Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Tebaa mı olacağız, yurttaş mı?

    29 Mayıs 2026

    Hatay’da depremzedelerin konteyner endişesi: “Evimizi almadan çıkmayacağız, gidecek yerimiz yok!”

    28 Mayıs 2026

    Çukurova’da tarım can çekişiyor: “Ürün değişiyor ama kriz değişmiyor!”

    28 Mayıs 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Tebaa mı olacağız, yurttaş mı?

      29 Mayıs 2026

      Devlet Kemal Erdoğan

      28 Mayıs 2026

      CHP “Krizi”: Neo-faşist rejimin mimarisi ve muhalefetin dizaynı

      27 Mayıs 2026

      Abdülhamid’in Kürt ve Dersim politiği

      27 Mayıs 2026

      Titrek bir salyangozun demokrasiye inancı: Kelsen, Spinoza ve kırılganların dünyayı taşıyan sessiz direnişi

      26 Mayıs 2026
    • Seçtiklerimiz

      ‘CHP’ye operasyon yüz yıllık demokratik birikimin tasfiyesine yöneliktir’

      25 Mayıs 2026

      Tukidides Tuzağı’ndan kaçarken İran ve Küba’ya çarpmak!

      17 Mayıs 2026

      ODTÜ provokasyonu ve geç faşizmin yeni baskı rejimi

      14 Mayıs 2026

      İş cinayetlerine sessiz kalmak da politiktir

      9 Mayıs 2026

      Ana akım sendikacılığın krizi!

      4 Mayıs 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      “Avrupa savaşa hazırlanıyor”

      28 Mayıs 2026

      Şampiyonluk sevinciyle yurttaşlara forma dağıttı, ırkçıların hedefi oldu

      4 Mayıs 2026

      Hatimoğulları: Süreç, siyasi partilerin gündelik siyasetteki çıkarlarına kurban edilemez

      2 Mayıs 2026

      Av. Sevda Karataş: Zulüm varsa direniş de var!

      21 Nisan 2026

      ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

      7 Nisan 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Tebaa mı olacağız, yurttaş mı?

    Tebaa mı olacağız, yurttaş mı?

    ERDAL KARA yazdı: AKP-MHP Faşist İktidar Bloku 24 Mayıs’ta rekabetçi siyasal mücadele ortamını ortadan kaldırmak için devasa bir adım atmıştır. Gaz bombaları, polis şiddeti eşliğinde Türkiye’nin birinci partisi işgal edilirken ilan edilen nedir? “Yurttaş değil tebaa olacaksınız.” Seçme seçilme hakkının olmadığı yerde “yurttaşlık” olmaz. 24 Mayıs’ta “yurttaşlık” hakkımız iptal edilmiştir. Bu hakkın iptal edildiği bir ülkede Kürt’e hak verilir mi? Hiç sanmıyoruz…
    Siyasi Haber29 Mayıs 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Mutlak Butlan kararı dayanak yapılarak CHP Genel Merkezi gaz bombaları eşliğinde kolluk kuvvetleri tarafından işgal edildi. Ardından Kılıçdaroğlu ve avenesi binaya yerleşti.

    Bütün güvenilir seçim araştırmaları CHP’yi Türkiye’nin birinci partisi olarak gösteriyor. Oy oranı yaklaşık yüzde 35.

    Bu parti işgal ediliyor ve faşist rejimin işbirlikçileri binaya yerleştiriliyor.

    Önce 19 Mart Darbesi. Ardından Mutlak Butlan Darbesi. Ve şimdi de Türkiye’nin birinci partisinin işgali…

    19 Mart Darbesi, AKP-MHP Faşist İktidar Bloku’nun rekabetçi siyasal mücadele ortamını ortadan kaldırma arzusunun göstergesiydi. Mutlak Butlan kararı ve ardından gerçekleşen işgal ile birlikte arzu edilen gerçekleştirilmiştir. AKP-MHP Faşist İktidar Bloku 24 Mayıs’ta rekabetçi siyasal mücadele ortamını ortadan kaldırmak için devasa bir adım atmıştır.

    Toplum korporatist kalıba dökülmek isteniyor

    Darbeler döneminde de siyasal partiler kapatıldı. Lakin şimdi gerçekleşen ile darbe dönemlerinde vuku bulan arasında paralellik kurulamaz.

    Kimileri “faşist darbe” adını veriyor olsa da, bizim “askeri diktatörlük” olarak tanımladığımız 12 Eylül Darbesi, cuntacıların öngöremediği siyasal gelişmeler nedeniyle toplumu korporatist bir kalıba dökme amacına matuf faşizmi kurumsallaştırma hamlesi haline dönüşemedi. Rekabetçi siyasal mücadele ortamının tekrar tesis edilmesine olanak vermiş olmaları bunun göstergesidir. Darbeyle tesis edilen askeri rejimlerin sahneyi terk etmiş olması, bugün vuku bulanla darbe dönemlerinde gerçekleşen arasındaki nitelik farkını bize gösterir.

    Şu andakinin doğrultusu toplumu korporatist bir kalıba dökme yönündedir.

    Bunun ilk adımı olarak temsili demokratik bütün mekanizmalar ya ilga edilecek ya da göstermelik hale getirilecektir.

    Yani…

    Faşist iktidarın koyduğu sınırları tanımayı kabul etmeyen hiçbir siyasi parti hukuk güvencesi altında değildir. Kaderi Tayyip’in iki dudağı arasındadır.

    Hiçbir sivil toplum örgütü hukuk güvencesi altında değildir. Kaderi Tayyip’in iki dudağı arasındadır.

    Hiçbir sendika hukuk güvencesi altında değildir. Kaderi Tayyip’in iki dudağı arasındadır.

    Türkiye coğrafyasında bulunan, gökyüzünün altındaki hiçbir varlık hukukun güvencesi altında değildir.

    Faşist hukukun tam manasıyla tesis edilmesinin ardından toplumsal hayatın bütün düzeyleri, itiraz potansiyelini kaynağında bastıran korporatist bir tarzda örgütlenecektir.

    Bu doğrultuda ilerlenecek midir? 2015 yılından beri devam edegelen sürecin de gösterdiği gibi değişik fazlardan geçilerek söz konusu doğrultuda ilerlenecektir…

    Anda vuku bulanın konjonktürel, arızi olduğunu düşünen kim varsa yarın başını taşlara vurur. Böyle düşünenlere şunu hatırlatalım. Faşizm tek bir yolla geriye püskürtülebilir: Mücadele ile, kitlesel halk seferberliği ile. Uzlaşarak faşizmi dizginleyebileceğini sananların tarihidir aynı zamanda faşizme karşı mücadele tarihi…

    2010 Anayasa Referandumu’ndan bugüne

    2010 Referandumu… Bugünün hukuk sisteminin ana çatısını o referandum kurdu. AKP yüksek yargıda tam egemenliğini o referandum vasıtasıyla tesis etti. Biz Anayasa Referandumu’na “İki kere hayır!” derken, gelmekte olan faşizmin ayak seslerinin farkında olmayanlar “yetmez ama evet” ya da “boykot” demeyi tercih ettiler. “Kuvvetler ayrılığını tam anlamıyla bitirme silahı”nın anayasa değişikliği yoluyla siyasal iktidarın eline verilmesi, bugüne kadar yürüyüşü yavaşlatılmış da olsa, durdurulamayan toplumsal felaketin başlangıç noktasıdır. Anayasa değişikliğinin ana doğrultusunun askeri vesayet rejiminin bitirilmesi olduğu yanılgısına kapılıp, demokratik bir tutum takındıklarını düşünerek anayasa değişikliğine doğrudan ya da boykot yoluyla dolaylı destek verenler aslında askeri vesayet rejimi dolayısıyla kararsız halde olan devlet mekanizmasının bu kararsızlıktan kurtulup devlet gücünün uyumlu bir bütünlük içinde davranabilmesinin yolunu açtılar. Modern devlette elbette ki bu türden vesayet ilişkileri hiçbir biçimde kabul edilemez ama bu vesayetin yerini gerçekten çağdaş demokrasinin normları alacak ise. Yok eğer zaten istikrarsızlık içinde yüzen, kendini iç çelişkilerinin yarattığı istikrarsızlıktan kurtaramayan ve bu yüzden de askeri darbe üstüne darbe yaşayan bir devlete bu hali içinde istikrarı hediye etmek, bugünkü totaliter devletin inşasına bilinçsizce de olsa taş taşımış olmak demektir.

    Yargıda sultasını kurdu Erdoğan. Ardından Gezi geldi. Toplumsal direniş odaklarının varlığı karşısında Erdoğan’ın öfke nöbetlerine gark olduğunu biliyoruz. Öfkesinden ders çıkardı Erdoğan. Türkiye’nin 200 yıllık demokratikleşme tarihinin icra etmeye karar verdiği faşizmi kurumsallaştırma hamlesine direnme olanağı sağlayacak azımsanmayacak bir bakiyesi olduğunu gördü ve elini çabuk tutmak zorunda olduğu sonucuna vararak süreci hızlandırdı. Arka arkaya gelen hamlelere hep birlikte tanıklık ettik. 7 Haziran 2015 seçimlerinin ardından AKP-MHP ittifakının tesis edilerek faşizmin siyasal ve toplumsal etkinlik alanının genişletilmesi, 15 Temmuz kontrollü darbesinin sağladığı imkânla bir karşıdevrim darbesi gerçekleştirilmesi ve böylelikle OHAL Rejimi ile sürece sıçramalı ivme kazandırılması, 16 Nisan 2017 Anayasa Referandumu ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilerek yetkinin Erdoğan’ın elinde daha fazla temerküz etmesi, 2023 seçimleriyle Erdoğan’ın bir kez daha cumhurbaşkanı seçilmesi. Bu kronolojiyi, tesadüfen arka arkaya dizilen olaylar zinciri olarak değil de, belli bir planın gerçekleştirilmesinin bilinçli adımları olarak algılar isek, bugün atılan adımlarım mahiyetini daha iyi kavradığımız gibi, atılacak olası adımların da neler olabileceğini kestirebiliriz.  

    Dayakla alınan eğitimden hayır gelmez!

    Gezi’den beri Türkiye’de faşizmin kurumsallaşma süreci içinde olduğunu biteviye anlatıyoruz. Önceleri dudak bükülen bu görüşe biz değil bizzat Tayyip Erdoğan’ın pratiği ikna etti insanları. Bu da olmaz denilen her şey oldukça önceleri “faşizm geliyor herhalde” denilmeye başlandı. Lakin Erdoğan dur durak bilmiyordu. Pratiği ile vurdukça vuruyordu kafalara. Nihayetinde toplumsal muhalefet gelmekte olanın faşizm olduğuna aydı. Aydı ama dayakla alınan eğitimden bir hayır gelir mi? Gelmiyor işte…

    Toplumsal muhalefetin neredeyse bütün sektörlerinin temsilcileri rejimin faşist niteliğinden, faşizmin kurumsallaşma sürecinden bahsediyor ama bir türlü ortak bir direniş cephesi inşa edilemiyor, bir türlü birleşik, kitlesel bir halk seferberliği yaratılamıyor.

    Koşar adım mezbahaya gidiyoruz. Hâlâ küçük grup numaraları, hâlâ kendi gündemine saplanıp kalmak, hâlâ üç beşin hesabını yapmak… Dedik ya, dayakla alınan eğitimden hayır gelmiyor.

    Yine de anlatmakta ısrar edelim. Biz değil, Erdoğan bu kez öyle bir el yükseltti ki, herkesin ayacağını umalım.

    Yurttaş olma hakkımız iptal edilmiştir

    Nedir 24 Mayıs?

    Tarihsel manası nedir?

    Gaz bombaları, polis şiddeti eşliğinde Türkiye’nin birinci partisi işgal edilirken ilan edilen nedir? “Yurttaş değil tebaa olacaksınız.”

    Söylenen tam tamına budur.

    Seçme seçilme hakkının olmadığı yerde “yurttaşlık” olmaz.

    24 Mayıs günü “yurttaş” olma hakkımız iptal edilmiştir.  

    Bunu sineye çekersek arkası gelecektir. Kimsenin kuşkusu olmasın. Sonu bellidir: Tebaa olacağız. Erdoğan’ın kulları…

    Türkiye’de Cumhuriyet’le birlikte, 1908’le başlayan ama onu bile sınırlayan bir politik devrim gerçekleşmiştir. Lakin bunun demokratik bir devrim olduğu ileri sürülemez. Cumhuriyet topluma 1908’i aşan hiç bir demokratik norm kazandırmadı. Bu itibarla Cumhuriyet, sadece toplumsal sözleşmeyle birbiriyle ve devletle bağlanacak olan bir insan tipolojisini şekillendiremedi. Bu nedenle Cumhuriyet ile birlikte şekillenmeye başlayan yurttaşlık bilinci, çağdaş toplumlardaki yurttaşlık bilincinin oldukça gerisindedir. Politik devrim bir demokratik devrime dönüşemeyerek yarım kaldığı için Cumhuriyet’te yurttaşlık bilinci de arafta şekillendi. Türkiye’nin kapitalistleşmesi ölçüsünde yaşanan “pasif demokratik devrim süreci”ne paralel olarak yurttaşlık bilinci “araf”ta kalmaktan sıyrılmaya çalışsa da, aşağıdan demokratik devrim süreci yaşamayan toplumların çok büyük çoğunluğunda olduğu gibi, eski toplumdan yeni topluma taşınan eskinin bakiyesinin yüzü hep geçmişe dönük durdu. Sivil toplumcuların anlattıklarının tam tersine 1950 ile iktidara gelen Demokrat Parti’nin kalkıştığı iş, eskinin bakiyesinin toplumu geriye döndürme, “arafta” kalan yurttaşı yeniden tebaa yapma yeltenişi idi. Lakin devletin tepesine yerleşmiş bir burjuva kabuk olan Cumhuriyet eliti, başlangıçta ve takip eden yıllarda olası geriye dönüş tehlikesine karşı o kadar sağlam bariyerler dikmişti ki eskinin bakiyesi başarılı olamadığı gibi Menderes kendisini idam sehpasında buldu. 1960’larla birlikte Türkiye’nin kapitalistleşme süreci hızlandıkça “pasif demokratik devrim süreci” de hükmünü icra ederek yurttaşlık bilincinin biraz daha gelişmesi sonucunu doğurdu. Lakin yine de Türkiye’de yurttaşlık bilinci çağdaş toplumlardaki ile kıyas kabul edebilecek ölçüde değildir. 1950’de gerçekleşen şimdi bir kez daha İslami faşizm çerçevesinde yenilenmeye çalışılmaktadır. 200 yıllık burjuva demokratikleşme sürecimiz muhtelif darbelerin ardından şimdi İslami faşizmle çağdaş kölecilik doğrultusunda rotasından çıkarılarak geçmişe bağlanmak istenmektedir. Durum gerçekten tehlike arz etmektedir zira bu yönelime uluslararası konjonktür de gayet uygundur. ABD’nin patronajı altında yapılan “Suriye İsrail arasındaki 6 Ocak 2025 Paris anlaşması” ile birlikte bu yönelim Suriye’de gerçekleşme imkanına kavuşmuş bulunmaktadır. “AKP-MHP Faşist İktidar Bloku nasıl bir Türkiye istiyor?” sorusunun cevabını vermektedir Suriye. İktidar Bloku, Türkiye’yi ikinci bir Suriye yapmak istemektedir. YPG bir direniş odağı olsa da Suriyeliler Ahmet Şara’nın tebaası haline getirilmiştir. Türkiye’de istenen de Tayyip’in tebaası olunmasıdır.

    Bu belayı derhal, bir gün bile zaman geçirmeksizin def etmek için kollar sıvanmaz, küçük grup numaraları, üç beşin hesabı, kendi gündemine saplanıp kalmak bir yana bırakılmaz, faşizme karşı birleşik kitlesel bir halk seferberliği yaratılamaz ise makus talihimiz tebaa olmaktır. Kaçınılmaz sondur bu. Hiç kimse kuyruğunu kurtaramaz, hiç kimse paçasını sıyıramaz, hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmaz.

    “Mazlum” ile “zalim” aynı kefeye konulabilir mi?

    Durum bu berraklıkta iken basına yansıyan şu haber gayet can sıkıcı:

    “DEM Parti, hem Kılıçdaroğlu’nun hem de Özel’in heyetiyle bayramlaşmama kararı aldı.”

    Şimdi biz kendimizin de bir parçası olduğumuz DEM partinin yöneticilerine “mazlum” ile “zalim” aynı kefeye konulamaz diye dert mi anlatmak zorunda kalacağız?

    Bu sabitlikte bir prensibi bile nasıl oluyor da bir kenara koyuyorsunuz sorusunu sormak zorunda mı kalacağız?

    Devlet bütün baskı aygıtıyla Kılıçdaroğlu ve avenesinin arkasında. Besbelli ki AKP-MHP Faşist İktidar Bloku’nun yüksek merkezlerince tezgâhlanmış bir operasyon bu. Özgür Özel ve arkadaşlarına yönelik darbeye itiraz eden kim? CHP seçmeni, iptal edilen yurttaşlık hakkını savunan haysiyetli yurttaşlar ve nerede ise Türkiye sosyalist hareketinin tamamı. Saflaşma bu iken bu karar gayet anormal.

    En geniş antifaşist halk seferberliği

    Silahların susması demokrasi güçlerinin lehinedir. Söz konusu süreç elin tersiyle itilemez, doğru tutum süreçten genel demokratikleşme ve Kürt halkının kolektif hakları doğrultusunda sonuçların çıkması için mücadele etmektir.

    AKP-MHP Faşist İktidar Bloku’nun karşısına en geniş halk seferberliğini dikmeksizin süreçten demokratikleşme doğrultusunda sonuç çıkabilir mi?

    AKP-MHP Faşist İktidar Bloku’nun bütün anti-demokratik uygulamalarına eylemli olarak karşı çıkmaksızın en geniş halk seferberliği tesis edilebilir mi?

    Dünyanın herhangi bir ülkesinde şu ya da bu tarihte en geniş halk seferberliğini harekete geçirmeksizin faşist bir rejimi geriletmek, hizaya getirmek, hak koparmak gibi bir iş gerçekleşmiş midir?

    Lafı lafla tokuşturarak faşizm yerinden kıpırdatılabilir mi, hak vermek zorunda kalabilir mi?

    Süreç demokratikleşme doğrultusunda ilerlesin mi istiyoruz? Bunun tek bir yolu var, AKP-MHP Faşist İktidar Bloku’nun karşısına en geniş antifaşist halk seferberliğini dikmek.

    Besbelli ki bu yola girilirse sürecin akamete uğrayacağından kuşku duyulmaktadır. Durum tam tersidir, bu yola girilmez ise faşist iktidar alacağını aldıktan sonra zaten süreç akamete uğrayacaktır.   

    20 aydır hiçbir ilerleme gerçekleşmedi

    Süreç 20 aydır 7 kez tökezlemiştir. Her tökezlediğinde Devlet Bahçeli suni teneffüs yaptırarak sürecin ilerlemesini mümkün kılmıştır. Lakin 20 ayda tek bir ilerleme kaydedilmemiştir. 20 ayda aynı mekanizma 7 kez aynı biçimde işliyor ise bu bize neyi gösterir? Sürecin AKP-MHP İktidar Bloku tarafından böyle kurgulandığını. Taammüden bir “süründürme” süreci olarak yürütüldüğünü. 8’inci seferde değişebilir mi, olmadı 9’uncu seferde değişebilir mi, olmadı 10’uncu seferde değişebilir mi, olmadı… Böyle devam edegelmesi sineye çekilmeye mi devam edilecektir?

    Aynı girdilerle girilen süreçten aynı sonuç alınır. Milyon kere deneseniz de çıkacak sonuç aynıdır. 20 ay sonra bir başka girdiyi, faşizme karşı en geniş halk seferberliğinin eylemli bir parçası olmayı bir girdi olarak sokun sürece, o zaman bütün taşlar yerinden oynayacaktır.

    Erdoğan ve Bahçeli ilk ağızda en yüksek perdeden racon kesmeye başlasa da, yeni koordinatörlükler ilan edilecek, süreç yasası diye önümüze kimi girişimler gelecek, hasta mahkûmların tahliyesi, infazı yakılanların serbest bırakılması gibi adımlar gün geçirilmeden uygulamaya konulacak ve bunların kitlelerin öfkesini yatıştıramadığının görüldüğü noktada ise muhalefetin sivri uçlarının tasfiyesi için muhtemelen bazı güvenlik operasyonları devreye konacaktır ama faşist biraderlerin aynı zamanda ayakları da titreyecektir.

    AKP-MHP Faşist İktidar Bloku’nun oyları yüzde 40’ın altındadır. Toplumsal onay kapasitesi yerde sürünmektedir. İki cephede aynı zamanda savaş yürütmemek için süreci sürünerek de olsa devam ettirmek zorunda kalmaktadır. Hak elde etmek için muarızının tepesine binmeyi olanaklı kılan bundan daha iyi fırsat olur mu?

    24 Mayıs’ta “yurttaşlık” hakkımız iptal edilmiştir.

    Bu hakkın iptal edildiği bir ülkede Kürt’e hak verilir mi?

    Hiç sanmıyoruz…

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    Devlet Kemal Erdoğan

    28 Mayıs 2026

    Kılıçdaroğlu’ndan halkın iradesine karşı akıl almaz oyun: Kendi kullandığı makam aracına “Haram” yazısı astı!

    27 Mayıs 2026

    CHP “Krizi”: Neo-faşist rejimin mimarisi ve muhalefetin dizaynı

    27 Mayıs 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Siyasi Haber

    Tebaa mı olacağız, yurttaş mı?

    Mehmet Murat Yıldırım

    Devlet Kemal Erdoğan

    Siyasi Haber

    CHP “Krizi”: Neo-faşist rejimin mimarisi ve muhalefetin dizaynı

    Nevzat Onaran

    Abdülhamid’in Kürt ve Dersim politiği

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Ertuğrul Kürkçü

    ‘CHP’ye operasyon yüz yıllık demokratik birikimin tasfiyesine yöneliktir’

    Fehim Taştekin

    Tukidides Tuzağı’ndan kaçarken İran ve Küba’ya çarpmak!

    Şebnem Oğuz

    ODTÜ provokasyonu ve geç faşizmin yeni baskı rejimi

    Mehmet Türkmen

    İş cinayetlerine sessiz kalmak da politiktir

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    P&G’de Kurban Bayramı grev gölgesinde: 85 işçi bayramı direniş çadırında kutladı!

    27 Mayıs 2026

    MESEM’ler ve OSB’lerdeki meslek liseleri: Eğitim kurumu mu, çocuk işçi bulma kurumu mu?

    17 Mayıs 2026

    Üsküdar’da emekçilerden ara zam haykırışı: “Açlık sınırının altında yaşamayı reddediyoruz”

    17 Mayıs 2026
    KADIN

    Kızılay Kayseri İl Başkanı Cafer Beydilli’ye çalışan kadınları hedef alan paylaşımı nedeniyle suç duyurusu!

    20 Mayıs 2026

    EŞİK: “Eşitlikten ve laiklikten vazgeçmiyoruz”

    18 Mayıs 2026

    Kadınların sesini sahneye taşıyan “Adımı Hatırla” oyunu yoğun ilgi gördü

    18 Mayıs 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.