Altı yıl boyunca Dersim sokaklarında aynı soru yankılandı: Gülistan Doku nerede?
Altı yıl boyunca o genç kadının adı tozlu raflarda unutturulmak istendi.
Altı yıl boyunca biz de aynı cümleyi duymaya alıştırılmak istendik: “Dosyada yeni bir gelişme yok.”
Bugün peş peşe gelişmeler yaşanıyor. Yeniden açılıp derinleştirien soruşturma, gözaltılar, tutuklamalar, yıllardır üzeri örtülen karanlık alanlara uzanan sorular… Dosya bir kez daha ülkenin gündeminde.
Şimdi bazıları bu tabloyu bir “devlet başarısı” gibi sunmak istiyor.
Bazıları bunu bir bakanın kararlılığına, bazıları da bir savcının dürüstlüğüne yazmaya çalışıyor.
Hayır! O iş öyle değil…
Bu gelişmeler, ne yeni gelen bir makam sahibinin halisane girişimiyle olmuştur, ne de yıllardır sessiz kalan bir düzenin gecikmiş hamlesiyle.
Üstelik son zamanlarda mal varlığı, tapu kayıtları ve taşınmaz edinmesine ilişkin ciddi iddialarla gündeme gelen, muhalefet tarafından kamuoyuna çok sayıda belge gösterilerek sorgulanan bir adalet bakanına “dürüstlük” payesi biçmek, halkın aklıyla alay etmektir.
Bir ülkede adalet, hakkında servet birikimi ve mülk edinme tartışmaları bulunan siyasetçilerin kişisel erdemine bağlanıyorsa, orada zaten adalet yoktur.
Bir dosyada yaşanan gelişmeleri iktidarın vitrinine koyup onu parlatmaya çalışmak gerçeği ters yüz etmektir.
Çünkü bu gelişmelerin gerçek sahibi, yıllardır susmayanlardır.
Bu dosyayı bugünlere taşıyan şey, makam odalarında verilen talimatlar değil, meydanlarda yükselen seslerdir.
Bu dosyayı canlı tutan şey, resmi açıklamalar değil, kadınların inadıdır.
Bu dosyayı kapattırmayan şey, prosedürler değil, bir ailenin gözyaşıyla büyüttüğü direniştir.
En başta da Ayşegül Doku’nun sesi…
O, yıllardır kardeşini aradı.
Her açıklamada aynı soruyu sordu.
Her kameranın karşısında acısını yeniden yaşadı ama geri çekilmedi.
“Unutmayacağız” dedi.
“Hesabını soracağız” dedi.
Bugün dosyada yaşanan her ilerleme o cümlelerin sonucudur.
Çünkü Türkiye’de adalet çoğu zaman kendiliğinden işlemez.
Adalet, zorlanınca yürür.
Toplum bastırınca hareket eder.
Kadınlar omuz omuza verince kapılar aralanır.
Gülistan Doku dosyası da bunun kanıtıdır.
Eğer bugün güçlü isimlere uzanan sorular sorulabiliyorsa, eğer yıllardır dokunulmaz sanılan çevrelere işlem yapılabiliyorsa, bunun nedeni yukarıdakilerin vicdanı değil, aşağıdakilerin mücadelesidir.
Ve bu yüzden umut var.
Nasıl Gülistan için gerçeklerin üstündeki örtü kalkıyorsa, başka dosyalar için de kalkacaktır.
Rojin Kabaiş dosyası da aydınlanacaktır.
Belki Rojwelat Kızmaz, Narin Güran dosyaları da.
Şüpheli kadın ölümleri de bir gün rakam olmaktan çıkacaktır.
Çünkü artık kadınlar daha örgütlü.
Çünkü artık yurttaşlar daha sorgulayıcı.
Çünkü artık herkes biliyor: Susulursa karanlık büyür, konuşulursa duvarlar çatlar.
Bugün Gülistan Doku dosyasını yeniden açtıran şey devletin bir lütfu değildir.
Şaibelerle tartışılan isimlerin vitrin düzme hevesi hiç değildir.
Bu, direnenlerin kazanımıdır.
Bu, yıllardır meydanları terk etmeyen kadınların eseridir.
Bu, bir kardeşin diğer kardeşi için yaktığı ateşin sonucudur.
Ve o ateş hâlâ yanıyor. Sönmeyecek..
