“Ey o büyük yolculukların ürperten heyecanı
Okyanus dalgalarının sesleriyle dol bu ömre
Ölüme ve aşka durmadan kement atan
Serüvenlerle geçsin yaşamak
……………….
Ne bilir ömrün değerini bir çılgın
Yalnızca kendini yaşamayı nereden bilebilir
Ve başarısız eylemler çağında o
Kaçabilir mi binlerce kez ölmekten” Ahmet Telli
Rahmi Yıldırım yoldaşın biyolojik bedenini 30 Nisan 2026’da toprağa verdik. Yoldaşımızın bedeni, organik bedeni doğayla buluştu. Evet, Rahmi yoldaşımız da doğdu, yaşadı ve doğasının bağrında sonsuz uykuya daldı. Beklemediğimiz anda ve tam da çok ihtiyacımız olduğu bir süreçte, yoğun bakım yatağında sıktığı devrimci yumruğunu ve zafer işaretini miras bırakıp gitti.

Öldü, can dostumuz, arkadaşımız, yoldaşımız… Hüznümüz isyanda, yüreğimiz korlar içinde yanıyor…
Bir o kadar da ölmedi, ölmeyecek ve biz yaşadıkça yaşayacak yoldaşımız…
Yaşadıkları ve yaşattıklarıyla, fikirleriyle, söyledikleri ve eyledikleriyle, devrimci direnişleriyle, dost meclislerindeki anılarıyla her daim yaşayacak…
Rahmi önce insandı. Hani o bildiğiniz anlamıyla biyolojik canlı türü olan insandan öte bir insandı. Yaşamı, nefes alıp vermekten ibaret olanlardan değildi. Yaşamı kendi türünü üretmekten ibaret görenlerden de değildi. Sevmeye ve aşka da, çoluk çocuğa karışmaya da insana dair güzellikler olarak sahip çıkan ama yaşamı bunlardan ibaret görmeyenlerdendi. Küçük sevinçler de büyük hüzünler de insana dairdir, diyebilenlerdendi. Herkesin derdini dert edinen, kendi derdini heybesinde saklı tutanlardandı. Onu insan yapan saymakla bitmeyecek yanlarından bir kaçıydı bunlar.
Rahmi gitti ve gidişiyle insan yanımdan bir parça da koptu gitti…
Rahmi, TSK’dan atıldıktan sonra İletişim Fakültesini bitirdi. Hakikatin sözcüsü ve özgür basının sesi olan bir gazeteciydi. George Orwell’in “Gazetecilik, birilerinin yayınlanmasını istemediği haberleri yazmaktır. Gerisi halkla ilişkilerdir,” sözünün takipçilerindendi. Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı olması tesadüf değildi. Gerçek gazeteciliğin simgelerinden olmasının doğal sonucuydu.
Rahmi, biriktirdiklerini kendine saklamayanlardandı. Toplumsal hafızanın ve mücadelenin hizmetine sundu birikimlerini. Makalelerini yayımladığı kendi bloğu yanı sıra, Sermayenin Paşaları, Dördüncü Ordu Medya, Devşirmeler Dönekler / Türk Medyasından Portreler, Kışlada SOLkırım, Darağacındaki Devrimci Teğmen Ömer Yazgan, Su Uyur Hulusi Akar, Harbiye’den Cephe’ye (Hainlik Bizde Kalsın) kitaplarını da bizlere miras bıraktı.
Rahmi devrimci gibi devrimciydi. Yaşamı siyasetten, siyaseti yaşamdan ayrı görmeyenlerdendi. Siyaseti bir iş değil yaşamın kendisi olarak görürdü. Düşünen, sorgulayan üreten bir devrimciydi. Klişelere sığınmazdı. “Beylik” laflarıyla değil, teorinin griliğini yaşamın yeşiliyle buluşturan pratiğiyle iz bırakanlardandı. Her insan gibi üzülen, küçük sevinçlerden de mutlu olan, kişisel yaşamı ile toplumsal yaşamı birbirinin karşısında görmeyen ve iç içe yaşayanlardandı. Duyguluydu, ama duygusallığa pabuç bırakmayan dirençli bir devrimciydi.
Rahmi, devrimci teoriyi içselleştirenlerdendi. Ama sadece devrimci teoriyle ilgilenmezdi. Geçmiş, bugün ve gelecek ilişkisini iyi kuran bir tarihçiydi. Yaşamı derinlikli analiz gücüne sahip bir felsefeciydi. Bozkırın tınısından nasibini almış sanatçı ruhlulardandı. Sazı ve sözü olanlardandı. İnsani dayanışmayla devrimci dayanışmayı birbirinden ayırmayan dayanışma dünyası insanıydı.
Yolu yolum, dostluğu onurum olanlardandı Rahmi. Rahmi 1974 yılında Kuleli Askeri Lisesi’nden, 1978 Yılında Kara Harp Okulu’ndan mezun oldu. Üsteğmen rütbesiyle TSK’da görev yaparken, 12 Eylül Paşaları tarafından haksız ve hukuksuz biçimde TSK’dan ihraç edildi. Rahmi ile yolumuz Kuleli ’de kesişti. Ama tanışıklığımız olmadı Kuleli ’de. Kara Harp Okulu’nun İzmir Menteş’teki eğitim kamplarında rastlaştık ilk. Bir dağ köyünde doğanların çoğunun “kaderidir” doğum tarihinin yanlışlığı. Doğum tarihim doğru olsaydı belki aynı dönem olacaktık. Nüfus kütüğüne üç yaş küçük yazıldığımdan iki dönem alt devresi oldum Rahmi yoldaşımın. Ama birlikte kamp yapma sayesinde selam alan veren olduk o yıllarda. Asıl yakınlığımız 2000’li yıllarda başladı. Eylül-Emeklileri Derneği’nin kuruluşunda zorunlu ‘kaçaklık’ ve mahpusluk yıllarıma denk geldiği için birlikte olamadık. Rahmi’nin o süreçlerde de her zamanki öncülüğünü arkadaşlardan dinledim.
ADAM-Platformu ve Derneği’inde kadim dostluğumuz ve yoldaşlığımız perçinlendi. ADAM-DER’in (Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği) kurucu Genel Başkanıydı. Kurucu Yönetim kurulunda birlikte yer aldık. Kapsayıcı, birleştirici yaklaşımı ve devrimci bilinciyle derneğimizin bu günlere gelmesindeki payı büyük oldu.
Rahmi, ardında yoksul çocukluk anılarını, Kuleli Askeri Lisesi ve Kara Harp Okulu kardeşliğini, kışladan uzaklaştırılmasının perde arkası hikayelerini, işkence ve mahpusluk yolculuğundaki direniş ve dayanışma anılarını, gazetecilik ve yazarlığın onurlu birikimlerini, özlük hak mücadelesindeki öncü pratiklerini, demokrasi ve sosyalizm yolundaki ısrarlı ve dirençli mücadelesini bizlere miras bırakıp gitti. Mücadelesi mücadelemizdir. Mirasına sahip çıkacağız.
Unutmayacağız, Unutturmayacağız!
“Ölüm uzak değildi, onu da yoldaş bildiler.
……………
Misk’i amber gibiyiz ütopya kokarız
Dost yüreğinde nadide bir gül
Düşmana diken olur batarız.” Ahmet Karbeş
02 Mayıs 2026


