6 Mayıs, Türkiye’nin politik hafızasında yalnızca üç genç insanın ardından tutulan yas değildir. 6 Mayıs; eşitlik, özgürlük ve bağımsızlık hayalleri kuran bir kuşağın susturulmak istenmesine karşı hâlâ süren toplumsal hafızanın adıdır. Bugün Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan anıldığında; yalnızca geçmişin üç ismi değil, halkçı ve devrimci bir direniş geleneği de hatırlanır.
Onlar, genç yaşlarında düzenin dayattığı korkuya boyun eğmeyen bir dönemin sembolü oldular. Yoksulluğun, eşitsizliğin ve baskının karşısında halkın çıkarlarını savunan sosyalist bir düşünceyi büyütmeye çalıştılar. Üniversitelerden fabrikalara, meydanlardan sokaklara uzanan mücadeleleri; yalnızca bir siyasi hattın değil, aynı zamanda memleketin bağımsızlığına ve halkın onuruna duyulan inancın ifadesiydi.
Türkiye’nin karanlık darbeler ve baskılarla şekillenen dönemlerinde devrimci sosyalist hareket, yalnızca ekonomik adalet talebini değil; aynı zamanda faşizme, siyasal baskıya ve halk iradesini yok sayan anlayışlara karşı direnişi temsil etti. O yıllarda yükselen gençlik hareketleri, korkunun normalleşmesine karşı cesareti; suskunluğa karşı sözü; teslimiyete karşı örgütlü dayanışmayı savundu. Denizlerin adı bu yüzden yalnızca bir dönemin değil, halkçı muhalefetin hafızasında yaşayan bir vicdanın adı oldu.
Aradan geçen yıllara rağmen onların mirası hâlâ konuşuluyorsa, bunun nedeni söyledikleri sözlerin ve savundukları ideallerin toplumun belleğinde yer etmiş olmasıdır. Çünkü bağımsızlık, eşitlik, emek ve özgürlük talepleri yalnızca geçmişe ait değildir. Bugün de gençlerin, işçilerin, öğrencilerin ve halkın farklı kesimlerinin adalet arayışında yankı bulmaktadır.
6 Mayıs’ı anmak; geçmişe saplanıp kalmak değil, demokrasiye, halk iradesine ve özgür düşünceye sahip çıkmanın tarihsel önemini hatırlamaktır. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın isimleri, baskı dönemlerinde geri adım atmayanların hafızasında yaşamaya devam ediyor.
Çünkü bazı isimler yalnızca tarihe yazılmaz; halkın vicdanına kazınır.
