Aydın’ın Kuşadası ilçesinde kültür, sanat ve eğitim alanında faaliyet yürüten kurumların çalışma pratikleri ve emek ilişkileri, çarpıcı bir hak ihlali iddiasıyla tartışmaya açıldı. Kuşadası Eğitim ve Geliştirme Vakfı’na (KEGEV) bağlı KUAKMER’de işe alınacağı güvencesiyle 2 gün boyunca ücretsiz çalıştırılan, ardından ani bir kararla süreç dışı bırakılarak hem maddi hem de psikolojik mağduriyete uğratılan hak savunucusu ve aktivist Sevgi Şen, yaşadığı süreci gazetemize anlattı.
Kuşadası Eğitim ve Geliştirme Vakfı’na (KEGEV) bağlı KUAKMER F. Özel Arabul Kültür Merkezi ve Kent Müzesi’nde geçtiğimiz aylarda yaşanan işe alım süreci, ciddi bir emek ihlali iddiasıyla kamuoyunun gündemine oturdu. Aktivist Sevgi Şen, kurumda çalışmak üzere iki kez iş görüşmesine çağrıldığını ve kendisine işe alınacağına dair kesin güvence verildiğini belirtti.
Şen, mevcut personelden işi devralması için iki gün boyunca ücretsiz olarak çalıştırıldığını ifade ederek şunları söyledi, “Bana işe başlayacağım kesin gözüyle bakıldığı için yaz sezonunda geçimimi sağladığım takı tezgâhı hazırlıklarımı yapamadım, festivallere başvuramadım ve sezonu kaçırdım. Ancak işe başlama tarihime kısa bir süre kala, 18 Mayıs’ta yalnızca bir telefon görüşmesiyle, vakfın tasarrufa gittiği gerekçesiyle personel alımından vazgeçildiği bildirildi. Bu durum beni doğrudan maddi mağduriyete uğrattı.”
Arkadaş ziyareti bahane edildi, özür beklerken psikolojik şiddet geldi
Uğradığı mağduriyetin yerel çevrelerde dile getirilmesinin ardından 23 Haziran’da kurum yetkilileri tarafından yeniden bir görüşmeye çağrıldığını belirten Sevgi Şen, yapılan hatanın kabul edilmesini ve bir özür beklediğini aktardı. Ancak Şen’in ifadelerine göre, KEGEV Müdürü Şadiye Evgin, KUAKMER Sorumlusu Eylem Akgün ile kurum gönüllüleri Melek Sözer ve Zerrin Boratav’ın katıldığı toplantıda, özür yerine suçlamalarla karşılaştı.
Ücretsiz çalıştırıldığı günlerde kendisini ziyarete gelen bir arkadaşı nedeniyle kurum yetkililerini “mutsuz etmekle” suçlandığını belirten Şen, süreci şu sözlerle özetledi, “Beni işe alacaklarını söyleyerek ücretsiz çalıştırdıktan sonra, bu kısmı beğenip beğenmeme haklarının olmadığını söyledim ve bu yaklaşımın işçi düşmanlığı olduğunu ifade ettim. Bana yönelik kişisel ve konuyla ilgisiz ithamlarda bulunuldu. Görüşme boyunca kurum adına yapılan tek özeleştiri ‘acele ettik’ oldu. En nihayetinde ‘İyi ki seni işe almamışız’ denmesi üzerine toplantıyı terk ettim. Bu süreç benim için yalnızca maddi bir kayıp değil, aynı zamanda psikolojik bir şiddettir.”
Festival komitesine “boykot” çağrısı
Yaşanan bu süreç üzerine Kuşadası Feminist Kolektif, bir açıklama yayınlayarak üyesi olan Sevgi Şen’in uğradığı hak ihlalini sahiplendi. Kolektif, işçi haklarını ve emek mücadelesini görünür kılmayı amaçlayan Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nin, sömürü iddialarının odağındaki KUAKMER ile iş birliği yapmaması ve gösterim mekânı olarak burayı kullanmaması talebinde bulundu.
Uluslararası İşçi Filmleri Festivali Komitesi ise yaptığı açıklamada, KUAKMER ile ilişkilerinin yalnızca mekân kullanımıyla sınırlı olduğunu, iddiaları araştırıp bir yaptırım kararı alacak bir hukuki veya kurumsal mekanizma olmadıklarını belirtti. Festival komitesinin bu tutumunu “taraf tutmak” olarak yorumlayan Kuşadası Feminist Kolektif, hem KUAKMER’i hem de festivali boykot etme kararı aldıklarını duyurdu.

NOT:
Uzun yıllar Kuşadası’nda yaşamış, yer yer KEGEV’in toplantılarını izlemiş bir gazeteci olarak bunları aktarıyorum; Bu haber, yalnızca bir işe alım uyuşmazlığı ya da iki kurum arasındaki bir mekân tartışması değildir. Bu olay, Kuşadası özelinde kendisini “demokrat”, “muhalif” ve “ilerici” olarak tanımlayan yapıların, sermaye ve güç ilişkileriyle karşı karşıya kaldıklarında büründükleri çelişkili pratiğin somut bir göstergesidir.
KUAKMER’in bağlı olduğu Kuşadası Eğitim ve Geliştirme Vakfı (KEGEV), bölgede yerel sermayedarların kontrolünde olan, bünyesindeki Naci Akdoğan Koleji gibi yüksek ücretli özel eğitim yatırımlarıyla ticarileşmiş bir “vakıf” portresi çizmektedir. Kamusal ve demokratik değerleri birer “vitrin” olarak kullanan bu tür yapıların, arka planda ağır kapitalist çalışma ilişkilerini ve statükoyu besledikleri sır değildir. Kapitalist oldukları kadar, perde arkasında taşıdıkları ayrımcı ve dışlayıcı zihniyetle de bu iddiaları doğrulamaktadırlar.
Yıllardır hayatını kadın haklarına, LGBTİ+ mücadelesine ve halkların eşitliği fikrine adamış, bölgenin çok değerli aktivistlerinden biri olan Sevgi Şen’in maruz kaldığı bu dışlayıcı, emek düşmanı ve tepeden bakan üslup, söz konusu yapıların gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koymuştur. Emek mücadelesi sinema salonlarında estetik birer film gösterimi olmanın ötesinde, tam da o salonların kapısında bekleyen, o kurumlarda ter döken tek bir emekçinin hakkını gözetmekle başlar.
Tam da bu noktada, Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’ne de açık bir çağrıda bulunmak gerekiyor: Yıllardır tamamen gönüllü emekle, büyük bir özveriyle sinemayı sokağa ve işçi sınıfına taşıyan, kapitalizme, sömürüye ve haksızlığa karşı sanatsal bir barikat kuran bu festival, bizim için çok kıymetlidir. Ancak festivalin bugüne kadar inşa ettiği o haklı ve onurlu mirasa gölge düşmemesi, tam yanı başındaki somut bir emek ihlaline karşı alacağı tavra bağlıdır. “Biz sadece mekân kullanıyoruz, hakem değiliz” diyerek sorumluluk alanının dışına çıkmak, sömürü çarklarına “vitrin” sağlayan kurumların meşrulaştırılmasına zemin hazırlar. Festival komitesini, savundukları ve filmleriyle büyüttükleri o büyük değerlerin hatırına, bu duruma sessiz kalmamaya, sermayenin gölgesindeki salonlar yerine, emeğin ve Sevgi Şen gibi direnen aktivistlerin gerçek safında yer almaya davet ediyorum.
Söylemde emekten yana olup pratik yaşamda sermayenin konfor alanından çıkamayan, öz eleştiriden uzak bu cezasızlık kültürünün karşısında, Sevgi Şen’in ve tüm emekçilerin haklı mücadelesinin yanında durmayı bir gazetecilik ve dayanışma görevi olarak görüyorum.
