ABD, 3 Ocak 2026’da Venezuela’ya düzenlediği askeri operasyonla Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores’i kaçırdı. Maduro ve eşi Cilia Flores, kanıtlanmamış iddialarla ve savunma haklarına sahip olmadıkları bir mahkemede yargılanıyor.
Maduro ve Cilia Flores’in savunma hakkı sistematik olarak baltalanıyor
Nicolás Maduro, Ocak ayından beri tutuklu bulunduğu, sağlıksız koşullarıyla bilinen Brooklyn’deki Metropolitan Gözaltı Merkezi’nden 26 Mart 2026’da, Manhattan Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde ikinci kez mahkeme heyeti karşısına çıkarıldı. Bir saatten biraz fazla süren duruşma sonunda herhangi bir karar çıkmadı. Sonraki mahkemeye dair duruşma tarihi belirlenmedi ve davanın esasında herhangi bir ilerleme kaydedilmedi.
Maduro, uyuşturucu terörizmi, ABD’ye kokain ithal etme komplosu ve yasadışı silah bulundurma dahil olmak üzere dört suçlamayla karşı karşıya. İddianame, Trump’ın bizzat atadığı New York federal savcısı Jay Clayton tarafından imzalandı. Clayton, Maduro’nun 25 yılı aşkın süredir Sinaloa karteli ve Venezuela’daki Tren de Aragua çetesiyle ittifak halinde olan geniş bir uyuşturucu kaçakçılığı ağını korumak için görevini kötüye kullandığını iddia ediyor. Dava, Washington’da yapılan ve Venezuela’da işlendiği iddia edilen eylemlerle ilgili suçlamaların, ABD yürütme organının takdirine bağlı olarak atanan bir hakim tarafından Amerikan yasalarına göre yargılanmasıyla bir farsa dönüşüyor.
Dava, 2006 ABD Uyuşturucu Terörizmi Yasası’na dayanıyor ve bu yasanın yargı sicili oldukça açıklayıcı: Yürürlüğe girmesinden bu yana Uyuşturucu Terörizmi Yasası’ndan suçlanan 83 kişiden sadece dördü mahkum edildi ve bunlardan ikisi daha sonra tanık güvenilirliği sorunları nedeniyle temyizde bozuldu.
Amaç Maduro’yu süresiz olarak iktidardan uzak tutmak
Davaya bakan hakim Alvin Hellerstein, 92 yaşında kıdemli bir federal yargıç. Hukuk uzmanları, cumhurbaşkanının dokunulmazlığı ve iade işlemleri olmaksızın yakalanmasının yasallığına ilişkin ön soruların bile, esaslı bir duruşmadan önce altı ila dokuz ay sürebileceğini tahmin ediyor. Ortaya çıkan sürecin, Venezuela’da geri kalan meseleler ABD’nin isteği doğrultusunda çözülürken, Maduro’yu süresiz olarak iktidardan uzak tutmayı amaçladığı iddia ediliyor.
Washington, Maduro’ya karşı henüz kanıtlanmamış suçlamalar yöneltmenin yanı sıra, Maduro ve eşi Cilia Flores’in savunma yapma olasılığını da engellemeye çalışıyor. Maduro’nun avukatları, ABD yönetiminin uyguladığı uluslararası yaptırımlar nedeniyle Venezuela devletinin çiftin yasal masraflarını karşılamasını engellediğini savunarak iddianamenin düşürülmesini talep etti. Avukatlara göre, masrafların karşılanmasının engellenmesi, yasal danışmanlık hakkını garanti eden ABD Anayasası’nın Altıncı Değişikliği’nin doğrudan ihlali.
ABD’nin yaptırımları avukatların ücretinin ödenmesini engelliyor
9 Ocak’ta Hazine Bakanlığı’na bağlı yaptırım kurumu OFAC, Caracas’a yasal masrafları finanse etme yetkisi verdi ancak üç saatten kısa bir süre sonra, hiçbir açıklama yapılmadan, bu yetki iptal edildi. Savunma avukatı Barry Pollack, bu iptali hakime sundu ve Maduro’nun davanın karmaşıklığıyla orantılı bir savunmayı karşılayacak maddi güce sahip olmadığını belirtti.
Yargıç Hellerstein ise suçlamaları düşürmeyeceğini söyleyerek yeni bir duruşma tarihi belirlemedi. Bu durum, yaptırımlar altında olan ve avukatlarına ödeme yapamayan Venezuela devletini zor bir duruma sokarken Maduro ve Cilia Flores’in savunma hakkının bizzat ABD tarafından sistematik olarak baltalandığını öne süren avukatlar da tazminat alamadıkları için davadan çekilmek durumunda kalacaklarını belirtiliyorlar.
Dava yasadışı ve göstermelik
Marc Iñaki, Revolution Permanente sitesinde yayınlanan yazısında, kendisini “savaş esiri” olarak tanımlayan Maduro ve Cilia Flores’in yargılandığı davanın yasadışı ve göstermelik olduğunu savunuyor ve ABD’nin “Latin Amerika’yı Washington’ın özel mülkü olarak” korumayı amaçladığını iddia ediyor.
“Bu dava, Amerikan adalet sisteminin bir arızası değil, emperyalist bir politikanın hizmetindeki normal işleyişidir. Washington’ın burada düzenlediği şey, ülkesini Amerikan çıkarlarına teslim etmeyi reddeden bir liderin kamuoyu önünde aşağılanmasıdır. Hugo Chavez’in izinden giden Maduro, ABD süper gücüne meydan okuyabilecek bir duruşu ve Amerika Birleşik Devletleri için kabul edilemez bir anti-emperyalizm biçimini savunan bir siyasi geleneği temsil ediyordu. İşte tam da bu yüzden şimdi Brooklyn’de bir hücrede bulunuyor. ABD’nin Latin Amerika’daki egemenliğini sürdürmeyi hedefleyen bu emperyalist yöntemler yeni değil. 1989’da Amerika Birleşik Devletleri, Manuel Noriega’yı kurtarmak için Panama’yı işgal etti ve Noriega daha sonra Miami’de uyuşturucu kaçakçılığından yargılandı. Ondan önce, Jacobo Árbenz yönetimindeki Guatemala hükümeti, 1954’te CIA tarafından United Fruit Company’nin topraklarını millileştirmeye cüret ettiği için devrilmişti. Yeni bir yüzyıla girdik, ancak mantık aynı kalıyor: Latin Amerika’yı Washington’ın özel mülkü olarak korumak” diyen Iñaki, “Bu emperyalist saldırı karşısında verilebilecek tek olası yanıt, Latin Amerika ve Karayipler’deki işçilerin ve halkların örgütlenmesi ve seferber edilmesidir. Küba ve Venezuela halkıyla kıtasal dayanışma stratejik bir zorunluluktur. Emperyalizme karşı kıtasal genel grev örgütlemek, karşılaşılan zorluklarla orantılı tek yanıttır” çağrısında bulunuyor.
Kaynak:
