“Fıtrat” denilen şey, bir emek politikasının çıplak sonucuydu
Soma’da yaşananlar, o dönemden bugüne dek süregelen ekonomi-politik tercihlerin en trajik sonucuydu. İnsanlar sadece madende değil; taşeron sisteminde, yetersiz denetimlerde ve siyasi korumayla büyütülen kontrolsüz sermaye düzeninde can verdi.
Dönemin iktidarı devasa büyüme rakamları, köprüler ve yollarla övünürken, bu büyümenin görünmeyen motoru olan işçiler; ucuza çalıştırılan, sendikasızlaştırılan ve ölümleri “fıtrat” denilerek normalleştirilen bir sınıf haline getirildi. Hatırlayalım; faciadan kısa süre önce muhalefetin Soma’daki çalışma koşullarının araştırılması için verdiği önerge, Meclis’te iktidar oylarıyla reddedilmişti. Bu reddediş, facianın ayak seslerini duymayı reddetmekti.
Unutulmayan tekme ve Frankfurt’a uzanan “ödül”
Soma denilince akıllara sadece o dumanlı maden ocağı gelmiyor; aynı zamanda yere düşmüş bir madencinin tekmelendiği o an geliyor. Dönemin Başbakanlık Özel Kalem Müdür Yardımcısı Yusuf Yerkel’in, acılı madenci Erdal Kocabıyık’ı tekmelemesi, devletin o gün işçisine bakışının sembolik bir özeti gibiydi.
Bugün gelinen noktada ise adalet arayışı daha derin bir yara alıyor. Madenciyi tekmeleyen Yerkel, kamuoyunun büyük tepkisine rağmen Frankfurt Başkonsolosluğu’na Ticaret Ataşesi olarak atandı. Aylık yaklaşık 6 bin Euro maaş ve ek haklarla yapılan bu atama “cezasızlık kültürünün” ve “sadakatin ödüllendirilmesinin” bir nişanesidir.
Soma bir başlangıçtı: Ermenek, Hendek, İliç…
Soma’dan sonra “bir daha asla” denildi ancak düzen değişmediği için tablo hep aynı kaldı.
- Ermenek’te işçiler su altında kaldı.
- Torunlar Center’da asansör yere çakıldı.
- İliç’te toprak kaymasıyla işçiler siyanürlü yığınların altında can verdi.
Tüm bu faciaların ortak noktası; iş güvenliğinin bir “maliyet” olarak görülmesi ve denetimlerin kağıt üzerinde kalmasıdır. Patronların siyasi ilişkilerle zırh kuşandığı bir düzende, ölüm bir tesadüf değil, istatistiksel bir bekleyiş haline geliyor.
Soma hâlâ bitmedi
Soma’yı anmak, her yıl dönümünde sadece mezarlıklara karanfil bırakmak değildir. Soma’yı anmak; bu düzenin çarklarını, taşeron sistemini ve “kader” diyerek sorumluluktan kaçan mekanizmayı teşhir etmektir.
301 madenci yerin altında bırakıldı ama onların üzerine kapanan şey sadece maden ocağı değildi; Türkiye’nin ranta dayalı, işçiyi değersizleştiren ve suçluyu ödüllendiren cezasızlık düzeniydi.
Gerçek şu ki: Soma hâlâ bitmedi. Çünkü Soma’yı yaratan o düzen, Frankfurt’taki ataşe koltuklarından İliç’teki maden sahalarına kadar hâlâ ayakta.
