Editör: Elif Gamze Bozo, (SH)
Eşitlik İçin Kadın Platformu, Meclis gündemindeki doğum izni düzenlemesine ilişkin yaptığı 30 Mart 2026 tarihli açıklamada, söz konusu değişikliğin kadınlar lehine bir iyileştirme gibi sunulsa da gerçekte eşitlikçi bir sosyal politika niteliği taşımadığını belirtti. Platform, doğum izninin yalnızca kadınlar açısından uzatılmasının, kadınların iş yaşamından daha uzun süre kopmasına ve ekonomik bağımsızlıklarının zayıflamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.
Açıklamada, çocuk bakımının ve doğumla bağlantılı sorumlulukların büyük ölçüde kadınlara bırakılmasının, kadınların istihdama katılımı ve istihdamda kalıcılığı önündeki en temel engellerden biri olduğu ifade edildi. EŞİK, TÜİK ve Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ortaklığında hazırlanan 2024 verilerine işaret ederek, hanesinde 3 yaş altında çocuğu bulunan 25-49 yaş arası kadınların istihdama katılım oranının yüzde 26,9’da kaldığını, aynı koşullardaki erkeklerde ise bu oranın yüzde 90,9’a yükseldiğini hatırlattı.
Platform, hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olmayan aynı yaş grubundaki kadınların istihdam oranının yüzde 58,6’ya çıktığını belirterek, bu tablonun ev içi bakım yükünün esas olarak kadınların omuzlarında olduğunu açık biçimde ortaya koyduğunu kaydetti.
EŞİK’e göre, doğum izninin yalnızca kadınlar için uzatılması, kadınların emek piyasasındaki konumunu daha da zayıflatma riski taşıyor. Açıklamada, bu tür düzenlemelerin işverenlerin kadın istihdamına yönelik isteksizliğini artırabileceği, kadınları daha güvencesiz ve kayıt dışı işlere itebileceği, dolayısıyla kadın yoksulluğunu derinleştirebileceği ifade edildi.
Babalık iznindeki sınırlı artışın da eleştirildiği açıklamada, bakım sorumluluğunun eşit paylaşımını sağlayacak uzun süreli, zorunlu ve devredilemez izinler olmadan adil bir bakım rejiminden söz etmenin mümkün olmadığı vurgulandı. Erkeklerin bakım süreçlerindeki rolünün “yardım” olarak tanımlanmasının, eşitsizliğin yeniden üretildiği başlıca alanlardan biri olduğu belirtilen açıklamada, “Erkekler bakımın destekçisi değil, eşit sorumlusudur” denildi.
EŞİK, bakım sorumluluğu tartışmasının yalnızca aile içinde değil, kamu ve özel sektör düzeyinde de ele alınması gerektiğini belirtti. Açıklamada, bakım hizmetlerinin kadınların fedakârlığına ya da bireysel çözümlere bırakılamayacağı, kamunun bu hizmetleri piyasaya terk eden değil, kamusal bir hak olarak örgütleyen bir anlayışla hareket etmek zorunda olduğu ifade edildi. Özel sektörün de çalışanların bakım yükünü eşitlikçi biçimde paylaşmasını destekleyen politikalar geliştirmesi gerektiği kaydedildi.
Platform, işverenlerin kreş açma yükümlülüğünün 150 kadın çalışan şartına bağlanmasının bu yükümlülüğü fiilen işlevsiz hale getirdiğini savundu. Bu kriterin gözden geçirilmesi ve kadın-erkek tüm çalışanları kapsayacak daha makul, daha kapsayıcı bir ölçütün benimsenmesi gerektiği belirtildi.
Açıklamada, bakım krizinin derinleştiği bir dönemde belediyelerin açtığı ya da açmayı planladığı kreşlere yönelik idari ve siyasi engeller çıkarılmasının kabul edilemez olduğu vurgulandı. Bu yaklaşımın yalnızca kadınların üzerindeki bakım yükünü artırmakla kalmadığı, çocukların eğitim hakkı ve geleceği üzerinde de olumsuz sonuçlar doğurduğu ifade edildi.
Kadir Has Üniversitesi’nin 2022 tarihli Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması’na da atıf yapılan açıklamada, “Bir iş yerinde kreş bulunması gereksizdir” diyenlerin oranının yalnızca yüzde 13 olduğu, buna karşın toplumun yüzde 87’sinin işyerlerinde kreş talep ettiği belirtildi. EŞİK, buna rağmen kadın ve çocuk örgütlerinin politika yapım süreçlerinden dışlanmasını ve muhalefetin uyarılarının dikkate alınmamasını eleştirdi.
Platform, açıklamasının sonunda taleplerini de sıraladı. Buna göre ücretsiz ve nitelikli kamusal kreşlerin yaygınlaştırılması, bakım emeğinin toplumsallaştırılması, ebeveyn izinlerinin eşit, devredilemez ve kapsayıcı biçimde düzenlenmesi ve kadınların istihdama eşit ve güvenceli katılımını sağlayacak politikaların hayata geçirilmesi istendi.
EŞİK, “aileyi güçlendirme” söylemi altında geliştirilen politikaların gerçekte kadınların özgürlüğünü değil, ataerkil aile yapısını güçlendirdiğini savunarak, kadınları eve kapatan değil yaşamın her alanında eşit ve özgür kılan politikaların acilen uygulanması çağrısında bulundu.
