydı” dedi.
“Gazeteciler birinci derece muhataplarla görüşebilmeli”
Törende sürecin ana öznelerine ne hissettiklerini soramamış olmanın büyük bir eksiklik olduğunu ifade eden Tatari, sürecin toplumsallaşması için iletişim kanallarının Kandil ve İmralı’ya da açılması gerektiğini savundu:
“Hükümet, MHP veya DEM Parti kendi açıklamalarını yapabiliyor ama bizim esas hikayesini dinlemek istediğimiz kanat tamamen boşa düşmüş durumda. Abdullah Öcalan’la görüşemiyoruz; sürece dair riskleri, değerlendirmelerini öğrenemiyoruz. Bir gazeteci olarak hem Kandil’e hem de İmralı’ya giderek konunun esas muhataplarıyla görüşüp toplumu bilgilendirme talebimi yeniden yineliyorum.”
“Örgüt üzerine düşeni yaptı, devlet sözlü düzeyde kaldı”
Geçen bir yıllık süreçte en büyük kazancın can kayıplarının yaşanmaması olduğunu belirten Tuğçe Tatari, buna karşın hukuki güvence eksikliğine dikkat çekti:
“PKK, silah bırakma ve fesih konusunda üzerine düşeni yerine getirdi. Ancak devletin verdiği sözler büyük ölçüde sözlü düzeyde kaldı. Süreci güvence altına alacak, insanların yarın yaşayabileceği olası sorunları önleyecek yazılı ve somut hiçbir yasal düzenleme hayata geçirilmedi. Bu belirsizlik zamanla kaygı yaratıyor ve provokasyon riskini artırıyor.”
“Bu, belki de son büyük barış fırsatı”
Sürecin zaman kaybedilmeden yasal zeminle desteklenmesi gerektiğini ifade eden Tatari, masadaki aktörlerin barışı isteyen son kuşak olabileceği uyarısında bulundu:
“Genç kuşakların barışa olan inancını kaybetme riski var. Bu süreç belki de son büyük barış fırsatı. Cesaret bulaşıcıdır. Barışı konuşmayı toplum açısından cazip hale getirebilirsek, siyasetçiler de adım atmak zorunda kalacaktır. Bu sorumluluk yalnızca devletin, örgütün ya da Öcalan’ın değil; bu sürece tanıklık eden herkesindir. Tüm eksikliklere rağmen törende ne kadar umutluysam bugün de o kadar umutluyum.”
