Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    Eğitim Sen çalışanlarının TİS görüşmeleri tıkandı: Sosyal-İş’ten “insanca ücret” vurgusu

    13 Mart 2026

    Rojava hakikatinin ışığında 5 – İktidar Bloku hak vermeye nasıl mecbur bırakılır?

    13 Mart 2026

    DEM Partili Ayhan Koç: “Belediyelere yönelik operasyonlar hukuki değil, siyasi”

    13 Mart 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      Rojava hakikatinin ışığında 5 – İktidar Bloku hak vermeye nasıl mecbur bırakılır?

      13 Mart 2026

      Kekê Salih: Rojava’nın sakin ama kararlı yüzü

      12 Mart 2026

      Kader değil sömürü, umut değil illüzyon: Gündelik hayatın zincirlerini kırmak

      12 Mart 2026

      Rojava hakikatinin ışığında 4 – “Süreç” AKP-MHP İktidar Bloku’nun zorunluluğudur

      11 Mart 2026

      Rojava hakikatinin ışığında 3 – Öcalan’ın “teşvik edici ifadeleri” muhataplarını ikna edebilir mi?

      9 Mart 2026
    • Seçtiklerimiz

      Ezber hayatı karşılar mı?

      12 Mart 2026

      Savaş Türkiye ekonomisini nasıl etkileyecek?

      8 Mart 2026

      Tekno-faşizm, ırkçılık ve “IQ genetiği”

      6 Mart 2026

      Varlık adı önceler

      5 Mart 2026

      ABD-İsrail’in İran saldırısı uluslararası sistemin krizini ortaya çıkardı

      4 Mart 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      HRANA: İran’daki protestolarda binlerce kişi öldürüldü, yüzlerce çocuk gözaltına alındı

      25 Şubat 2026

      Hatimoğulları: “Halk erken seçim isterse, biz hazırız; mobilizasyon kapasitesi en yüksek partiyiz”

      19 Şubat 2026

      Maden işkolunda bir kadın sendikacı

      15 Şubat 2026

      Epstein dosyası yeniden açılırken, Burak Oğraş’ın babası konuştu: “Oğlum otelde gördükleri yüzünden öldürüldü”

      10 Şubat 2026

      Musa Piroğlu: Halep’te yaşananlar, barış beklentilerinin ciddi biçimde zedelendiğini göstermiştir

      14 Ocak 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Rojava hakikatinin ışığında 5 – İktidar Bloku hak vermeye nasıl mecbur bırakılır?

    Rojava hakikatinin ışığında 5 – İktidar Bloku hak vermeye nasıl mecbur bırakılır?

    ERDAL KARA yazdı: Mıntıka temizliği yapmadan, hiçbir ilerleme gerçekleştirmeden işe Öcalan ile başlıyorsanız birbirinin içine geçmiş iki amacınız var demektir. Öcalan’ın Kürt Hareketi üzerindeki etkisini kullanıp PKK’nin silah bırakmasını mümkün kılmak. Aynı zamanda Öcalan’ın itibarını zayıflatmak ve giderek sıfırlamak. Zira PKK silah bıraktığı halde hiçbir demokratikleşme adımı atılmayacaksa, Öcalan AKP-MHP İktidar Bloku’nun istediğini vermiş ama hiçbir demokratik ilerleme gerçekleştirme imkanına sahip olmamış bir aktör olarak itibar kaybına uğrayacaktır.
    Erdal Kara13 Mart 2026
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    DEM Parti’nin esas hatasının “süreç”te konumlanma biçimi olduğunu ve bu hatanın kaynağının Öcalan’ın “süreç”i ele alış biçimi olduğunu daha önce ifade ettik.

    “Süreç” başlayalı yaklaşık 1,5 yıl geçti. Demokratikleşme açısından somut hiçbir ilerleme sağlanmış değil. Söz konusu zaman aralığı “süreç”te konumlanma biçimini yeniden ele alıp değerlendirmeyi gerekli kılar. 1,5 yılda sağlanamayan ilerleme ne tür gelişmeler olacak da bundan sonra sağlanacaktır? Elde hiçbir somut “demokratikleşme adımı” belirtisi yoktur. İktidar medyasının ve onun ayak izinden yürümenin kendilerine güvenli alan açtığını düşünenlerin üfürdüğü ve üfürmeye devam edecekleri “eli kulağında” demokratikleşme masallarına inanmayacaksak eğer, elde avuçta bir şey yoktur. Kimi düzenlemeler yapılacaksa da bunların mahiyetinin demokratik olmak bir yana Kürt Hareketi’nin demokratik dinamizmini uzun zamana yayarak sönümlendirmek amacına matuf olacağını kestirmek için kahin olmaya da gerek yok.

    Bahçeli geçtiğimiz günlerde şöyle söyledi: “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir.”

    Buna benzer ifadeleri daha önce de telaffuz etti Bahçeli. Somut bir ilerleme sağlandı mı? Hayır! Şimdi sağlayabilir mi? Daha önce sağlamadı ise şimdi niçin sağlasın? Besbelli ki bu türden ifadeler sürece dair umutların diri tutulabilmesi için sarf ediliyor. 1,5 yıl sonra hala bu türden oltalara takılmak, İktidar Bloku’nun süreci istediği gibi devam ettirmesini kolaylaştırıyor.

    Süreçte yanlış konumlanma biçimine ilişkin bir iki belirtik örnek verelim…

    Sıradan demokratik hakları talep etmenin adı “pazarlık” oldu

    Gömlek baştan yanlış iliklendi. Süreç başlar başlamaz iktidar medyası “önşart yok”, “pazarlık yok” diye konuşmaya başladı. Sürecin başlarında ya da ilerlerken gündeme gelebilecek demokratik hak taleplerinin tukaka ilan edilebilmesi için iç gıcıklayıcı pejoratif ifadelerin desteğiyle “süreç”in ruhu baştan biçimlendiriliyordu.

    DEM parti kurmayları, sık sık Demirtaş’ın, Yüksekdağ’ın serbest bırakılmasını, kayyumların kaldırılmasını istediler ama “pazarlık yok”, “önşart yok” korosunun da gönüllü yandaşı oldular. “Pazarlık yok”, “önşart yok” diye konuşmaya başladığınız takdirde taleplerin karşılığının olması olanaklı değildi. Talepleriniz serzeniş olarak algılanacaktı İktidar Bloku katında. Siz en baştan “pazarlık yok”, “önşart yok” diyerek  “müzakere” yürütürken talepleriniz doğrultusunda kararlılıkla mücadele etmeyeceğiniz yolunda açık çek vermiş oluyordunuz zaten.

    Bu hakikat 19 Mart yargı darbesinin ardından takınılan tutumlara da yansıdı. DEM Parti basına demeç vermekle yetinerek gelişmelere itiraz etmekle sınırlandırdı kendisini.

    PKK’nin silah bırakması ile Demirtaş’ın, Yüksekdağ’ın serbest bırakılmasının ne alakası var? İktidar Bloku açısından alakası var tabii ki. Bütün muhalif odakları “terör” parantezine alarak iktidarını sürdürmeye devam edebilir de onun için. Peki DEM Parti’nin daha işin başında, eski eşbaşkanlarının serbest bırakılmasını masaya oturmak için “önşart” olarak ileri sürmesini engelleyen ne? AİHM kararları ortada, AYM kararları ortada. DEM Parti “masa mı diyorsunuz, süreç mi diyorsunuz, o zaman bırakın eşbaşkanlarımızı” niçin diyemiyor? Üstüne üstlük bütün kamuoyu araştırmalarında yurttaşların büyük çoğunluğu eski eşbaşkanların serbest bırakılmasını tercih ettiği halde. Devletin baskı ve şiddet araçlarıyla icra ettiği bu uygulama toplumsal onay dahi üretemediği halde DEM Parti eski eşbaşkanlarının serbest bırakılmasını başlangıç için niçin “önşart” koşmuyor? Bu diplomasiyi kitle siyaseti sanma yanılsamasından başka bir şey değil.

    Faşizm ile uzlaşarak onu dizginleyebileceğini sanma siyaseti dünyanın hiçbir yerinde olumlu sonuç vermedi.

    Binlerce DEM partili siyasetçi cezaevinde, Demirtaş, Yüksekdağ yıllardır içerde, onlarca belediyeye kayyum atanmış… onlarca örnek sayabiliriz. Bunlar sistematik baskı ve şiddet siyasetinin nesnel sonuçları. “Pazarlık yok”, “önşart yok” dediğiniz an baskı ve şiddet ile şekillendirilmiş aktüaliteye meşruiyet kazandırıyorsunuz. Sizin “önşart” ileri sürmenize yüksek perdeden itiraz edenler çağdaş demokrasi normları ile çelişen uygulamalara son verilmesi talebinizi geleceğe ertelemenizi isteyerek “önşart”ın daniskasını size dayatıyorlar.

    “Süreç”te böyle konumlanmak yağlı eğik düzlemde tutunmaya çalışmaya benziyor. Eğimli yüzeyde aşağıya doğru kaymak, irtifa kaybetmek mukadderat oluyor. “Edilgen” özne olmayı baştan kabullenmek, verilecek olanla yetinmeye başlangıçta onay vermek demek bu. Bu şartlar altında İktidar Bloku niçin kendisini hak vermek zorunda hissetsin ki?

    Körün bile Rojava’ya yönelik saldırıyla yanlışlandığını gördüğü apaçık gerçeği görmüyor, Bahçeli’nin tezinin bir tür tevili olan, “Türkiye bölgede sıkıştı, Kürt sorununu çözmek zorunda” düşüncesinde ısrar ediyor, hala masanın bu nedenle kurulduğu yanılsamasını devam ettiriyor olsanız bile, daha fazlasını almak için “süreç”te konumlanma biçiminin değiştirilmesi gerekmez mi?

    “Süreç”te Öcalan’ın merkezi rolünün düşündürdükleri

    Başlangıçta yapılan bir diğer stratejik hata, Bahçeli’nin Öcalan’a biçtiği merkezi rolün sorgulamaksızın kabul edilmesidir.

    Neydi Bahçeli’nin tezi?

    “ABD ve İsrail, Suriye Kürtlerini yanına çekerek bölgeyi dizayn etmek istiyor, bu girişim Türkiye için bir beka sorunudur, Kürtleri yanımıza çekerek bu planı boşa çıkaralım. İç cepheyi tahkim edelim.”

    Bu tez doğru ise, bölünme tehlikesi aktüeldir, hiç zaman geçirmeksizin duruma müdahale etmek gerekir. Bu nedenle Kürt Hareketi’nin bütün sektörleri üzerinde belirleyici bir gücü olan Öcalan’a merkezi bir rol verilmesi, işe onu muhatap alarak başlamak zorunludur. Yitirilecek tek bir saat, gün yoktur. İsrail kapımıza dayanacak, Türkiye parçalanacaktır.

    Durum böyle ise, on yıllardır Öcalan’ı bizzat siz şeytanlaştırdığınız halde, toplumsal reaksiyondan kaynaklanabilecek riskleri göze alarak, daha başlangıçta Öcalan’a merkezi bir rol vererek süreci başlatmanız gerekir. Beka tehlikesi gerçekten kapıda ise Bahçeli’yi “devlet aklı”nı temsil eden, partisinin çıkarlarını bir yana koyan, “devrimci milliyetçi” ilan etmenin de bir sakıncası yoktur tabii ki(!)

    Ya böyle değilse, “beka” meseleleri sazan avlamak için uydurulmuş palavra ise… O zaman Öcalan’a başlangıçta merkezi bir rol verilmesi ne anlama gelir?

    Yüksel Genç bu soruya, Rojava Devrimi’ne yönelik saldırının ertesinde kalem aldığı yazısında şöyle cevap vermiş:

    “Aslında devlet, süreci başlatıp Bahçeli’nin ağzından muhatabı tanımlarken bedelini muhataba ödetmenin yollarını da döşüyor. Öcalan’la temas ihtimalini açık tutarken aynı anda onun meşruiyetini sistematik biçimde aşındırmaya da başlıyor!

    (…)

    Kısacası Bahçeli ve dolaylı olarak devlet, sürecin resmi muhatabı olarak Öcalan’ı tanırken aynı zamanda onun tanınmasını fiilen tartışmalı hâle getirerek süreci manipüle etmeyi umuyor. Eğer öyle ise olanlar; yalnızca Rojava’daki askerî ve siyasi riskler bağlamında değil, Kürtlerin kolektif hafızası ve siyasal özneliği açısından da kritik bir müdahale olarak okunmayı hak ediyor.”[1]

    Tercüme edersek, özetle söylenen şu: Bahçeli’nin şahsında devlet Öcalan’a ve onun şahsında Kürt Hareketi’ne komplo kuruyor. Amaç Öcalan’ı itibarsızlaştırarak Kürt Hareketi’ni tasfiye etmek.

    Anlayabildiğimiz kadarıyla Kürt Hareketi’nin farklı sektörlerinden kalem oynatanlar, Rojava Devrimi’ne yönelik saldırının ardından ana hatlarıyla Yüksel Genç’in yaklaşımına benzer bir bakış açısı sergiliyorlar. Lakin bu yeni yaklaşım Bahçeli hakkındaki önceki değerlendirmeler ile temelden çelişiyor. Önceki değerlendirmelerde Bahçeli, hakikati görmüş, ayağı suya değen bir siyasal aktör olarak resmediliyordu. Mesela Yüksel Genç sürecin başında şöyle diyordu: “Türkiye’de milliyetçiliğin kıblesi olan bir partinin “içerde barış” söylemi, Abdullah Öcalan’ı muhatap olarak işaretlemesi, hatta Meclis’te konuşma yapacak koşullara sahip olmasını talep etmesi edinilen tecrübeden çıkardığı sonuç. O yüzden “ne sorunu, ne barışı, Öcalan’la barış konuşulmaz, terörle pazarlık olmaz…” gibi retorikler şimdilik tedavülden kalkmış görünüyor.”

    Yüksel Genç’in geç de olsa söylediğine katılıyoruz. AKP-MHP İktidar Bloku’nun sürecin başından itibaren maksadı Öcalan’ı da itibarsızlaştırarak Kürt Hareketi’ni tasfiye etmektir. Meseleyi bu berraklıkta görebilmek için Bahçeli’nin “beka” retoriğine analizinizde yer vermemeniz gerekir. Oltanın ucuna takılmış “beka” yemini yuttuğunuz an meseleyi algılama yeteneğinizi bütünüyle kaybedersiniz.

    “Beka” yemi yutulmuş olsa bile yine de işin içinde bir bit yeniği olduğunu düşündürecek olgular var. 

    İlki, İsrail’in kapımıza dayanmasına ramak kaldı ise, beka çok kritik bir mesele ise süreci “süründürme”nin, hiçbir somut düzenleme yapılmamasının nedeni ne olabilir? “Beka” argümantasyonuna ileri sürüldüğü gibi inanılıyorsa eğer Kürtleri yanımıza çekip “iç cephe”yi güçlendirmek için Demirtaş’ı, Yüksekdağ’ı içeride tutmaya devam etmenin, bırakalım kayyım uygulamasına son vermeyi, süreç başladıktan sonra Ahmet Türk’ü görevden alıp Mardin Belediyesi’ne kayyım atamanın manası ne?

    On yıllardır yürütülen Kürt düşmanı milliyetçi kampanyalar ile Öcalan toplumun nerede ise %90’ında “nefret edilen figür” haline getirilmiş iken, işin en başında Öcalan’a merkezi bir rol vererek sürecin sağlıklı ilerleyeceğini iddia etmenin hiçbir inandırıcı yanı yok. Zira böyle bir yol haritası ile barışı toplumsallaştırmanız olanaksızdır, hatta tam tersine barışa yönelik alerjiyi arttırırsınız. Kuşkusuz Kürt Hareketi’nin bütün sektörleri üzerindeki belirleyici etkisi nedeniyle Öcalan’ın merkezi bir rol oynaması gayet akla yatkındır. Lakin gerçekten Öcalan’ın böyle bir rol oynaması isteniyorsa, mıntıka temizliği yapılması gerekmez mi? Öcalan’ın inandırıcılığını arttıracak demokratik düzenlemeler yapılması gerekmez mi? Öcalan’ın merkezi bir rol oynamasına sıra bunlar gerçekleştirildikten sonra gelmez mi?

    Mıntıka temizliği yapmadan, hiçbir ilerleme gerçekleştirmeden işe Öcalan ile başlıyorsanız birbirinin içine geçmiş iki amacınız var demektir. Öcalan’ın Kürt Hareketi üzerindeki etkisini kullanıp PKK’nin silah bırakmasını mümkün kılmak. Aynı zamanda Öcalan’ın itibarını zayıflatmak ve giderek sıfırlamak. Zira PKK silah bıraktığı halde hiçbir demokratikleşme adımı atılmayacaksa, Öcalan AKP-MHP İktidar Bloku’nun istediğini vermiş ama hiçbir demokratik ilerleme gerçekleştirme imkanına sahip olmamış bir aktör olarak itibar kaybına uğrayacaktır. Bundan murat edilen nedir? Kürt Hareketi’ni bir tür başsız bırakarak zaman içinde demokratik dinamizmini adım adım tasfiye ederek ortadan kaldırmaya çalışmak.

    Azınlık siyaseti doğası gereği komplocudur

    Komploculuktan uzaylıların hayatımıza burnunu sokması gibi absürtlükleri anlamıyorsak eğer, azınlık siyaseti doğası gereği zaten komplocudur.

    Halk için, çoğunluk adına siyaset yaparken asla komplocu olmayalım ama azınlık siyasetinin esasının komplolar üzerine kurulduğunu da unutmayalım.

    Bir sınıf içinde bulunduğu toplumda azınlığı oluşturuyorsa, kendi çıkarını çoğunluğun çıkarı olarak göstermek mecburiyetindedir. Aksi takdirde yönetemez, çoğunluk onu alaşağı ediverir.

    Azınlığın kendi çıkarını çoğunluğun çıkarı gibi göstermesinin yolu yanıltma, aldatma ve çarpıtmadır. Güçlü bir karşı hegemonya yoksa sahip olduğu ideolojik aygıtlar zaten ona bu olanağı verir. Böylelikle azınlığın yönetebilmesi için çoğunluktan toplumsal rıza alınır. Genel işleyiş böyle. Peki yeterli olur mu bu? Olmaz, zira çoğunluk siyaseti, etkisi ne olursa olsun azınlığın kendi çıkarını çoğunluğun çıkarı olarak yutturmaya çalıştığını sistematik olarak teşhir eder. Hatta azınlık siyaseti yürütenlerin iktidar katında oturmayan sektörleri de siyasal rekabet nedeniyle yer yer aynı tutumu takınırlar. İşte bu hakikatler nedeniyle azınlık siyaseti (burjuva siyaseti) provokasyonlara başvurmak zorunda kalır. Provokasyon devlet katındaki denetim dışı birkaç şuursuzun işi değildir. Öyleleri varsa da bir kalemde üstleri çizilir. Burjuvazinin hangi kesimi iktidar katına çıkıyor ise, çıktığı andan itibaren devlet aygıtları eliyle provokasyonlar icra etmeye başlar. Devlet aygıtının zorunluluğudur bu. Zira azınlığın çıkarının azınlığın çıkarı olduğunu gizlemenin en kestirme yolu provokasyondur. Üstelik şok etkisi yarattığı için sapla samanın karışması sonucunu doğurur, kafaları karıştırır. Siz de azınlık adına bulanık suda balık avlarsınız.

    Komplo nedir? Karşı tarafın aleyhine gizli oyun kurmak. Türkiye tarihine bakın, devlet katında örgütlenmiş binlerce oyun bulursunuz. İstihbarat örgütlerinin esas işi istihbarat toplamak mı sanıyorsunuz siz? O sadece rutinidir bu örgütlerin. Bu örgütlerin esas işi karşı taraf aleyhine oyun kurmak ve mümkün olduğunda onu icra etmektir. Hamas’ın İsrail saldırısı bunun bir örneği idi. Bu eylemin İsrail tarafından yönlendirildiğinden kuşku duymak için hiçbir sebep yoktur.

    Bunları niçin anlatıyoruz? Erdoğan ve Bahçeli’nin laflarını esas alıp analiz yürütmenin bizi yanlış sonuçlara ulaştıracağının altını çizmek için.

    Tabii, Bahçeli sürecin başından itibaren hiçbir zaman “Kürt meselesi”nden söz etmedi, “Terörsüz Türkiye” diye başladı ve hala aynı şeyi söylemeye devam ediyor. Sadece ara sıra sazan avlamak için demokrasiye yorulacak çıkışlar yapıyor. Lakin CHP’ye yönelik yargı darbesinin nedenini de her fırsat bulduğunda “yüzyılın yolsuzluğu” gerekçesi ile açıklıyor.

    Sonuç olarak AKP-MHP İktidar Bloku’nun başlattığı “süreç” ile ne tezgah çevirdiği hakkında akıl yormaz, Erdoğan ve Bahçeli’nin laflarında sahicilik aramaya devam eder isek sağlıklı analiz yapmamız olanaklı değildir.

    Bese Hozat ve Murat Karayılan, Bahçeli MHP Grup Toplantısı’nda konuştuğunda “bu bir özel savaş planıdır” saptamasında bulunmuşlardı. Anlaşıldığı kadarıyla Öcalan ile yapılan görüşmeler neticesinde üsluplarını Öcalan’a uyarladılar. Halep saldırısı ve ardından yaşanan gelişmeler nedeniyle görüldüğü kadarıyla şimdi “işin içinde bir iş var” diyenlerin sayısı artmış vaziyette. Bu olumlu bir gelişme zira önerilecek çıkış yolunun daha fazla dinleyicisi olacak gibi görünüyor artık.

    Müzakere mücadele diyalektiği

    Halep saldırısıyla başlayıp hızla Fırat’ın Doğusu’na sıçrayan, nihayetinde Kürtlerin kendi yaşam alanlarına sıkışmaları sonucunu doğuran HTŞ saldırısının ABD ve İsrail’in oluru, Türkiye’nin yönlendirmesiyle gerçekleştirildiğinden kuşku duyulmuyorsa eğer, “süreç”in “süründürülmeye” devam ettirileceğinden de kuşku duymamak gerekir. Hal böyle ise, yapılması gerekeni kestirmek de çok zor değildir.

    Kürt Hareketi masadan kalkan dolayısıyla barışı reddeden taraf olmadan, Kürt Halkının kolektif haklarına ilişkin taleplerini kararlılıkla dile getirmeli, oyalama teşebbüslerine hiçbir biçimde taviz vermemeli, demokratik düzenlemeler için zaman geçirmeksizin Tayyip Erdoğan’ı Cumhurbaşkanlığı kararnameleri çıkarmaya zorlamalıdır.

    AKP-MHP İktidar Bloku’nun ayak sürüyeceği kesindir. Bu nedenle İktidar Bloku’nun kamuoyu baskısı altında tutulması gerekmektedir ki, hak vermek zorunda kalsın. Bunun için yapılması gereken bellidir. 19 Mart yargı darbesi nedeniyle ortaya çıkmış olan anti-faşist mücadelenin aktif bir unsuru olmak. DEM Parti çok uzun bir zaman bu mücadeleyi izlemekle yetinmiş, demeç vermenin dışında aktif bir tutum içinde olmamış, bir bakıma AKP-MHP İktidar Bloku’nun çizdiği çerçevenin dışına çıkmamıştır.

    DEM Parti, 19 Mart yargı darbesinin ardından sokaktaki anti-faşist mücadelenin aktif bir unsuru olabilseydi masada eli çok daha güçlü olmakla kalmayacak, AKP-MHP İktidar Bloku’nun kurmak istediği oyunu da bozma imkanına sahip olabilecekti. Bu yapıldığı takdirde ya İktidar Bloku DEM Parti’yi muhalefet blokundan koparabilmek için taviz verecek ya da maskesini aşağıya indirmek zorunda kalıp gerçek yüzünü gösterecekti. İktidar Bloku’nun “süreç”ten beklentisinin siyasal iktidarını sürdürebilmek için muhalefet blokunu bölmek ve fırsatını bulduğunda Rojava Devrimi’ni ezerek seçmen nezdinde güç devşirmek olduğunu anlamak için HTŞ’nin Halep saldırısı ve ardından yaşananlara tanıklık etmek gerekli değildi. Hatta tam tersine, 19 Mart yargı darbesinin ardından yükselen anti-faşist mücadelenin aktif bir unsuru olunup İktidar Bloku’na koltuğunun sallandığı hissettirilebilseydi, HTŞ Rojava Devrimi’ne saldırtılmaya çok daha zor teşvik edebilirdi. Zira anti-faşist mücadele birlikteliğinin şekillendirdiği dayanışma ilişkisi, Halep saldırısı ve sonrasında tanık olduğumuz CHP tabanını etkisi altına alan şovenizmin bir tür panzehiri olacaktı. Demirtaş’ın “seni başkan yaptırmayacağız” şiarının CHP’nin seküler tabanında nasıl karşılık bulduğunu hatırlayalım. Haziran 2015 Seçimlerinde azımsanmayacak sayıda seküler yurttaşın “Bir oy CHP’ye, bir oy HDP’ye!” kampanyasının etkisi altında kalarak HDP’ye oy verdiğini, alınan %13.1 oyun azımsanmayacak bir kısmında bu seçmenin desteğinin etkili olduğunu unutmayalım. 

    Sonuç olarak, İktidar Bloku “süreç”te bir takım demokratik düzenlemeler yapmak zorunda kalacaksa eğer, yapılması gereken iş, onun aşil topuğu ne ise, İktidar Bloku hangi güçlerin yan yana gelişinden ürküyor ve telaşa kapılıyor ise, o güçleri birleşik bir mücadele sevk ederek koltuğun pahalı olduğunu ona göstermektir.

    (Devam edecek…)


    [1] https://ilketv.com.tr/yeni-surec-eski-konsept-ondersizlestirmek/

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    DEM Partili Ayhan Koç: “Belediyelere yönelik operasyonlar hukuki değil, siyasi”

    13 Mart 2026

    Kekê Salih: Rojava’nın sakin ama kararlı yüzü

    12 Mart 2026

    DEM Parti’den 12 Mart açıklaması: 1971 darbesi, Gazi ve Kamışlo olayları hatırlatıldı

    12 Mart 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Erdal Kara

    Rojava hakikatinin ışığında 5 – İktidar Bloku hak vermeye nasıl mecbur bırakılır?

    Mehmet Murat Yıldırım

    Kekê Salih: Rojava’nın sakin ama kararlı yüzü

    Ertan Eroğlu

    Kader değil sömürü, umut değil illüzyon: Gündelik hayatın zincirlerini kırmak

    Erdal Kara

    Rojava hakikatinin ışığında 4 – “Süreç” AKP-MHP İktidar Bloku’nun zorunluluğudur

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    M. Ender Öndeş

    Ezber hayatı karşılar mı?

    Ümit Akçay

    Savaş Türkiye ekonomisini nasıl etkileyecek?

    Siyasi Haber

    Tekno-faşizm, ırkçılık ve “IQ genetiği”

    Ertuğrul Kürkçü

    Varlık adı önceler

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Eğitim Sen çalışanlarının TİS görüşmeleri tıkandı: Sosyal-İş’ten “insanca ücret” vurgusu

    13 Mart 2026

    Antalya’da TOKİ şantiyesi işçileri hakları için eylemde

    12 Mart 2026

    İtalya’da USB sendikasından protesto ve toplantı çağrısı

    11 Mart 2026
    KADIN

    İran için devrimci Feminist tutum: Otoriterliğe, emperyalizme, Siyonizme ve savaşa hayır!

    12 Mart 2026

    Dilan Karaman raporu tartışma yarattı: Aile “geri çekilsin” dedi, arkadaşları “eksik ve hatalı” buldu

    10 Mart 2026

    8 Mart’ta kadınlar tüm dünyada sokaktaydı

    8 Mart 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.