1 Mayıs 2026 yaklaşıyor. 1 Mayıs, emeğin evrensel dayanışma ve mücadele günü, işçi bayramı. Aynı zamanda 1 Mayıs, emek hareketinin ve toplumsal muhalefetin bayrak gösterdiği, taleplerini haykırdığı ve gücünü gösterdiği gün. Bu yılın 1 Mayıs’ı, bir yandan emeğin ağır ekonomik sorunları, bir yandan da hukuka ve demokrasiye yönelik derinleşen saldırılar nedeniyle daha da önemli. Öte yandan, bu yılın 1 Mayıs’ı sembolik açıdan da oldukça önemli. Bu yıl dünyada 1 Mayıs geleneğinin 140. yılı, Türkiye’de ise ilk kitlesel 1 Mayıs kutlamasının (1 Mayıs 1976) 50. yılı. Ancak böylesine kritik bir 1 Mayıs’a Türkiye emek hareketi dağınık, parçalı ve zayıf bir şekilde hazırlanıyor.
Bir hafıza tazelemesi
Önce bir hafıza tazelemesi yapalım. 1 Mayıs geleneği 140 yıl önce 1886’da 8 saatlik işgünü için ABD’de sendikalar tarafından yapılan büyük gösterilerle başladı. 1 Mayıs 1886 günü ABD’de 10’dan fazla kentte 350 bin dolayında işçinin katıldığı gösteriler yapıldı. Ardından Temmuz 1889’da Paris’te toplanan İkinci Enternasyonal Kongresinde alınan 8 saatlik iş günü için aynı günde uluslararası eylemler yapılması kararını takiben 1 Mayıs günü gelenekselleşti.
1 Mayıs sonrası yıllarda 1 Mayıs günü yapılan 8 saatlik iş günü gösterilerinin ardından gelenekselleşti ve işçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü veya işçi bayramı olarak kutlanmaya başlandı. Bu arada tekrar vurgulamakta yarar var: 1 Mayıs 1886 gösterilerini takip eden ve kamuoyunda hatalı bir biçimde 1 Mayıs’ın kökeni olarak anlatılan 3-4 Mayıs Şikago olayları ve Haymarket/Samanpazarı trajedisi 1 Mayıs geleneğinin kökeni değildir. 1 Mayıs, 8 saatlik iş günü mücadelesinden doğan bir gündür.
1 Mayıs Türkiye’de de Osmanlı’nın son ve erken Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında kutlandı. Ardından yaklaşık 50 yıllık fiili bir engelleme dönemi geldi. 1 Mayıs kutlamaları Türkiye’de hiçbir zaman resmen yasak olmadı ancak fiilen engellendi. Uzun yıllar boyunca 1 Mayıs öncesi solcular ve sendikacılar gözaltına alındı ve 1 Mayıs adeta öcü ilan edildi. Yaklaşık 50 yıl süren 1 Mayıs’a ilişkin bu fiili yasak ve tabu rejimi, 1 Mayıs 1976’da DİSK öncülüğünde aşıldı. Osmanlı’nın son ve Cumhuriyetin ilk yıllarındaki sınırlı kutlamaları bir yana bırakacak olursak 1 Mayıs Türkiye tarihinde kitlesel bir mitingle ilk kez İstanbul Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs 1976’da kutlandı. Böylece 1 Mayıs tekrar emeğin gündemindeki yerini aldı. DİSK Türkiye’de 1 Mayıs yasağının kırılmasında ve 1 Mayıs’ın meşrulaşmasında adeta bir buzkıran rolü oynadı.
1977 yılında Taksim Meydanı’nda gerçekleştirilen 2. büyük 1 Mayıs kutlaması büyük bir saldırıya uğrayarak bir katliama dönüştü. 1 Mayıs’a katılanların üzerine açılan ateş ve sonrasında meydana gelen panik sonucu 41 kişi öldü (Zaman zaman kimi kaynaklarda hatalı biçimde 1 Mayıs 1977 katliamında önceleri 34 veya 36 kişinin öldüğü belirtilse de yeni araştırmalara göre doğru sayı 41’dir). 1 Mayıs 1977 katliamı aydınlatılmadı ve bu büyük provokasyonun ardındaki eller karanlıkta kaldı. 1 Mayıs 1977 katliamının asıl amacının 1970’lerde yükselen toplumsal muhalefetin önünü kesmek olduğunu söylemek mümkündür. 1977 katliamının ardından 1 Mayıs 1978’de Taksim’de tekrar kutlansa da, 1979 ve 1980 1 Mayısları sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasakları altında geçti. 1 Mayıs siyasi iktidar tarafından terörize edilerek tekrar öcü olarak gösterilmeye çalışıldı.
1988’den itibaren sendikalar tekrar 1 Mayıs’ı kutlamaya çalıştılar ancak çeşitli engellemeler ve baskılar devam etti, Taksim yasağı senelerce devam etti. Uzun engellemelerden sonra 1 Mayıs 1993’te tekrar alanlarda kutlanmaya başlandı. 1993’te DİSK ve Türk-İş ayrı ayrı 1 Mayıs kutlamaları yaptı. İlerleyen yıllarda Demokrasi ve Emek Platformlarında bir araya gelen başta Türk-İş, DİSK, Hak-İş ve KESK olmak üzere çok sayıda emek ve meslek örgütü ortak 1 Mayıs kutlamaları yaptı. Uzun süren Taksim yasağı DİSK ile sol parti ve örgütlerin ısrarlı girişimleriyle 2009’da aşıldı. AKP hükümeti de 2009 yılında 1 Mayıs’ı Emek ve Dayanışma Günü olarak resmi tatil ilan etti ve 2010 yılında Taksim Meydanı’nı tekrar 1 Mayıs kutlamalarına açtı. Ardından 2010, 2011 ve 2012 yıllarında Taksim’de DİSK, Türk-İş, Hak-İş ve KESK’in yanı sıra çok sayıda sendika ve meslek örgütü ile parti ve siyasal çevrenin katıldığı kitlesel mitingler yapıldı. Ancak AKP hükümetleri 2013 yılında keyfi bir tutumla tekrar Taksim’de 1 Mayıs kutlamalarını engelledi. 2013’ten bu yana Taksim’de 1 Mayıs kutlamaları hukuk dışı gerekçelerle engelleniyor. 1 Mayıs’ı kutlamak isteyen işçilere ve sendikacılara karşı şiddet uygulanıyor, adeta Taksim ve çevresinde sıkıyönetim ilan ediliyor.
Taksim ve 1 Mayıs fobisi
Taksim’de 1 Mayıs yasağı aralarında Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de bulunduğu çeşitli yargı kararlarıyla hukuka aykırı bulundu. Ancak hükümet pek çok alanda olduğu gibi 1 Mayıs kutlamalarında da yargı kararlarını tanımıyor ve keyfi davranıyor. İstanbul Valiliği ve İçişleri Bakanlığı hukuk dışı kararlarla Taksim’de 1 Mayıs kutlamalarını engelliyor. AKP hükümeti 1 Mayıs 2026’da aynı tutumu takınıyor. AKP’nin Taksim korkusu ve hukuksuzluğu devam ediyor. Bu yasa dışı tutumun ardında Taksim’in sembolik bir mekan olmasının rolü büyük. Hükümet kendisine yönelik barışçıl ve kitlesel protestolardan korkuyor. Barışçıl toplu eylemleri suç gibi göstermeye ve böyle eylemlerde şiddet kullanarak insanları yıldırmaya çalışıyor.
Taksim korkusunun asıl sebebi yaratacağı ciddi toplumsal tepkidir. AKP hükümetinin izlediği ekonomik politikaya karşı oluşan büyük tepki ile siyasal ve yargısal alanda yaşanan devasa hukuksuzlukların yarattığı öfkenin 1 Mayıs vesilesiyle bir tepki seline dönüşmesinden korkuluyor. 1 Mayıs’ta Taksim yasağının ve ortak kitlesel 1 Mayıs kutlamalarının çeşitli yöntemlerle torpillenmesinin arkasında bu fobi yatıyor.
Taksim toplum nezdinde çok önemli sembolik bir alan. Gezi eylemleriyle birlikte toplumsal önemi daha da arttı. Hükümet 1 Mayıs’ta İstanbul’da düzenlenecek görkemli bir eylemden çekiniyor. Taksim’de 1 Mayıs devasa bir protesto gösterisine dönüşür diye çekiniyorlar. Taksim yasağının başat gerekçesi, yaratacağı ciddi toplumsal tepkidir. AKP hükümetinin izlediği ekonomik politikaya karşı biriken tepki ile siyasal ve yargısal alanda yaşanan ağır hukuksuzlukların, 1 Mayıs vesilesiyle bir tepki seline dönüşmesinden çekiniliyor. Asıl mesele budur.
Ortak 1 Mayıs neden yok?
İşin kötüsü toplumsal muhalefetin ve sendikaların halidir. İktidarın 1 Mayıs’ı polarize etme, dağınık ve cılız kutlamalarla atlatma politikasının sendikal alanda karşılık bulması ise işin en vahim yanıdır. 1 Mayıs’ı yıllarca birlikte kutlayan emek örgütleri 1 Mayıs gibi bir günde bile bir araya gelemiyor. Bu büyük bir vebaldir. Ülkede emeğin yaşadığı ağır ekonomik sorunlara ve sistemli anti-demokratik uygulamalara rağmen sendikaların önemli bir bölümü 1 Mayıs’ı folklorik bir gün olarak görüyor. Ortak eylem düzenleyemiyor, ortak eylem için bir araya bile gelemiyorlar. Uzun süredir devam eden dağınık, parçalı ve zayıf 1 Mayıs kutlamaları bu yıl da gündemde. Oysa işçi sınıfı kıpır kıpır, çok sayıda işçi direnişi var, çalışanlar ve emekliler ağır sorunlarla boğuşuyor. Şimdi değilse ne zaman ortak eylem yapılacak?
Ancak 1 Mayıs 2026 öncesinde herkes ayrı telden çalıyor. Merkezi ve güçlü bir 1 Mayıs iradesi yok. Türk-İş genel merkezi, 1 Mayıs 2026’da Edirne’de miting düzenliyor. Neden Edirne belli değil! Elbette Edirne’de de 1 Mayıs kutlaması yapılabilir ama neden İstanbul’da ortak ve merkezi bir mitingden kaçıyorlar? Üstelik yasak savarcasına Edirne’ye gidiyorlar? Neden işçiler İstanbul gibi bir metropolden otobüslerle Edirne’ye taşınıyor? Akılla mantıkla izah edilecek bir durum değil bu.
Benzer bir tutum Hak-İş için de söz konusu 1990’ların ortasından itibaren geçmişteki 1 Mayıs karşıtlığını terk eden ve ortak 1 Mayıs kutlamalarında yer alan Hak-İş bir süredir folklorik 1 Mayıs kutlamalarını tercih ediyor. Mümkünse hükümet temsilcilerini de 1 Mayıs eylemlerine katıyor. Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, her yıl farklı bir ilde gerçekleştirdikleri 1 Mayıs kutlama geleneği kapsamında, 2026 yılı 1 Mayıs’ının Bursa’da kutlanacağını açıkladı.
Edirne ve Bursa kararları gösteriyor ki ne Türk-İş ne de Hak-İş 1 Mayıs’ta işçilerin sesinin kitlesel ve güçlü biçimde duyulmasını önemsiyor. İkisi de hükümeti üzecek kitlesel protestolardan uzak duruyor. Hükümet bu iki konfederasyonu kamuda örgütlenme rekabeti sopasıyla hizaya sokuyor ve evcilleştiriyor. Esas güçlerini kamu işyerlerindeki örgütlenmelerinden alan bu iki konfederasyon hükümetle iyi geçinmeyi temel politika olarak tercih ediyor. O yüzden ortak ve güçlü eylemlerden kaçıyorlar. Kamuda yüzde 75’i bulan sendikalaşma oranının özel sektörde yüzde 6 civarında olması her şeyi açıklamıyor mu? Bu durum geçmişte de böyleydi: Ankara merkezli hükümet güdümlü sendikacılık kamuda gücünü korumak için hükümetle uyum içinde olmaya özen gösterirdi. İstanbul ise sınıf mücadelesinin merkezi olurdu.
Birleşik toplumsal muhalefet!
Türkiye’de 1 Mayıs kutlamalarının öncüsü ve buz kıranı olan DİSK yıllardır KESK, TMMOB ve TTB ile ortak 1 Mayıs mitingleri düzenliyor. Dörtlü bu yıl da İstanbul’da Taksim’de 1 Mayıs kutlaması için Mart sonlarına doğru İstanbul Valiliğine başvurdu. Dört emek ve meslek örgütü İstanbul yanında Ankara, İzmir, Antalya, Mersin, Adana, Samsun, Kayseri ve Eskişehir’de ortak eylem yapacak. İstanbul Valiliği henüz resmi olarak açıklanmasa da Taksim başvurusuna olumlu yanıt vermedi. Bunun üzerine DİSK, KESK, TMMOB ve TTB 16 Nisan’da 1 Mayıs 2026’da İstanbul’da Kadıköy İskele Meydanı’nda miting kararını açıkladı.
Öte yandan bir bölümü DİSK üyesi ve bir bölümü bağımsız 15 sendika 1 Nisan’da yaptıkları yazılı açıklamayla 2026 1 Mayıs’ını Taksim’de kitlesel ve güçlü şekilde örgütleme çağrısı yaptılar. Bu sendikalar yanında çeşitli sol ve sosyalist parti ve örgütler de 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması çağrısı yaptı.
Bu durum başka ciddi bir soruna işaret ediyor. Güçlü ve ortaklaşa 1 Mayıs meselesi sadece işçi sendikaları arasındaki parçalanma ve dağılmayla sınırlı bir sorun değil. Uzun yıllar boyunca DİSK’in birleştirici gücü ve koordinasyonuyla toplumsal muhalefetin önemli bir bölümü 1 Mayıs’ta ortaklaşa bir tutum alırdı. Ancak son yıllarda DİSK’in bu birleştirici ve koordine edici gücünün aşındığı ve zayıfladığı görülüyor. 1976’daki ilk yasal ve kitlesel kutlamaya öncülük eden ve 1 Mayıs konusunda uzun süre birleştirici bir merkez olan DİSK’in, toplumsal muhalefetin farklı bileşenlerini bir araya getirme kapasitesinin zayıflaması üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir sorundur.
İşçi hakları ve demokrasi için birleşik ve güçlü bir toplumsal muhalefete her zamankinden daha çok ihtiyaç duyulan bu dönemde, 1 Mayıs 2026’daki parçalı, dağınık ve zayıf tablo tekil değil farklı bileşenlerin ortak sorumluluğudur. Herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesinde büyük yarar var.
