Haziran geldi.
Takvimler yine Onur Ayı’nı gösteriyor.
Türkiye’de ise yine aynı sorular sorulacak.
“Neden bir ayınız var?”
“Neden yürüyorsunuz?”
“Neden görünür olmak istiyorsunuz?”
Oysa kimse dönüp şunları sormayacak:
Bir insanın yalnızca var olduğu için nefret edildiği kaç ay var?
Bir trans kadının ev bulamadığı kaç ay var?
Bir eşcinselin ailesinden saklanmak zorunda kaldığı kaç ay var?
Bir gencin kendi kimliğinden korkarak yaşadığı kaç ay var?
Cevabı biliyoruz.
On iki ay.
İşte bu yüzden;
11 ayın onuru hoş geldin.
Ben LGBTİ+ değilim.
Kadın da değilim.
Ama baskının ne olduğunu biliyorum.
Kürt bir gazeteci olarak yaşadım.
Hakkımda soruşturmalar açıldı.
Haberlerim nedeniyle hedef gösterildim.
Susturulmak istendim.
Sonunda ülkemi terk etmek zorunda kaldım.
Bugün İsviçre’de yaşayan bir mülteciyim.
Bu yüzden devletlerin bazı insanları nasıl “istenmeyen”, nasıl “tehlikeli”, nasıl “makbul olmayan” kiş ilan ettiğini çok iyi biliyorum.
Bu yüzden kadınların mücadelesine yabancı değilim.
Bu yüzden LGBTİ+’ların mücadelesine yabancı değilim.
Bu yüzden Kürtlerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Alevilerin yaşadıklarına yabancı değilim.
Çünkü baskı önce bir gerekçe bulur.
Sonra bir hedef seçer.
Sonra sırayla herkese gelir.
Bugün Türkiye’de siyasi iktidar “aile” adına konuşuyor.
Ama aile adına konuşanların bir kısmı kendi çocuklarını tercihlerinden dolayı evlerinden kovuyor.
Ahlak adına konuşanların bir kısmı, trans kadınların sokak ortasında uğradığı saldırılar karşısında sessiz kalıyor.
Toplum adına konuşanların bir kısmı ise LGBTİ+’ları hedef göstererek siyaset yapıyor.
Sonra dönüp neden Onur Ayı var diye soruyorlar.
Çünkü insanlar hâlâ öldürülüyor.
Çünkü insanlar hâlâ korkuyor.
Çünkü insanlar hâlâ yalnız bırakılıyor.
Bugün bu satırları yazarken aklım İsveç’te geri gönderme merkezinde tutulan Kürt trans aktivist Bella Demhat Aksoy’da.
Bella’nın hikâyesi aslında yalnızca bir kişinin hikâyesi değil.
Türkiye’de trans hakları için mücadele etmiş bir aktivist.
Onur yürüyüşlerinde yer almış bir insan.
Kürt kimliği nedeniyle baskı görmüş bir trans kadın.
Ailesinden ölüm tehditleri aldığını söyleyen bir mülteci.
Dokuz yıldır İsveç’te yaşayan bir insan.
Ama bugün Bella bir geri gönderme merkezinde tutuluyor.
Bir memurun masasındaki dosya olarak.
Bir rakam olarak.
Bir prosedür olarak.
Oysa o dosyanın içinde bir hayat var.
Bir korku var.
Bir mücadele var.
İsveç makamları Türkiye’nin Bella için güvenli olduğuna inanabilir.
Ama biz Türkiye’yi biliyoruz.
Biz bu coğrafyayı biliyoruz.
Biz farklı olmanın bedelini biliyoruz.
Biz Kürt olmanın bedelini biliyoruz.
Biz trans olmanın bedelini biliyoruz.
Bu yüzden Bella’nın adı bugün yalnızca İsveç’teki bir geri gönderme merkezinin duvarları arasında kalmamalı.
Haziran ayı boyunca gökkuşağı bayrakları taşıyan herkes Bella’nın adını da taşımalı.
Bugün Bella.
Dün başka birisi.
Yarın kim bilir kim?
Bu yüzden Onur Ayı’nı bir kutlama olarak değil, bir hatırlatma olarak görüyorum.
Bu dünya sadece güçlülerin dünyası değildir.
Bu dünya sadece çoğunluğun dünyası değildir.
Bu dünya aynı zamanda direnenlerin dünyasıdır.
Ve tarih, çoğu zaman kazananları değil, direnenleri hatırlar.
Haziran geldi.
11 ayın onuru yeniden kapımızda.
Kadınlara selam olsun.
LGBTİ+’lara selam olsun.
Gençlere selam olsun.
Kimliği, dili, inancı, cinsiyeti ya da yönelimi nedeniyle baskıya uğrayan herkese selam olsun.
Ve İsveç’teki geri gönderme merkezinde bekleyen Bella’ya da buradan bir selam gönderelim.
Bilsin ki;
Bu karanlıkta adını duyanlar var.
Sesini duyanlar var.
Ve onu yalnız bırakmayanlar var.
Alışın, buradayız. Gitmiyoruz.
