Close Menu
Siyasi HaberSiyasi Haber

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    24 Nisan 1915 Büyük Ermeni Soykırımı’nın şiddet mirası üzerine

    23 Nisan 2026

    Çernobil’in 40. yılında Sinop’tan büyük haykırış: “Nükleer santral tarihin çöp sepetine!”

    23 Nisan 2026

    Hatimoğulları maden işçilerini ziyaret etti: “İktidar işçinin değil, sermayenin yanında”

    23 Nisan 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    • Güncel
      • Ekonomi
      • Politika
      • Dış Haberler
        • Dünya
      • Emek
      • Kadın
      • LGBTİ+
      • Gençlik
      • Ekoloji ve Kent
      • Haklar ve özgürlükler
        • Halklar ve İnançlar
        • Göçmen
        • Çocuk
        • Engelli Hakları
      • Yaşam
        • Eğitim
        • Sağlık
        • Kültür Sanat
        • Bilim Teknoloji
    • Yazılar

      24 Nisan 1915 Büyük Ermeni Soykırımı’nın şiddet mirası üzerine

      23 Nisan 2026

      Adalet zorlanınca yürür: Gülistan Doku dosyasının gerçek sahibi ‘kadınlar’ 

      21 Nisan 2026

      Nitelikli okul, nitelikli eğitim için de demokratik toplum

      21 Nisan 2026

      Çocukların kanı üzerinde yükselen karanlık

      17 Nisan 2026

      Yapay zekâ: İşçi sınıfı mücadelesi ve komünizm

      17 Nisan 2026
    • Seçtiklerimiz

      Okul saldırıları hakkında kısa bir değini

      20 Nisan 2026

      Ortak sorunlar, ayrı 1 Mayıs’lar!

      20 Nisan 2026

      İşaret fişeği atıldı

      19 Nisan 2026

      İsrail hem Yahudiler hem de Yahudi olmayanlar için bir tehlikedir: Siyonizmin antisemitizmi üzerine

      18 Nisan 2026

      Halkların demokratik, toplumsal ve ekolojik ittifakı

      17 Nisan 2026
    • Röportaj/Söyleşiler

      Av. Sevda Karataş: Zulüm varsa direniş de var!

      21 Nisan 2026

      ABD-İran savaşı içeride baskı bahanesi

      7 Nisan 2026

      Newroz, Akitu ve Paskalya: Mezopotamya’nın kadim bayramları yeniden sahipleniliyor

      5 Nisan 2026

      Dr. Levent Koşar: ‘İşçi sağlığı bir sağlık sorunu değil, sınıf mücadelesi sorunudur!’

      1 Nisan 2026

      Gazze’de soykırım hâlâ sona ermedi

      26 Mart 2026
    • Dosyalar
      • “Süreç” ve Sol
      • 30 Mart Kızıldere Direnişi
      • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2022
      • AKP-MHP iktidar blokunun Kürt politikası
      • Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
      • Ekim Devrimi 103 yaşında!
      • Endüstri 4.0 üzerine yazılar
      • HDK-HDP Tartışmaları
      • Kaypakkaya’nın tarihsel mirası
      • Ölümünün 69. yılında Josef Stalin
      • Mustafa Kahya’nın anısına
    • Çeviriler
    • Arşiv
    Siyasi HaberSiyasi Haber
    Anasayfa » Kimlik gaspı ve otorite inşası: Roman halkının gölgesinde kurulan masallar

    Kimlik gaspı ve otorite inşası: Roman halkının gölgesinde kurulan masallar

    CUMUR ÜLKER yazdı: Düğün ya da eğlence organizasyonu olunca, “Roman” olarak isteniriz. Mecliste temsiliyet olunca, Roman özne olarak yok sayılırız. Ekranda reyting ve imaj için “Roman” olarak karikatürize ediliriz. Barınma hakkı konuşulduğunda, Roman halkı olarak dışarda tutuluruz. Yani görünen şey imgemizdir, görünmeyen ve inkar edilen ise hakikatimizdir.
    Cumur Ülker7 Aralık 2025
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Reddit Tumblr Email
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    “Bizim hikâyemizi bizden duymadan hiçbir şey öğrenmiş sayılmazsınız.” — Helios Gómez

    Romanlar her yerde ama Romanlar yok

    Türkiye’de Roman kimliğimiz toplumun gözünde sürekli tüketim nesnesi olarak görünür, fakat Roman öznesi olarak karar mekanizmalarında görünmez durumdayızdır. Bu çelişki, biz Romanların toplumdaki yerini açıkça tarif eder:

    Düğün ya da eğlence organizasyonu olunca, “Roman” olarak isteniriz. Mecliste temsiliyet olunca, Roman özne olarak yok sayılırız. Ekranda reyting ve imaj için “Roman” olarak karikatürüze ediliriz. Barınma hakkı konuşulduğunda, Roman halkı olarak dışarda tutuluruz. Yani görünen şey imgemizdir, görünmeyen ve inkar edilen ise hakikatimizdir.

    Bu nedenle; salt “Roman” görüntüsü nesneleştirilmiş kültürel bir manipülasyon; Roman hafızasının inkarı ise politiktir.

    Bu bakış açısı içinde, Roman kimliğimiz eğlenceyle ilişkilendirildiğinde serbest, hak ve eşitlikle ilişkilendirildiğinde tehdittir. Bu durum ise rastlantı değil iktidar tarafından sürdürülen bilinçli bir şiddet politikasıdır.

    Diğer yandan toplumun bilinçaltı da bu yok saymayı şöyle fısıldar:
    “Roman hep burada olsun… Ama asla masamda olmasın.”

    Özetle, biz Roman halkı her yerde kültürel olarak tüketiliriz, siyasal olarak ise bastırılırız. Ve tam da bu nedenle, Roman mücadelemiz kollektif özneleşme anlamında da temsil mücadelesidir.

    ***

    Kimin hikâyesi? Kimin otoritesi?

    Biz Romanların hafızası sürgünlerin, köleleştirmenin, zorunlu iskânın, kriminalizasyonun ve pogromların hafızasıdır. Ancak bugün bu tarih şu söylemlerle hafifletilmeye çalışılır:

    “Benim büyükannem de biraz çingeneymiş.”
    “Roman kültürünü çok seviyorum, o yüzden temsil ediyorum.”

    Bu sözler ilgi ifadesi gibi görünse de otorite devşirme girişimidir. Çünkü: Kimin sözü geçerlidir? Kim tanımlar? Kim meşruiyet dağıtır? Cevap hep aynı: Roman olmayanlar.

    Biz Romanlar adına konuşan herkes Romanların söz hakkını daraltır. Böylece bilgi, kimlik ve temsil üzerindeki hakikatimiz ve irademiz bizden alınır.

    Sonuç açıktır: Biz Romanların hafızasını açıklamayan, halkımız adına söz kuramaz. Bu yüzden temsil Roman için bir varlık-yokluk eşiğidir.

    ***

    Yeni kolonyal düzen: Toprak değil kimlik sömürgesi

    Sömürgecilik biçim değiştirmiştir. Artık toprak değil kimlik sömürgeleştirilmektedir. Coğrafi alanlar değil insanların hafızası, kültürü, temsili kolonileştirilmektedir.

    Bu bağlamda Roman kimliğimiz; projelere, konferanslara, festivallere, raporlara, akademik fonlara ve medya içeriklerine kaynak sağlar. Ama tüm bu alanlarda biz Romanlar, yer yer katılımcı gibi gösterilen ama aslında gözlenen, sınıflandırılan ve yönetilen bir nesneye indirgeniriz.

    Yani bizim kültürümüz manipüle edilerek kullanılır ve yine bizim üzerimizden kararlar alınır; ama söz bize verilmediği gibi silinir.

    Kara Kedi, Ak Kedi filminden bir sahne

    Bu yeni kolonyal düzenin temel mantığı açıktır; “Romanlık” ekonomik olarak gereklidir ama Roman olmak politik olarak gereksizdir.

    Çünkü kültürümüz, turizm ve moda pazarlamasına meta, müzik endüstrisine vitrin ve ulusal festivallere dekoratif olarak yerleştirilir. Ama barınma politikalarında adımız yoktur, eğitim reformlarında sözümüze izin verilmez ve eşit yurttaşlık tartışmalarında asla adımız geçmez. Kültürümüz sergilenebilir ama varoluşumuz tehdit olarak görülür.

    Bu süreç üç aşamada işler:

    Tanımlama: Kim olduğumuzu bizden önce roman olmayanlar tanımlarlar. Sözün otoritesi onlarındır.
    Dolaşıma Sokma: Romanlığı meta hâline getirirler. Kültür satılır, kimlik paketlenir.
    Denetim: Biz Romanların hareketi, sözü ve siyaseti kısıtlanır. Kimliğimiz kontrol altına alınmak istenir.

    Tüm bunlar sosyolojik bir sorun değil sömürgeciliğin güncel mekanizmasıdır. Ve Türkiye’de de Avrupa’da da aynı politik şema işler: “Roman kimliğinin makbul olanını göster; Roman olmanın hakikatini, tarihini ve sözünü sakla.”

    Sonuç olarak; kimliğimiz sahnelenirken biz sahneden atılırız, kimliğimiz performe edilirken biz kriminalize ediliriz, kimliğimiz pazarlanırken biz marjinalleştiriliriz.

    İşte bu nedenle diyoruz ki; Roman olmak bir kültürel vitrin değil siyasal varoluş hakkıdır. Ve kimliğimizin sömürgeleştirilmesine karşı biz Romanların direnişi, bugünün en kritik anti-kolonyal hattıdır.

    ***

    Görünmez özne, görünür önyargı

    Biz Romanlar üzerine herkes konuşur: Akademisyenler, gazeteciler, bürokratlar, STK’lar ve güvenlik güçleri…

    Peki, sözün ve bilginin gerçek sahibi bizler?
    Var gibi gösteriliriz, yok gibi muamele görürüz. Bizi dinler gibi yaparlar, ama karar verici olmamızı tehdit olarak görürler. İşte bu epistemik sömürgeciliğin kendisidir.

    Bu sömürge biçiminde deneyimin sahibi değil deneyimi sınıflandıran konuşur. Bu yüzden bilgi değil iktidar üretilir. Bir toplantıya çağrılırız, salt bir fotoğraf karesi için. Bir çalıştaya çağrılırız, salt katılımcı listesi tamamlansın diye.

    Yani izin verilen şey temsilen bulunma hâlimizdir, temsil etme hakkımız değil.
    Sistem açıkça şu şiddeti kurar: “Konuşabilirsin ama yetki, güç ve karar bizde olmak kaydıyla.”
    Bu yalnızca sosyal bir hiyerarşi değil, örtülü toplum dışlamasıdır.

    Biz Romanların bilgi hakkının gaspı gelecek hakkımızın da gaspıdır. Çünkü sözün olmadığı yerde özne de yoktur.

    ***

    Proje pazarı: Bizim acımız onların mevkii

    Roman yoksulluğunun son bulması için sayısız proje yürütülür. Ancak gerçek şudur: Eğer sorun hâlâ dipteyse, proje neyin kanıtıdır?

    Cevap açıktır aslında: Yoksulluk çözülmez, finanse edilir. İşte bu finansman kariyer üretir, prestij sağlar, uzman yetiştirir ve rapor çoğaltır. Ama biz Romanların haklarını ileri taşımaz. Tersine kollektif mücadelemizi daraltır, hatta nesneleştirir. Çünkü Roman halkının sorunundan beslenen bir yapı aslında bizlerin sorunlarını çözmeyi çıkarına uygun bulmaz.

    Sektörün istediği açıktır: Sorun sürsün ki proje de sürsün. Yoksulluk devam etsin ki fon akışı devam etsin.

    Bu nedenle asıl hakikat şöyledir: Biz Romanları nesneleştiren her “yardım” modeli ve her proje, bizleri özneleştiren her kollektif düşünceyi, politikayı ve örgütlü mücadeleyi geciktirir ve hatta kırar.

    Bu yalnızca fırsatçılık değil ekonomik sömürü düzeninin de kurumsallaşmış hâlidir. Bizim yoksulluğumuz onların kariyer planıdır. Bizim dışlanmışlığımız onların teşvik puanıdır.
    Bizim acılarımız, uğradığımız şiddet ve ayrımcılık, ırkçılık, dışlanma onların toplantı takviminden başka bir şey değildir. Sahte gözyaşları ve itirazları, imajları ve statüleri için vazgeçilmezdir. Sırf bu sebepten biz Romanların hafızasını ve hakikatini meze yapıp yiyorlar!

    Ama artık gerçek olanın farkındayız. Bu kurdukları sistemde kimlerin güçlendiğini görünce adaletin tarafını da hemen anlıyoruz. Çünkü fon kesilince biz Romanları yok sayarlar; bizler konuşunca da fonları kesilir. Bu yüzden proje pazarı değil, hak mücadelesi şarttır.

    ***

    Medya: Stereotip üretiminin fabrikası

    Medya Romanlığı bir toplumsal kimlik olarak değil bir içerik formatı olarak ele alıyor. Komedide alay figüründen öteye taşımıyor. Haberlerde tehlike unsuru olarak yaftalıyor. Dizilerde alt sınıf egzotizmi kuruyor. Magazin dilinde ise kimlik fetişi yaratıyor.

    İşte bu temsiller, yalnızca yanlı değil, toplumsal şiddeti meşrulaştıran ideolojik araçlardır. Çünkü ekranda karikatürleştirilen kimlik sokakta değersizleştirilir. Mizaha teslim edilen ayrımcılık hukukun dışına kaçırılır.

    Medya, biz Romanlara yönelik güvensizliği normalleştirir, yoksulluğu kişiselleştirir, dışlamayı haklılaştırır ve önyargıyı yeniden üretir. Toplum gülerken bizler görünmez oluruz. Yapısal şiddet ise kadrajdan çıkarılır.

    Ve hikâyemiz bizden alınarak bizim olmayan dillerle anlatıldığında biz Romanlar varızdır, ama insan olarak değil, seyirlik malzeme olarak.

    Bu nedenle medya yalnızca eğlence üretmez; Roman düşmanlığının kültürel altyapısını da inşa eder.

    Güldükleri yerde hakkımızı gasp ederler. Eğlence bittiğinde bile önyargı devam eder. Çünkü meseleleri aslında imaj değil, şiddeti ve inkarı meşru zemine oturtma istekleridir.

    ***

    Kültürümüzün çalındığı yer: Sahnede biz yokuz

    Biz Romanların kültür hafızası Avrupa sanatının kalbidir. Ancak kültürü var eden bizler hikâyeden dışlanırız.

    Bu dışlama üç aşamada işler:
    Egzotikleştirme: Roman kimliği tüketilebilir bir imgeye indirgenir. Böylelikle kollektif hafızadan uzaklaştırılırız.
    Ticarileştirme: Roman kültür hafızamıza dair her şey kapitalizmin pazarına kazanç olarak sunulur. Böylelikle bizim olan bizimle beraber ürünleştirilir ve sonuç olarak yoksullaştırılmamız katlanarak artar.
    Romantik Hırsızlık: Flamenko gibi kültürel hafızamız bizden çalınarak “ulusal hazine” yapılır ve biz Romanlara, manipüle edilmiş, kültür sayılan damgalamalar yapılır. Bu yolla kadim halkımız “güvenlik sorunu” olarak gösterilir.

    O yüzdendir ki kültürümüzün popülerleştirilmesi, egzotikleştirilmesi biz Romanları özgürleştirmez; tam tersine bizlerin sömürüsünü derinleştirir.

    Bu şiddet sermayesinin kurucuları ve Roman kültürü olmadan eğlence sektörünün çökeceğini düşünenler bilecek ki biz Romanlar olmadan Roman hafızası çökeciktir ve biz buna izin vermeyeceğiz. Bu gerçeğin gizlenmesine de izin vermeyeceğiz.

    ⸻

    Roman kadınlarının kültürel direnişi

    Roman halkımızın kadınları dünyada en çok hedef alınan gruplardan biridir. Hem ırkçılığa hem patriyarkaya aynı anda maruz kalırlar. Yani çifte sömürge altında yaşarlar.

    Ancak tam da bu nedenle, Roman halkımız ayakta duruyorsa, Roman kadınlarının direnci ve kollektif mücadelesi sayesindedir. Çünkü o kadınlar belleğimizin taşıyıcılarıdır ve tarih onların hafızasında saklanır. Kültürümüzün koruyucularıdır ve dil, müzik, ritüel onların emeğiyle sürer. Toplumsal dayanışmanın merkezidirler ve kriz anında ilk örgütlenme onlardan çıkar. Direnişin ilk savaşçılarıdır ve mahallelerimizi, sokaklarımızı, evlerimizi korurlar.

    Roman kimliğimizi nasıl yaşayıp nasıl aktaracağımızı belirleyen, işte bu kültürel ve siyasal özneleşme gücüdür.

    Ancak hâkim anlatılar Roman kadınlarını ya fethedilecek bir egzotik figür ya da sorunlu bir “sosyal vaka” olarak gösteren şiddet çemberleri kurar. Böylece özne olan Roman kadını nesne hâline getirilir. Tam olarak epistemik ve toplumsal sömürgecilik burada yeniden üretilir.

    Ama hiçbir Roman kadını ve hatta hiçbir kadın artık yalnız değildir. Bu dayanışmayı kuran da yine Roman kadınlarıdır.

    Ulus-ötesi Roman feminist örgütlenmesi büyüyor. İspanya’daki Lankedis gibi hareketler, Roman kadınlarının kendi sesiyle politikleşmesini sağlıyor: “Biz başkalarının kurduğu hayallerin nesnesi olmayacağız; kendi geleceğimizin kurucusu olacağız.”

    Lankedis gibi hareketler Roman kadınlarının sokakta, sahnede, okulda ve parlamentoda özgür ve eşit özne olarak yer alması için çalışıyor. Ayrıca bunu yalnızca feminist bir mesele olarak değil, Roman halkımızın özgürlüğünün koşulu olarak yapıyorlar. Çünkü Roman kadınlarının özgür olmadığı bir yerde halkımız asla özgür değildir.

    Roman mücadelemiz Roman kadınlarının kolektif özneliğiyle geleceğe yürür ve irade hâline gelir.

    Bugün Roman politik hattımız şunu ilan ediyor:
    Roman kadınlarının sözü kesilmeyecek.
    Roman kadınlarının emeği görünmez olmayacak.
    Roman kadınlarının direnişi ertelenmeyecek.

    Onlar yalnızca geçmişin taşıyıcısı değil;
    geleceğin kurucusudur.

    ***

    Toplumsal Eşitsizlik: Görünen Sonuç, Görünmeyen Neden

    Barınma, eğitim, sağlık, istihdam…
    Tüm bu alanlarda karşılaştığımız engeller tekil sorunların toplamı değildir. Sistematik dışlama mekanizmasıdır. Çünkü hakka erişimimiz engellendiğinde var olma hakkımız da engellenmiş olur.

    O nedenle biz Romanların yoksulluğu “kültürel eğilim” ya da “kendi isteğimiz” değil politik ve toplumsal bir dayatmadır. Gettolaştırma “kendiliğinden oluşum” değil mekânsal ayrımcılıktır. Kriminalizasyon ise “tesadüf” değil sermayenin ve egemenlerin stratejisidir.

    Devlet ve egemen ideolojinin kodladığı toplum, biz Romanların politika ve toplumsal alanlarla ilişkisini uzun yıllardır şu formülle yürütür: Sorunu yaratır, bizi suçluya dönüştürür ve son olarak cezalandır. Zaten toplum da bu şiddeti hazır şekilde kabul edip anında içselleştirecek bir önyargıya çoktan hazırdır.

    Böylece, eşitsizlik bizdenmiş gibi gösterilir, ayrımcılık cezasızlaştırılır ve hak gaspı görünmezleşir.

    Biz Romanlara yüklenen her toplumsal önyargı devlet politikalarının sorumluluktan kaçışıdır. Ve bizleri sorunun kaynağı olarak gören ama çözümün tarafı olarak görmeyen bir adaletsizliğe konumlandırırlar.

    Ama gerçek artık çıplak şekilde ortadadır. Sorun bizde değil sistemi ayakta tutan yapısal ırkçılıktadır.

    Roman eşitsizliği, kültürel değil yapısal, bireysel değil siyasal ve doğal değil tasarlanmış bir eşitsizliktir. Bu nedenle biz Romanların eşitliği toplumun demokratikliğinin turnusolüdür.

    Biz yok sayılırsak, hakikatin kendisi yok sayılır.

    ***

    Geri kazanım: Temsil, söz ve bellek bizimdir

    Biz Romanlar kendi tarihimizin ve hafızamızın araştırmacısı, anlatıcısı, karar alıcısı, kültürel üreticisi ve siyasal öznesi olmadığımız sürece, hiçbir politika halkımızın lehine işlemeyecektir. Çünkü hem temsiliyet hem de katılım yalnız tanınmak değil, tanımı belirleme yetkisidir.

    Bugün Roman kimliğimiz üzerinden süren mücadelemiz bir kültür tartışması değildir. Siyasal otoritenin kimde olduğuna dair bir mücadeledir.

    Bu nedenle geri kazanım üç temel sütun üzerinde yükselir:

    Sözü geri almak:
    Bilgiyi üreten biz Romanlar olacağız. Roman deneyimini biz analiz edeceğiz. Kavramları biz tanımlayacağız. Hakikatimizin otoritesini biz kuracağız.
    Bizi tanımlayan diller değil, bizim kurduğumuz dil konuşulacak.

    Çünkü hakikat Roman üzerine konuşmak değil Roman olarak konuşmaktır.

    Belleği geri almak:
    Gizlenmiş gerçek tarih biz Romanların gözünden ve belleğinden yazılacaktır.
    Soykırımımızın adı açık ve tartışmasız anılacaktır.
    Sürgün ve kölelik tarihimiz resmen tanınacaktır.
    Direniş hafızamız saklanmayacak, aktarılacaktır.

    Çünkü belleğimiz yalnızca geçmişin değil geleceğimizin de direnişidir.

    Temsili geri almak:
    Kimliğimizi tanımlama yetkisi yalnızca biz Romanlardadır. Roman Kadını adına başkaları konuşmamalıdır.
    Roman kültürü, biz olalım ya da olmayalım, kesinlikle pazarlanmamalı ve tüketim projesine dönüştürülmemelidir. Eğer bir pazarlama stratejisi gerekliyse de bu yine bizlerin kabulüyle olmalıdır.
    Roman politikası biz Romanlara rağmen yazılmamalıdır.
    Bunlar, yalnızca kültürel bir talep değil, kamusal hakkın güvenceye alınmasıdır.

    Çünkü, bizim adımızla konuşanlar değil,
    bizim sözümüzü söyleyenler meşru olacaktır.

    Tüm bunların ışığında geri kazanım, bir lütuf talebi değil, haklarımızın iadesidir. Ve bu mücadelemiz yalnızca Roman halkını değil toplumsal adaleti de doğrudan ilgilendirir.

    Çünkü biz Romanların özgürlüğü bir ülkenin demokrasisinin turnusolüdür. Söz, bellek ve temsil bize döndüğünde yalnızca Romanlar değil, tüm ezilen halkların hakikati de kazanacaktır.

    ***

    Tarihsel yargı: Biz olmadan biz yokuz

    Biz Romanlar yokmuşuz gibi tasarlanan her politika eksiktir. Çünkü bizi dışlar, çarpıktır, gerçeği manipüle eder ve haksızdır. Ayrıca hak sahiplerini de yok sayar.

    Bizleri karar süreçlerinden uzak tutmak yalnızca bir temsil ihlali değildir, aynı zamanda tarihsel bir şiddet biçimidir. Ve biz olmadan bizim adımıza konuşulan her söz, biz olmadan bizim adımıza alınan her karar, biz olmadan bizim adımıza yazılan her gelecek yok saymanın ve inkarın yeniden inşasıdır.

    Bu nedenle açıkça ilan ediyoruz:
    Biz Romanları dışlayan hiçbir yapı meşru değildir!
    Biz Romanlara rağmen kurulan hiçbir düzen adil değildir!

    Bizler sustuğumuzda ya da susturulduğumuzda önyargılar hüküm sürmeye devam edecektir. Ama bizler konuştukça hakikat kendine yol açacaktır ve irademiz teslim olmayacaktır.

    Çünkü biz Romanlar biliyoruz; sesimiz kesildiğinde değil, sesimiz duyulmadığında zulüm başlamıştır.

    O nedenle artık biz susmayacağız. Artık biz yokmuşuz gibi davranılamayacak. Çünkü biz buradayız ve bu kez kendi adımıza konuşuyoruz.

    ***

    Gerçek, hakikat ve hafıza: Romanlar

    Hakikatimizin ve hafızamızın tarihsel mücadelesi adına bilinmelidir ki; Roman kimliği adına söz, temsil ve otorite hakkı yalnızca Roman halkına aittir. Bu hak ne bağışlanabilir ne de devredilebilir.

    Bizler nesne değil kurucu özneyiz, hedef kitle değil tarihsel özneyiz, figüran değil hak sahibiyiz. Çünkü kimliği üzerinde söz söylemek, o toplumun var olma hakkını kurmaktır.

    Kimliğimizin yazarı biziz.
    Belleğimizin taşıyıcısı biziz.
    Geleceğimizin kurucusu da biz olacağız. Çünkü bu gelecek bize aittir.

    Ve şu gerçeği herkes duysun:
    Biz Romanlar kendi hikayemizi yazdığımızda o artık masal değil, Tarihsel Hakikatimiz ve Hafızamızdır.

    Biz buradayız.
    Biz konuşuyoruz.
    Biz karar veriyoruz.

    Amaro lav, amari zor!
    (Sözümüz gücümüzdür!)

    Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Telegram Email

    İlgili İçerikler

    24 Nisan 1915 Büyük Ermeni Soykırımı’nın şiddet mirası üzerine

    23 Nisan 2026

    Adalet zorlanınca yürür: Gülistan Doku dosyasının gerçek sahibi ‘kadınlar’ 

    21 Nisan 2026

    Nitelikli okul, nitelikli eğitim için de demokratik toplum

    21 Nisan 2026
    Destek Ol
    Yazılar
    Toros Korkmaz

    24 Nisan 1915 Büyük Ermeni Soykırımı’nın şiddet mirası üzerine

    Mehmet Murat Yıldırım

    Adalet zorlanınca yürür: Gülistan Doku dosyasının gerçek sahibi ‘kadınlar’ 

    Kenan Temir

    Nitelikli okul, nitelikli eğitim için de demokratik toplum

    Mehmet Murat Yıldırım

    Çocukların kanı üzerinde yükselen karanlık

    Bağlantıda Kalın
    • Facebook
    • Twitter
    Seçtiklerimiz
    Sertan Batur

    Okul saldırıları hakkında kısa bir değini

    Aziz Çelik

    Ortak sorunlar, ayrı 1 Mayıs’lar!

    Ümit Akçay

    İşaret fişeği atıldı

    Yakov M. Rabkin

    İsrail hem Yahudiler hem de Yahudi olmayanlar için bir tehlikedir: Siyonizmin antisemitizmi üzerine

    Güncel Kalın

    E Bültene üye olun gündemden ilk siz haberdar olun.

    Siyasi Haber, “tarafsız” değil “nesnel” olmayı esas alır. Siyasi Haber, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, doğa ve yaşam savunucuları, ezilen etnik ve inançsal topluluklardan yanadır.

    Devletten ve sermayeden bağımsızdır.

    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
    EMEK

    Hatimoğulları maden işçilerini ziyaret etti: “İktidar işçinin değil, sermayenin yanında”

    23 Nisan 2026

    Madenciler holding kapısına dayandı: “İşçinin hakkına çökenlerden hesap soracağız”

    23 Nisan 2026

    Bekaert işçisi 6 gündür direniyor: “Bizi greve işveren zorladı”

    23 Nisan 2026
    KADIN

    Gemlik’te kadınlardan barış yürüyüşü: “Müzakere koşulları derhal oluşturulmalı”

    19 Nisan 2026

    İskoçya’da sistematik erkek şiddet sonucu ölüme sürüklenen kadının davasında 8 yıl ceza

    12 Nisan 2026

    AKP’li vekilden “tek taraflı boşanma” çıkışı: Kadın örgütlerinden tepki

    11 Nisan 2026
    © 2026 Siyasi Haber. Designed by Fikir Meclisi.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.